31.05.2021, 03:03

Eskinin yenisi veresiye defterleri...

Eskiler bilir.

Ananelerimiz, hatta annelerimizin çocukluk zamanlarında veresiye defterleri ile alışverişler yapılırmış. Koca bir yılın hesabı ele geçen para ile kapatılmaya çalışılırmış.

Karalanan defterler, yeni açılan sayfalar, hüzünler ve küçük bir bakkal dükkânına sığan hayatlar.

Koca bir mahallenin yükünü çeken bakkalların veresiye defterleri.

İşte bir dönemin hikâyesi.

Küçücük bir bakkal dükkânında veresiye dayanışması ve hayatların gidişatı.

Adı; “Veresiye”...

*

Şimdilere geldiğimizde aslında değişen defterler ve bakkallar oldu.

Eskilerin veresiye defterlerinin yerini kredi kartı ve onun ödenemeyen hesap ekstreleri, bakkalların yerini büyüklü, küçüklü, zincirli marketler aldı.

*

Aradaki fark var mı?

Çok çok var.

O zamanlar dostlukla defterler kapatılırdı. Bazen sitemle.

Şimdi ödenemeyen borçlar, faizler, borç ile alınan zaman var.

*

Bir zamanlar yazdırırdı o deftere muhtaçlar, şimdi intiharın eşiğinde her biri.

Küçükken rahmetli büyükannem yine rahmetli annemin anlatışına göre mahallenin bakkalına tembih edermiş, ‘sakın benden habersiz çocuklar deftere bir şey yazdırmasın’ diye. ‘Aldıklarımız neydi ki? Leblebi tozu ve gazoz’ derdi anneciğim.

*

Alırlarmış ellerine minik defterlerini istenilen listeyi bakkal amcaları verirmiş filelerle ellerine. ‘İki ekmek, bir paket tuz, yarım kilo şeker. Az peynir...’

İnsafa gelirse bakkal amcaları bir sakız hediye edermiş gizliden.

Sevinci gör o zaman.

*

Şimdilere gelirsek çok mal var, çok fazla zararlı mal var marketlerde. Süslü janjanlı her şey çocukların gözleri önünde ama tatmin yok.

Sevinç körelmiş durumda. Ki alınan her şey kredi kartı ekstrelerinde hapsolmuş vaziyette.

*

Veresiye defterinin isimleri bankalar...

Zaruri ihtiyaç maddelerinin yeri zincir marketler.

Öyle ‘param yetmedi’ yok.

‘Alma o zaman’ var.

Kargacık burgacık yazılar yok, sabit fişler var.

Borç ödendiğinde sayfanın üzerine büyük bir çarpı çizimi yok, ödenemediğinde biriken faizler var.

*

Bizim nesil ve bizden sonra gelen yeni nesil bu defterin neye yaradığını öğrendi.

Önceden duyduğumuz, çocukluğumuzda az da olsa tanık olduğumuz o dönemi şimdilerde öğrendik.

Bu pandemi öğretti. Az da olsa kalan bakkallara mahalle aralarında marketlere direnen bakkallara uğrayın. 

Tekrar veresiye defteri açar oldular.

Eskinin yenisi geri geldi. 
Aylarca hiç ödeme yapamayacak durumda olanların istekleri geri çevrilmedi.

Nasılsa parası olacak elbet.

Elbet bitecek bu ekonomik darboğaz.

Umut var. Anlayış var.

*

Dahası öğretti mi bize dostluğun kıymetini bu pandemi?

Öğretti mi gereksiz alışverişin olmaması gerektiğini?

Öğretti mi aile kavramını?

Borcu, yetinmeyi, sevilmeyi öğretti mi?

İnşallah çok şeyi öğretti.

Ancak olumsuz birçok durumu da öğretti ve yaşattı.

Önümüze bakıyoruz artık. Umuyoruz ki, her şey çok güzel olacak...

Dip not;

Osmanlılar zamanında tebdil-i kıyâfet ile gezmek denen bir olay var.

Padişahlar yanındakilerle birlikte tebdil-i kıyâfet ile esnafı, manavı, bakkalları gezermiş.

O zamanların da var tabi bir veresiye defteri. Adı da ‘zinem defteri.’

Hatta sadece padişahlar değil, dönemin zenginleri, ileri gelenleri, söz sahibi kişilerde tebdil-i kıyâfet yaparlarmış.

Bu sayede bakkal, manav gezilir, fakir fukaranın zinem defteri kapatılır, borçlar silinirmiş.

Yakın zaman önce de askıda ekmek, askıda fatura bize kardeşliği geri getirmedi mi?

Hatta yine birçok hayırsever veresiye defteri kapatmadı mı?

Kapattı.

“Bu borçları silin” diyenlerde var şükür.

Kardeşlik unutulmadı. Sadaka böyle bir şey. Ruhu duymamalı, onuru zedelenmemeli garibin.

Birde görgüsüzler var ki onarı da söylemeden geçemeyeceğim. Maalesef ki manşetlerle boy boy kendini göstere göstere yemekler, davetler, yardımlar yapanda var.

Gizli verilen sadaka sadakadır.

Yardımlarınızı mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret edin.

Sağ elinizin verdiğini sol eliniz görmesin.

Unutun.

Sıkıntıda olanı sorun soruşturun bulun.

Çok asil bir milletiz biz.

Bunu hatırlayın.

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Temel nüktedanlığı ile sevilen, sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir.

Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır:

– Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle?
Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle der:

-Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.

 

Günün sözü;

'Bil ki güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkûmdur...''Mevlana

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@