05.05.2020, 21:26

Ezan Nedir, Niçin Okunur?

Ezan, kelime anlamı itibariyle herhangi bir şey hakkında bildiride bulunmak, duyuruda bulunmak, haber vermek anlamlarına gelir.

Ezan, kelime anlamı itibariyle herhangi bir şey hakkında bildiride bulunmak, duyuruda bulunmak, haber vermek anlamlarına gelir. Dini açıdan ise ezan, namaz vakitleri için yapılan ilahi bir duyurudur. Günde kılınan beş vakit namaz için namaz vaktinin geldiğini haber verdiği, Müslümanları, namaza davet ettiği için ilahi bir duyuru olarak kabul edilir. Öyleyse ezan, namaz vakitlerinin geldiğini haber veren, peygamberimiz tarafından uygulamaya konulmuş olan ve minarelerden ya da belirlenen yüksekçe bir yerden okunan ilahi bir davettir. Ezanda bütün amaç, namaz vaktinin geldiğini Müslümanlara duyurmaktır.

EZAN HANGİ NAMAZLAR İÇİN OKUNUR? EVDE VEYA HERHANGİBİR YERDE NAMAZ KILARSAK, EZAN OKUMAK GEREKİR Mİ?

Ezan sadece farz namazlar için okunur. Sünnet, Nafile, Şükür, Hacet ve Vacip namazlar gibi namaz türleri için ezan gerekmez.

1) Camide kılınan namazlar için zaten ezan da okunur, kamet de yapılır. Ama cemaat dağıldıktan sonra namaz için camiye gelen kişinin, tek başına kılacağı namaz için ezana ve kamete gerek görülmez. Tabi bu işlerin daha teferruatları da var. Onları camilerdeki hocalarımızdan, müftülerimizden sorarak öğrenmeleri mümkündür.

2) Evde kılınan namaza gelince, ezan, namaz vakti geldiğinden camide okunduğu için evde okunması şart değildir. Ancak okunması, daha bir faziletli sayılır. Şunu demek istiyorum. Kılınacak namaz için ezan okunmaması hatta kamet yapılmaması, namazı geçersiz hale getirmez. Yine de namazımız, Allah’ın izni ile makbuldür. Evde tek başına veya cemaatla kılınacak namazlarda, tasvip gören, ezan okunmasına gerek görmeden kamet yapılarak namazın kılınmasıdır.

3) Kişi şehir dışında ki bahçesinde çalışıyorsa ezanın da kametinde okunması sünnet olarak görülür. Kimsenin rahatsız olmayacağı böyle bir yerde dağın taşın, bütün yer altı, yer üstü mahlukatın ezan sesi ile inlemesi faydalıdır. Ama sadece kametle kılması halinde namazı Allah’ın izni ile kabul olur.

İSLAM ALEMİNDE BUGÜNKÜ OKUNAN EZAN, PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDAKİ EZANIN AYNISI MIDIR?

Evet bugün okunan ezan, Peygamberimiz zamanında okunan ezanın aynısıdır. Hiçbir değişme yoktur. Tek değişme artık teknik gelişmeler sayesinde minarelere çıkmadan ezanların mikrofon aracılığı ile cami içindeki müezzin bölmesinden okunmasıdır. Daha geniş bir sahaya yayılmasının sağlanmasıdır.

Bizler eskiden, minarelere çıkardık ve minarenin şerefiyesinde yani minarenin balkonunda, ezan okudukça sağdan sola doğru dönerek sesimiz dört bir tarafa yayılsın isterdik. Ama artık buna da ihtiyaç kalmış görünmüyor. Çünkü, minarenin dört bir tarafına hoparlör konulmuş durumda ve artık ezan bir anda her taraftan duyulabiliyor.

Bu değişiklik yanı sıra günümüzde Şiilerde küçük bir değişikliğe gidilmiştir. Şiiler Muhammedürresüllah yanı sıra, ezana ilaveten, Aliyyün veliyullah ifadesini eklerler.

