Sanat hayatın yansıması, sanatçı da bu yansıyı inşaa eden duvar işçisidir. Vejdin Çiçek bu düşüncemi perçinleyen şairlerdendir.

Şair Vejdin Çiçek’i geçtiğimiz yılın başlarında tanıdım. “Yanan Külde Vuruldum” adlı şiir kitabı yeni çıkmıştı. Turuncu TV’ye konuk olma davetimi kırmadı ve güzel bir sohbet gerçekleştirdik . Hayatını emekten yana bir tavırla kurmuş bu işçinin mısralarını okumaktan ve tartışmaktan büyük keyif almıştım.

Aradan geçen bir yıllık zaman dilimi içinde Vejdin Çiçek, üretken bir şair olduğunu gösterdi. Hatta İşçi Şair, bu üretkenliğinin tesadüf olmadığını da ortaya koyan bir eserle karşımıza çıktı: Musa Anter Destanı.

Musa Anter, her takvim yaprağına bir faili meçhul ve acının düştüğü coğrafyamızda, maalesef öldürülen gazeteciler listesinde sembol olmuş bir isimlerden biri. Bütün vicdan sahibi insanlar, onun ak saçlı hali ve 70’i aşkın yaşıyla katledilişini hala hatırlar ve kabullenmez. Vejdin Çiçek de kabullenemeyen vicdanlar ki, yüreğiyle yazdığı bir metni kaleme almış. Musa Anter bugüne kadar şiir-destan olarak yazılmamıştı. Şair Çiçek, bu destanla vicdanını mısralarda dile getirirken, unutmanın ihanete dönüşmemesi için şiirden güç alıyor.

İşçi Şair Vejdin Çiçek, kısa ama çarpıcı imgelerle, diyalogun, tarihsel bilginin imkanlarından faydalanarak destanını örmüş. 1920’de Mardin’de doğmuş Musa Anter. Çiçek, belki her dönemi ayrı bir film, roman ve belgesel olmayı hak eden bu yaşamın gerçekliğine oldukça hakim. Yeri geldiğinde Musa Anter’i başarıyla konuşturmasının nedeni de budur belki. Anter’in şaire seslendiği bölümlerde de hafıza aktarımı olduğu okuyucunun gözünden kaçmıyor.

Faşizmin ülkemize etkisini Anter'in hayatından yola çıkarak anlatmış Çiçek. Ama orada da durmamış. 1990’lara gelindiğinde hala mahkeme salonlarına taşınan Musa anter inançlı ve inatçılığından taviz vermez duruşunu koruyordu . Bir yandan da mizahtan güç alarak sırtlanıyordu mahkeme salonlarının yükünü. Çiçek, Anter’in bu yönünü de başarıyla anlatmış kitabında.

Şiir, edebi çalışmalar içindeki en kişisel sanattır. Bu nedenle şiir tahlili yapmayı haddimi aşmak olarak görürüm. Ancak, Çiçek’in şiirinin kişisel olduğu kadar, faili belli cinayetler çağına bir çığlık olduğunu hissettim. Musa Anter Destanı bu coğrafyanın ortak ağıtlarından biri olarak doğdu. Sahiplenmem de kaçınılmazdı bu durumda. O nedenle şiir sanatına dair yazma tedirginliğimi gönül rahatlığıyla bir kenara bırakıyorum.

Yazımı destandan birkaç dizeyle sonlandırıyorum:

Şairim, genç kardeşim

Daha da ne diyeyim…

Olsun böyle sesimi soluğumu kuşattığını düşlesinler

Benim hasretim farklı

Umut etmesem

Nefes girmez yürek kapımdan içeri