22.10.2016, 21:00

Farkındalık…

“Kanser, tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu hepinizin bildiği gibi?

Metropol yaşamın getirileri, stres, depresyon ve hormonlu gıdalar kanserin ilerlemesinde büyük etken ne yazık ki onu da biliyorsunuz?

Ve ‘Ekim ayı’da dünyada meme kanseri yaygın bir dönem yaşadığından Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Meme Kanseri Farkındalık' ayı olarak kabul edilir ki bu sağlık sorununa dikkat çekilerek önlemler alınsın.

Veee işte bu nedenden dolayı da ülkemizde olağan toplantılar, seminerler, tanıtımlar, erken tanı ve kendi kendine muayene yolları üzerine bilgilendirmeler artar da artar bu ayda.

*

Bilgi, bilgi, bilgi. Çok bilgi verilir.

Ancak ülkemizde her 7 kadından biri yine de meme kanserine yakalanıyor bu denli bilgi bombardımanında. Neden acaba?

Bu duyduğunuz, bildiğiniz ve ürktüğünüz gerçeklerin bir parçası ne yazık ki. Bilip bilmediğiniz değil, duyduklarınız sizin içinizde şekillenir aslında.

Demek ki konu bilgi değil.

Konu bize sunulan seçenekler. Bize yedirilen besinler, kandırmacalar, dayatılan ilaçlar, koruyucular, hormonlar ve saire…

*

Tüm çabalara rağmen rakam ürkütücü, ancak bu rakamı da alaşağı eden düzenlemeler yok bizde.

Ama düzenleme yerine GDO var.

Koruyucular var.

Hormonlar var.

Renklendiriciler var.

Giysilerde, ayakkabılarda kimyasal renkler var.

Sera üretimleri ise tam gaz.

Tarımsal ilaçlar ve kimyasallar cabası.

Üstelik organik adı altında soygunlar da devam ediyor.

*

Aslında doğal olması gereken sebzelere, meyvelere, etlere hak ettiğinden daha da fazla paralar saçıyoruz.

Çok büyük politika gerek tüm bunları aşmak için.

Çok büyük yürek gerek tüm bunların karşısında durabilmek için.

Çok büyük çaba gerek kısır tohumu ülkemize sokmamak için.

Çok büyük özveri gerek doğallığımızı korumak için.

Tüm bunlar olmuyor iken kanser arttı diye dövünmenin manası ne?

Elbette artacak.

Her şey artması için zaten.

 

*

‘Meme kanseri erken yakalanıldığı sürece tedavi edilebilir bir hastalıktır’ diye yıllardır çırpınmamıza rağmen bu gerçeği değiştirebildik mi?

Hayır…

Ne yazık ki hayır…

Diyebilmek isterdim ki evet, değiştirdik. Kadınlarımızın korkusu azaldı.

Ancak her bir kanser vakasında olduğu gibi, meme kanserinde de bunu diyemiyoruz.

Ve daha da ürkütücü bir gerçek var ki, “Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine gore 2050 yıllarında her 4 kadından birinin kanser olabilmesi ihtimalin arttıkça artması.

*

 

Dünyada her yıl 10 milyon insan kansere yakalanırken, 6 milyon insan da kanserden ölürken, ülkemizde de her yıl 140-150 bin arasında yeni kanser vakası ortaya çıkarken bu vurdum duymazlık, bu bozulma acaba ne zaman son bulacak?

Ve her yıl 70 ile 90 bin arasında kansere bağlı ölüm bizi kuşatıyor iken nasıl da pişkinler?

Nasıl da hiç bir şey yokmuş gibi hala hormonun kullanılmasına izin var?

Nasıl da hibrit girişi var?

Aklım almıyor.

Aslında gerçekleri biliyoruz da hiç bir şey elimizden gelmiyor.

İşte bu nedenle derinden üzülüyorum.

*

 

Yine de klasik her yıl doktorların ortaya çıkıp tekrarladıkları basit bilgiyi paylaşalım. ‘Kadınlarımız bilgilenmeli ve elle muayene yapılmalı, riskler bilinmeli.’ Falan filan.

Unutmayalım!

‘Meme kanseri bilgisizlikle gelişmektedir’, diye bas bas bağırıp konuşmak yetmez.

Umursamış görünmek yetmez.

Yetecek tek şey daha fazla kişi yitip gitmeden tarım önlemlerini almak. Daha yaşanabilir çevre yaratmak ve hibriti, hormonu, koruyucuları, kimyasal ilaçların hepsini ve GDO’yu tamamen ülkemizden yok etmektir.

*

Hormonlar, stres, çevresel etkenler, yanlış beslenme alışkanlıkları ve kalıtım hücrelerimizde, dokularımızda çeşitli değişikliklere yol açıyor iken, inşallah yakın gelecekte yaşanabilir bir çevre ve beslenme şekli benimsenir de, insanlık yavaş yavaş esaretten, hastalıklara mahkum edilmekten ve ilaç tuzağından kurtulur.