EZANIN BUGÜNKÜ ŞEKLE GETİRİLMESİ NASIL OLDU?

Bilindiği gibi İslam dininde namaz, İslamiyet’in doğuşundan 9 sene sonra farz kılınmıştır. Namazın farz kılındığı ilk zamanlar, Mekke şehrinde Müslüman olanlar, Müslümanlığı kabul edenler vardı. Dolayısı ile namaz kılanlar da vardı. Ama sayısı azdı. Müslüman sayısı ile ilgili olarak verilen bilgiler tam sağlıklı değil. O günün Müslümanları, namazlarını, vakitleri birbirlerine duyurarak kılıyorlardı. Ezan okuyamıyorlardı. Çünkü Mekkeli Müşrikler Müslümanlara eza cefa yapıyordu. İki kişiyi de Müslüman oldukları için şehit etmişlerdi.. Bu sebeple ezan okumalarına imkân yoktu.

Peygamberimiz 23 yıllık peygamberlik döneminin 13 yılını Mekke’de 10 yılını da Medine’de geçirmişti. Demek ki, Mekke’de namaz farz olduktan sonra üç yıl kalan ve üç yıl Mekke’de namaz kılan Müslümanlar için bir kere bile ezan okuma imkânı bulamamıştır. Bu sebeple de Mekke'de kalındığı sürece Peygamberimiz ezan okutmamıştı.

Ayrıcı o zaman ki Müslüman olanlar genellikle gariban, fakir fukara, cariye ve köle durumunda olan insanlardı. İlk Müslümanlar öyle ağırlıklarını koyacak kişiler değillerdi. Hz. Ömerler, Hz. Hamzalar sonradan İslamiyet’e girdikleri için İslamiyet’in ilk yıllarında o cesaret ortaya konulamamıştı.

622 yılında Medine’ye hicret eden peygamberimiz, Hicretten hemen sonra da ezanı yine uygulamaya koymadı. Medine’de de önceleri namaz vakitlerini ezanla değil, sahabeler ile sokaklarda gezerek ve “Essalah, Essalah” diyerek halk namaza davet edildi. İlk zamanlar namaz vaktinin geldiği bu şekilde bildirilirdi.. Ama görüldü ki bu tutum verimli değildi. Bunun için de, peygamberimiz buna köklü bir çare aramaya karar verdi.

EZAN OKUMAK ŞART MIDIR? EZAN OKUNMADAN KILINAN NAMAZ KABUL OLUR MU ?

Ezan yani Peygamberimizin hiç terk etmediği bir sünnettir. Ezan, okunması konusunda mezhepler arasında farklılıklar olsa da genelde bazı mezheplere göre sünnet, bazı mezheplere göre de, Sünnet-i Müekkede olarak görülür. Ancak bazı Hanefi mezhebi alimlerine göre vacip olarak yorumlandığı da görülür. Hicretten önce Mekke’de müşriklerin korkusu ile hiç ezan okunmadı, Müslümanlar gizliden gizliye namazlarını kılmayı sürdürdüler. Ama ezan okunmasa da namazlar kılınmaya devam edildi. Bir ezan şartı aranmadı.

Hicretten sonra da Medine de, bir süre daha ezan okunmadan namazlar kılındı. Ashap namaz vaktini kendi aralarında duyurarak kılmayı sürdürdüler. Bir süre de, namaz vaktini duyurmak için ashaptan bazıları sokaklarda “Essalah, essalah” diyerek dolaştılar ve namaz vakitlerini bu şekilde duyurdular. Yani o zamanlar ezan okunmadı diye namazlarının kabul olmadığından bahseden olmamıştır. Çünkü ezan farz olan bir çağrı değildir. Allah indinde elbette ki namazlar kabul olmuştur.

