Öldürülen kadınlar…

Boğularak, bıçaklanarak, vurularak, dövülerek öldürülen kadınlar.

Kadın cinayetleri deyince, akla ilk gelen şüphelinin, öldürülen kadının kocası veya sevgilisi olması ve yüzde doksan dokuz oranla katilin bu kişilerin çıkması korkunç gelmiyor mu size de?

Kadın cinayetlerine toplumun alışmasına mı yanalım, şiddete maruz kalan kadınların ekonomik, kültürel her kesimden olmalarına mı? Okumuşu, cahili, ekonomik özgürlüğü olanı, olmayanı…

Psikolojik şiddetten,fiziksel şiddete maruz kalan kadınlar…

Bu kadınlar aptal mı niye terk etmiyorlar ya da başlarına gelecek kötü şeyleri hissetmiyorlar… Çok mu aşık bu kadınlar? Çok mu seviyorlar?

Yok! Aşkı sevgiyi yeterince kirlettik zaten, öyle demeyelim biz.

Kadınların zekasından da şüphem yok. Ne peki?

Hepimiz yaşamışızdır. Karşımızdaki kişi, hatalı olduğu konuda o kadar inandırıcı ve ısrarcı olmuştur ki tartıştığımız konu hakkında tam eksiksiz bilgimiz olmasına rağmen kendimizden yine de şüphe ederiz.

1938 yılında Gaslight adlı bir tiyatro oyununun filme uyarlanmasından sonra, “gaslight” Türkçe karşılığı gaz lambasıdır. Filmin konusu uzman psikologların da dikkatini çekmiş ve böyle bir terimi literatürlerine eklemişlerdir.

Gregory ve Poula adlı bir çiftin hikayesinin anlatıldığı eserin konusu şöyle;

Sevgilisinin koşulsuz sevgisini kazanan Gregory kısa zamanda evleniyor. Adam, kadını öyle seviyor görünüyor ki hayatının merkezine alıyor. Tabii Paula’nın ayakları yerden kesiliyor. Adama inanıyor, güveniyor. Hatta sevdiği adamla birlikte olmak için işini bırakıyor. Daha sonra Gregory kadını başka bir şehre taşınmaya ikna ederek, onu sevdiği ve tanıdığı herkesten uzaklaştırıyor. Sonra kadının delirdiğine inandıracak bir sürü oyunlara başlıyor.

Gaz lambasının ışığını her gün birazcık kısıyor. Bunu fark ediyor ama kendinden emin olamadığı için, kocasının söylediğine inandığı için, gidip lambanın düğmesini bile çevirmiyor. Çünkü eşine söylediğinde “unutkan” ya da “şüpheci” ”hasta” veya “yorgun” olmakla suçlanıyor. Kocası evdeki her şeyin yerini değiştirerek kadının kendi aklından şüphe etmesini sağlıyor. Kadın gittikçe içine kapanıyor.

Adam kadını, her konuda manipüle etmeye devam ediyor… Ve sonunda kadın ciddi psikolojik sorunlar yaşamaya başlıyor…

Manipülasyon: İnsanları çıkarları için kullanmanın ve kontrol etmenin üstü kapalı bir biçimidir. Manipüle etmek ise bir kişinin başkasına ya da başkalarına kendi görüşlerini dayatması, zihin oyunlarıyla başkalarının düşüncelerini kontrol etmesidir.

Genellikle narsist kişilik bozukluğu olan insanlarda görülür. Neye uğradığınızı şaşırırsınız!

“Nasıl yahu illaki fark edilir, ben fark ederim” demeyin!

Sakın büyük konuşmayın. Her insan güvenmek bir insana bağlanmak, sevmek ister. Ve bazen sevgi gerçekleri görmemizin üstünü örter.

Hele bu dijital çağda, elimizdeki akıllı telefonlarla, psikolojik manipülasyona maruz kalmamak için hiçbir neden yok!

Toplumlar, ülkeler, dünya…

Tikelden tümele geçecek olursak, örnek çok.

 Manipüle edenler ve edilenler…

Vicdanımızla Tanrı arasına girenler. Lüks arabalarda gezip, bize bir parça lokmaya şükür ettirenler…Din tüccarları.

Geçmişte; Halkları manipüle edenler, Hitler, Stalin, Saddam Hüseyin ve birçok diktatörler.

Saraylardan ahkam kesenler…

Şimdi de var.

Gelecekte de olacak.

Sevin, sevilin ama kimsenin eline kontrolünüzü vermeyin.

Okuyun, araştırın, kıyaslayın.

Kimseye de körü körüne güvenmeyin.

Hadi, şimdi yerinizden kalkın ve lambayı kontrol edin!