*

Yeşili katlederek, mevsimsiz yiyecekleri boy boy manavlarda sergileyerek bu işi çözemediğimiz gibi daha da beter ediyoruz.

Ve acı bir gerçekte şu ki, talep var ki arz oluyor. Siz kışın domates yemek istemezseniz seralar kışa boy boy domates çıkarır mı?

Demek ki almayacaksınız ki üretilmesin.

Ancak ben daha bu bilinci ülkemizde göremiyorum.

*

 

Farkındalık nedir?

Bilmektir.

Bilincinizle ruhunuzla bilmektir.

Farkındasınız oysa her şeyin koruyucu ve hormonlu olduğuna.

Ancak alıyorsunuz.

Bile bile tüketebiliyorsunuz.

Demek ki, farkında olmak yetmiyor.

Farkında olup uygulayabilmek gerekiyor.

Açgözlülüğümüzü artık bir kenara atabilmek gerekiyor.

Farkında olup ‘cesaret’ gerekiyor.

*

Robert İngersoll der ki;
“Korku beyni felce uğratır. İlerleme cesaretten doğar,
Korku inanır, cesaret şüphe eder, Korku yere düşer ve dua eder, 
Cesaret ayakta durur ve düşünür, Korku kaçar, cesaret ilerler, 
Korku barbarlıktır, cesaret uygarlık”...

Bize de cesaret gerek...

 

 

Dip not;

 

Fark edilen değişiklikler, riskler ve korunma…

Memede ve koltuk altında hissedilen şişlik ve sertlikler, meme başından kirli, bulanık kanlı akıntı gelmesi, meme başında içeri çekilme ve ağrı ile meme ve meme başının cildinde oluşan değişiklikler fark ettiğinizde gecikmeden erken tanı için önlem alınması şarttır.

Ve artık erken tanıda ‘Termal kamera’ yöntemi geliştirildi bilginize.

Termal kamera denen görüntüleme yöntemi kısaca; gözle görülmeyen IR enerjiyi (ısıyı) esas alan ve görüntünün genel yapısını ısıya göre oluşmuş renkler ve şekiller ile belirleyen bir yöntem.

Menopoz döneminin 55 yaşından sonra olması ve ergenlik dönemindeki adet kanamalarının 12 yaşın altında başlaması risktir.

Hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumun 30 yaşın üzerinde yapılması risktir.

Çok uzun süre ile doğum kontrol hapı kullanmak ve menopozun gecikmesi için kullanılan hormonların çok uzun süre bilinçsizce alınması risktir.

Aşırı derecede alkol- sigara tüketimi, yağlı beslenme, hızlı kilo alımı risktir.

Bu nedenle korunmak için alkol ve sigara alımını azaltarak ya da bırakarak işe başlayabilirsiniz.

Hormonsuz, hibrit olmayan sebze ve meyve ağırlıklı sağlıklı bir beslenme türü benimseyerek, az yağlı yiyecekler tüketerek ve hiç olmazsa her gün 45 dakika yürüyerek işe başlayabilirsiniz.

Bu öneriler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilir, ancak yine de tekrarlıyorum katı önlemleri devletimizin alması gerek ki gerçek çözüme kapımızı aralayalım…

 

Cehennemimiz…

“Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem”den uzak olmak nedir sizce?

Bence yüreği sevgi ile kaplamaktır. Merhamete açmaktır.

Yüreğinde sevgi ve merhamet kalmamışsa bir kişinin, vicdanı ile baş başa değildir. Ve vicdanı ile baş başa olmayanların yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemdir.

İşte o cehennem kapıları ona açılmıştır artık.

Fersah fersah kuşatır sizi fark etmezsiniz.

İki dünya arasındaki sınırdır vicdan.

Ve biz merhamete, vicdana kapılarımızı ne kadar çabuk aralarsak o derece de mutluluk kapılarını da aralamış oluruz.

Her işiniz vicdan ile olsun. Eşit tartınız merhamet ile olsun.

Oysaki şu toplumumuzda vicdan nerede saklandı gören var mı?

Mutluluk kapılarını beraber aralamak için var gücümüzle hayattaki rehberimiz olan gönlümüze sarılanımız var mı?

Nerede saklandı insani vasıflarımız bilen var mı?

Bölücülük kaosta.

Son şekillenen her durum vicdanların yansımasıdır.

Vicdanlı olmakta neden başarılı olamıyoruz biliyor musunuz?

Şuursuzluktan...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

 

Hoca'ya: 
- "Efendi" demişler, "padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi ?"

- "Çiftçi büyük elbet" demiş Hoca ve eklemiş; "Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür."

 

 

Günün sözü; “Asıl mucize kendine inanmaktır; sonrası hep olağan şeyler.”
Goethe

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@