Eğer ezan okunmadan kılınacak namazlar kabul olmayacak olsaydı, tabi ki Peygamberimiz bunu Müslümanlara bildirirdi. Burada ezandan amaç, namazların vaktinde kılınmasını sağlamaktır. Ama biz şimdi her türlü imkâna sahipken ezan okunmasın demek istemiyoruz. Elbette ki ezanlarımız okunacaktır. Allah bu ülkenin semalarından ezan seslerini eksik etmesin. Mehmet Akif'in dediği gibi, (Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.) Ezanlar bizim şiarımızdır. Ezansız bir cami, ezansız bir namaz ezansız bir Müslüman yerleşim yeri düşünemeyiz.

Bugünkü düzen, ezan okunmasını sağlayan bir düzendir. Devletimiz ve halkımız bu imkânı sağlamıştır. Artık ezanlar bir ülkenin bir şehrin Müslüman olduğunu gösteren güzellikleridir. Bizim anlatmak istediğimiz, vaktinde kılınmak şartı ile ezan okunmadan kılınan namazlar olmuşsa inşallah Allah indinde onlar da kabul olmuştur. Tekrarlanmaya gerek yoktur.

KAMET NEDİR, EZANLA KAMET AYNI ŞEY MİDİR? FARKLARI VAR MI?

Ezan ile kamet aynı şey sayılır. Sadece kamette, sona gelindiğinde,(kadgametissalatü, kadkametissalah) ifadesi eklenir. Bunun almamı da, (namaz başladı) anlamına gelir. Daha başka bir ifade ile, (Namaz başlıyor. Hazır olun) demektir. Cematın imama uymasını sağlamaya yönelik ilave edilmiş olan bir cümledir.

Diğer yönleri ile ezan ile kamet arasında hiçbir fark yoktur.

Peygamberimiz zamanında Bilal-i Habeşi ile, İbrahim En Nevai’nin (Peygamberimizin Müezzinleri) kamet esnasında aynen ezanda olduğu gibi ezan seslerinin çift söylendiği, Abbasiler zamanında cemaatin daha fazla bekletilmemesi için ezan seslerinin teke indirildiği nakledilir. Ancak kamette daha sonraları peygamberimiz zamanında yapıldığı gibi çift söyleme geçildiği İslami kayıtlarda geçer. Tirmizi’nin naklettiğine göre Peygamberimizin Bilal-i Habeşi’ye, “Ezan okurken yavaş. Kamet yaparken daha hızlı oku” buyurduğu bilinmektedir. Bu bakımdan Kamet, (İlave edilecek Kadkametissalah) sözün ilavesiyle ezanın hızlı bir şekilde okunması hâlidir. Müezzinlerimizin kametleri hızlı yapmaları bu sebeptendir.

BİR MÜSLÜMAN, EZAN OKUNDUĞUNU DUYDUĞU ZAMAN NE YAPMALIDIR? NE DEMELİDİR?

Tabi ki ezan, Müslümanları camiye davet ediyor ve namaz vaktinin de geldiğini duyuruyor. Bu sesi yani ezan sesini duyan bir Müslüman ne demeli ve bu çağrıyı duyunca nasıl karşılık vermelidir. Yapacağı bir şey var mıdır? Ona bakalım.

C.Allah ve peygamberimiz, ezana karşı saygılı olunmasını istiyor. Saygılı olunursa, Allah katında o kişi için ecir vardır, sevap vardır. Allah’ın emrini tutma vardır. Bunu hem hadislerden hem de, Hac Suresi 30. ayetinden anlıyoruz. C.Allah bu ayetinde, “Her kim Allah’ın ve Resulü'nün, hürmet edilmesini istediği şeylere saygı gösterirse bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır” (Hac-30) öyleyse, ezanı duyduğumuz zaman Allah’ı anmayı, hakkımızda hayırlar dilemeyi unutmamalıyız.

Saygımızı nasıl göstereceğimize bakalım. İki şekilde gösterebiliriz. 1) Dilimizle,ruhumuzla, kalben saygı gösterebiliriz. 2) Tutum ve davranışlarımızla, bedeni hareketlerimizle saygı gösterebiliriz. Bunların ne şekilde olabileceğine bakalım.

1) Peygamberimiz, ezana hürmet edilmesini, saygı gösterilmesini istiyor. O’nun ifadesine göre, en azından “aziz Allah, hak bir Muhammedürrasülullah diyerek” yaratanı anar ve söyleyeceğimiz sözlerle saygı gösterebiliriz. Veya “hayırlar gönder ya rabbi” gibi dualarda bulunarak da gösterebiliriz. Amaç, Allah’ı anma peygamberimze salat ve selam gönderme şeklinde saygı gösterme olabilir.

Namaza ve Allah’a davet anlamını da taşıyan ezan duyulduğu zaman O’na bu saygının gösterilmesi gerekir o bakımdan Allah’ın anılması kişiyi de hayra götürecektir. Müslümanlar genellikle, “Aziz Allah” veya “hayırlar gönder yarabbi” gibi bir dualarda bulunarak saygı gösterebilirler. Böyle yaparsak inanıyorum ki bu, kişi için faydalıdır. Allah da onun işini rast getirir. Hastasına şifa, derdine deva olur.

2) İkinci saygı gösterme hali de bedenen yapılabilecek bir saygı gösterme halidir. Mesela ezan okunurken, hareketlerimize de çeki düzen verebiliriz. Bir örnek vermek gerekirse, mesela ayağımız, ayağımız üzerine atılıysa, hemen normal hâle getirmek bu tür saygı hâlidir. Yine mesela konuşuyorsak, konuşmamızı kesip ezanı dinleyebiliriz. Uygunsuz bir davranış içindeysek derhal terk edebiliriz. Bütün bunlar bedenen gösterilecek saygı içine giren örneklerdendir.

Ama, İstiklal marşını dinler gibi esas duruşa geçin filan demiyoruz. Oturuyorsak yine oturmamıza devam edelim ama nasıl saygı gösterileceğini Allah’a şükrün nasıl yapılacağını hepimiz biliriz. O saygıyı göstermeliyiz.. Bazı Ulema, Kur'an dahi okuyor olsanız, okumayı kesin ve ezandan sonra devam edin diyor.

Düşünürsek ne denilmek istendiğini her halde anlarız. Ezana saygı isteniyor. Olay budur.

EZAN NEDEN TÜRKÇE OKUNDU VE SONRA BUNDAN NEDEN DÖNÜLDÜ?

Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de değişik görüşte olan insanlar var. Bu durumu normal karşılamak gerekir. Tornadan çıkma insanlar olamaz. Olmamalı da. Çünkü bu durum, bu farklılık, bir yönü ile toplum zenginliğidir.

Değişik görüşteki insanlar iktidar olunca kendi görüşlerini uygulamaya sokuyorlar. Her şeyin Türkçe olmasını ve herkes tarafından anlaşılmasını isteyen öz Türkçeci gruplar, 1932 yılında, ezanın da anlaşılır olmasını sağlamak amacı ile, o zaman ki hükümete ve özellikle de Atatürk’e ezanın Türkçe okunması baskısını yapmaya başladılar. O zamanın gazetelerinden öğrendiğimiz budur. Türkçe okunmasından yana olan gruplar da baskılarını gittikçe artırıyorlardı.

Anlaşıldığı kadarı ile bu baskılar sonucu, Diyanet İşleri herhalde bir deneme yapmak ve halkın da bu konudaki görüşünü almak için 1932 yılının ocak ayında Fatih Camiinde ikindi namazında ezanın Türkçe okunacağı halka duyuruluyor. O günün gazeteleri de, yazarları da, bazı din adamları da buna destek veriyorlar. Ve bunu duyan halktan bir kısmı ikindi vakti Fatih camiine koşuyor. Gazete haberlerinden anlaşıldığına göre, caminin etrafı bu uygulamayı görmek isteyen halk tarafından dolduruluyor.

O tarihlerde sesinin güzelliği ile tanınan hafız Esat Bey, ikindi namazında ezanı önce Arapça, arkasından da Türkçe okuyarak Türkiye’de bir ilki uygulamayı başlatıyor. Tabi bu durumdan, o zamanki Türkçeci gurup çok memnun oluyor. Bu grup, bu sefer bütün camilerde Türkçe okunması baskısını yapmaya başlıyor. Ve netice de bu ezanın Türkçe okunması isteği basının da teşviki ile devlet erkanına, devlet saflarına da ulaşıyor. Yine zamanın gazetelerinden alınan bilgilere göre, 4 Şubat Kadir Gecesi'nde Ayasofya camiinde kılınan yatsı namazında 40 bin kişi Ayasofya içinde, 30 bin kişi de cami dışında namazlarını kılıyorlar ve toplam 70 bin kişinin kıldığı bu namaz uygulamasından sonra da, ezanın Türkçe okunması tasvip gördü, görüşü sonucunda, 18 Temmuz. 1932 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çıkardığı bir emir ile bütün Türkiye’de ezanlar Türkçe okunmaya başlanıyor ve bu uygulama 1950 yılına kadar, 18 yıl süre ile devam ediyor.

Tabi Diyanet İşleri'nin bu emri, halkın büyük bir kısmı tarafından, pek tasvip görmüyor. Ve bu kesim, Diyanetin verdiği bu emri de, baskı ile verilen bir emir olarak görüyor. Ortaya çıkan manzaraya göre, ezanın Türkçe olarak okunmasından sadece öz Türkçeci gruplar memnun kalıyor. Aslında Anadolu insanının büyük bir çoğunluğu bundan çok da memnun değillerdi. Ama emir öyle olduğu için göze batacak her yerleşim alanında ezan Türkçe okunmaya devam etti. Ancak köylerde, dikkati çekmeyecek yerlerde kaçak olarak yine de ezanlar Arapça okunmaya devam edildi. Bu da halktan alınan bilgilere dayanmaktadır.

Demek ki ezanın Türkçe okunmasının isteyenlerin amacı, ezanın anlamını herkesin anlamasını, bilmesini sağlamak, Türkçeye önem vermekten başka bir şey değildir.

EZANIN ARAPÇA OKUNMASINI İSTEYENLER, ACABA NİÇİN ARAPÇA OKUNMASINI İSTEDİLER?

Arapça ezan isteyenler, ezan okunması ile namaz ve Hac gibi ibadetlerin bütün İslam âleminde olduğu gibi Arapça yapılması gerektiğini savunuyorlardı. Hanefi ve Hanbeli mezheplerine göre ezan ancak Arapça lisanına göre okunabilir. Bu mezhep kuralı nedeni ile ve Tabi ki halkın büyük çoğunluğunun isteği de bu olduğu için tekrar ezanın Arapça okunması usulüne dönüldü. Türkiye de bu olay, yani ezanın Türkçe okunması, ibadetlerin Türkçe yapılması olayı, bazı çevrelerin de karşı propaganda ve kışkırtması ile iktidar değişimine bile sebep oldu. Bu, hâlen belli kesimlerde gizliden gizliye çekişme ve tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Bu meselenin, yani Arapça ezan okunmasına sebep olan meselenin altında yatan bazı nedenler var. Esas onları görmek gerekir diye düşünüyorum. Onları anlatırsak, halkın büyük bir kesiminin neden Ezanın Arapça okunmasını istediğini herhalde daha iyi anlarız. Bu nedenleri beş başlıkta toplayabiliriz.

1) Birinci neden, Hanefi mezhebine göre ezanın Arapça okunmasının vacip olduğu görüşünün olmasıdır. İslam ulemasının görüşünün bu yönde oluşu bir etken olarak kendini gösterir.

2) Arapça ezan okunması isteğinin ikinci önemli nedeni, Arapça ezan şeklinin Peygamberimiz tarafından bu şekilde tespit edilmesidir. Hicretin ikinci yılında ezan okunması şekli üzerinde uzun çalışmalar yapılarak ezana son şekil olarak bugünkü okunuş şeklinin peygamberimiz tarafından verilmesi ve bu belirlenmeyi de Peygamberimizin yapmış olması, ezanın Arapça okunması gereğine sebep olmuştur.
3) Peygamberimizce ezana bugünkü şeklinin verilmesinde Abdullah b. Zeyd’in ve Hz. Ömer’in gördüğü rüyalar da rol oynadığından, sahabelerin peygamberimizce sadık rüya olarak nitelendirilerek o şekilde okunmasına izin vermesi, Arapça okunmasında ayrı bir etken olmuştur. Çünkü bu rüyaların Allah katından birer ilham olduğu kanaati de bulunmaktadır. Üçüncü bir etken de bu olay görünmektedir.

4) Diğer bir etken de, ezanın bu şekilde okunmasında, Peygamberimizin, 4 halifenin ve İslam âlimlerinin anamızın, babamızın, atalarımızın hatıraları bulunmaktadır. Onların hatıralarını yıkıp yeni bir düzen kurulması da, halkın tasvibini alamamıştır. Bu hatıra durumu da rol oynamıştır.

5) Önemli bir neden olarak da, ezanın bütün dünyada Arapça okunmasının rolüdür. Bütün dünyada da namaz vakitlerinin bildirilmesi ile namaza davetin müşterek ve aynı olması, Müslümanların yaşamlarını kolaylaştıracağından Arapça şekli ile kalması, halkın büyük bir çoğunluğu tarafından tasvip görmüştür. Başka bir ülkede olan Müslüman, cami minaresinden okunan ezan mı, selamı yoksa başka bir tebliğ mi olduğunu anlaması, ancak Arapça okunursa anlaşılacağından, ezanın Arapça okunması, yine halkın büyük çoğunluğu tarafından tasvip görmektedir.

Bu beş neden ve benzerler sebebi ile ve bir de halkın büyük çoğunluğunun, Arapça okunması halinde kutsallık kazanacağı, Türkçe okunmasının kişiyi dinden uzaklaştıracağı kanaati ile, 18 yıl sonra tekrar Arapça ezan okunmasına geçilmiştir.

Çocukların kulağına niçin ezan ve kamet okunur?

İslam âleminde tabi ki ülkemiz de yeni doğan çocuklarımızın kulağına ezan okumak gibi güzel bir âdetimiz var. Doğan bir yavrumuzun kulağına okuduğumuz ezan, evladımızın kulağına ilk giden ses Allah kelamı olsun. Daima ezanları duyan, Allah yolunda olan bir hayırlı evlat olsan. Ezanını, kitabını, Allah ve resulünü bilsin. Yavrumuz kulağına okunan bu ezanla, Allah’ın sesini duymuş, ezan sayesinde Allah ile tanışmış olsun.

Çocuğun kulağına ezan okunmasının zamanı diye bir şey yoktur. Ona isim bile vermeden doğum sonrası isim hemen verilebilir. Kulağına okunacak ezan ve kametle ilk defa C.Allah ile tanışması amaçlandığından erkenden bu görevin yapılmasında fayda vardır. İslam uleması tarafından bebeğin ezan aracılığı ile C. Allah ile tanışmasını sağlamak içöin ezan okunmasında acele edilmesi istenir. Hatta isim konulmasının beklenilmemesi tavsiyesi bile yapılır.

Bu âdet, bu görüş, peygamberimizin bir hadisinden kaynaklanmaktadır. Hz. Hasan doğduğu zaman, Peygamberimiz torunu küçük Hasan'ı kucağına alarak sağ kulağına ezanı, sol kulağına da kameti okuduğu nakledilir. Bu hadis-i Şerif bize, İslam’da Peygamberimizin sünnetine dayanan bir adet ve geleneğin bulunduğunu göstermektedir. Müslümanlar da bugün aynısını yaparlar ve bu sünnete uyarlar. Tabi ki uymakta da fayda vardır.

AYET

Sadakaları gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara-271)

HADİS

Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, kötü konuşmasın. Eğer biri kendisiyle döğüşmeye, söğüşmeye kalkarsa, iki defa (Ben oruçluyum) desin.” (Buhari, Müslim)

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@