23.07.2017, 08:03

Farklılıklar ve kabul…

Birçok farklı kimlik var.

Görüş var.

İçimizde barındırdığımız birçok insan gurubu var.

İşte bu farklılıklar içinde yaşamak, hatta büyük heyecanlar ve olaylar silsilesi içinde yaşamak kolay mı?

Yıkıcılıklar olmadan bu kadar çok kişi ile yaşamak olur mu? Elbette olmaz.

Bir arada farklılıklar ile bütünlenilir.

*

Kolay değildir birçok toplulukla aynı dili konuşmadan kaynaşabilmek.

Dünya’nın bu küresel düzen farklılıkları sadece ve sadece saygı ile aşılabilir ki, bunu gösterebilen yok daha.

Ya da çok az.

Ülkemizde ise bu zemin ne yazık ki daha hiç oturamadı. Özellikle toplumda ve siyasi rekabette.

Ne yazık ki yine barışçıl ve hukuk çerçevesinde toplumun yararına davranabilen de çok az.

*

Konuşan çok.

Ancak saygısızca ve fütursuzca.

Barışçıl olan ve doğayı, toplumu, ezilmişi kurup gözeten, demokratik kişilikler az.

Siz düşünüyor musunuz ülkemiz gerçekten tam bir demokratik düzende, saygı içinde?

Yok maalesef.

*

Aslında tam anlamıyla demokratik bir düzen dünyada da sınırlı.

Aşırı güç yoğunlaşması artışı var iken, ülkemizde de olması garip olamaz. Bu beklenendir.

Kural tanımayan, fütursuzluklar dünya genelinde büyük artış sergiler iken, ülkemiz geri kalır mı?

Kalmaz.

 

*

Yasa ve kural tanımayan bir başkan kazanan dünya, insan olarak yeryüzünde boy gösteren onaylayan birçok kişiyi barındırmaz mı?

Keyfi yönetim tarzı bütün ülkelerde sorun iken, biz geri kalır mıyız?

Saygısızlık her kesimde büyük artış gösterir iken, ufacık çocuklar saygısız diye nasıl hayıflanalım ki?

Onlar da bizden öğreniyorlar sonuçta.

Farklı bir yerden ders almıyorlar ki.

 

*

Adalet duygusunun ciddi anlamda gelişmesi gerek diyoruz.

Oysa evde, işte, arkadaşlarınızla adaletli misiniz?

Eşinize, çocuğunuza, karınıza, kocanıza, annenize, babanıza adaletli misiniz?

Değilseniz nasıl beklersiniz adaleti, adaletli davranılmasını?

Ektiğimizi biçmiyor muyuz biz?

Toplumsal kutuplaşma diyorsunuz. Oysa kutuplaşmayı her birey kendisi de yapmıyor mu?

Çok mu birleştiriciyiz?

*

Basit çocuk kavgasında dahi kendi çocuğunu halksız da olsa haklı sayıp karşıya küfreden bir toplum var önümüzde.

Demokratik zemini ne olursa olsun, toplum demokratik değil öncelikle.

Toplumun genelinde endişe, öfke ve umutsuzluk gibi duygular kabartılıyorsa bunu en başta suçlusu yine öz eleştiri yapmayan bizleriz.

*

Öte yandan yine son dönemde bir sürü ayrımcılık ve faklılıkları kendi içimizde şekillendiren bizleriz.

Kalıcı ve adil bir barışa ulaşmak için gereken önce kendi içimizde barış sağlamak.

Kendinde barış sağlayamayan elbette koyun sürüsü olacaktır. Kaçışı yok.

Siyasiler sürecektir toplumu, güç heveslileri sürecektir, ilaç firmaları sürecektir, tohumcular sürecektir, ekonomistler sürecektir, müteahhitler sürecektir.

*

Çok uzun bir zamandır toplumumuz çok büyük kayıplar vermedi mi?

Çok büyük acılar yaşamadık mı?

Çok büyük akıl tutulmaları kapımızı çalmadı mı?

Psikolojik ve sosyal olarak örselenmedik mi?

Uzun zamandır toplumun bağları gevşetilmedi mi?

Karanlıklara çekilmedik mi?

Terör ile vurulmadık mı?

Artık birlikte yaşamak istemeyeceğimiz birçok farklılık ile yüzleşmedik mi?

*

Unutmayalım ki;

Karanlık bir noktaya doğru sürüklenen sadece insan değil, toplumsal bir bellek.

Bu nedenle farklılıkları kabullenmek en iyi çözüm.

Eşitlik, özgürlük, adalet ile bütünleşmek en iyi çözüm.

Barışçıl temelde bir millet olmak en iyi çözüm.

Bizim başka bir yolumuz yok.

*

Mevcudiyetimizi tehdit eden birçok oyun var.

Ailesel ve toplumsal bağlarımızı zayıflatan pek çok durum var.

Dünya da bir kontrol mekanizması var.

İşte bu bilinçle en gerçeği bulmak için çabalamalıyız.

Önce sorun ve öğrenin nereye gidiyoruz?

Toplumsal bağlarımız kopuyor mu yoksa?

Bu sorulara cevabınız her ne ise onunla uğraşıp asıl vazifenizden geri kalmayın.

Asıl vazife kendinizde ki nefreti yenmektir.

Toplum olarak özgür olmak istiyorsak, bütünleşmenin kapısını önce farklılıkları ve farklı olanları kabulle aralamalı ve zorbalığın, savaşın bitirilmesi için içimizde ki büyük savaşı yok etmeliyiz.

Peygamberimiz "En büyük savaş nefisle yapılan savaştır." demiş midir?

Lütfen hep birlikte barışı ve güzelliği sahiplenelim.

Çok geç olmadan!

 

Dip notlar;

 

 

Toplumsal aşınma…

Toplumumuzda neler oluyor?

Dilimizin varmadığı, pek çok şiddet olayı ailesini, annesini, babasını öldürenler, masumların katledilmesi, tecavüzler, tacizler, öfkeli, gençler vs vs daha birçok 3. Sayfa olayı ile yüzleşiyoruz hemen hemen her gün.

İşsizlik yüzünden hayatına kastedenler var. Örnekler o kadar çok ki. Yurdumuz dört bir yanından duymak istemediğimiz bir sürü öfke patlaması aslında uyanmamız gerektiğini bize haykırıyor.

Haykırış toplumsal ruh halimizin durumudur.

Bütünlüğümüzün bozulduğunun sözüdür.

Endişelerin vücut bulmuş halidir.

Gelişen teknolojinin aslında insanı yabancılaştırdığının bir yansımasıdır.

İletişim çağında iletişimsizliği yaşayabilirsiniz.

Solmaya yüz tutan aile bağlarını görebilirsiniz.

Büyük şehirleşme ve göç nedeniyle suç görebilirsiniz.

Toplumsal kontrolün hızla faklı düzende arttığını görebilirsiniz.

Yetersiz yaptırımların fazlalaştığını, insanımızın modernleşme baskısıyla her geçen gün daha da köreldiğini ve cahilleştiğini görebilirsiniz.

Bir gerçek olarak karşımızda duran eğitimli cahilliğin artışıdır.

Bakın ki etrafınıza her türlü tehditten daha da sinsi bir tehdittir eğitimli cahil olmak.

Mevcut tehditlerden daha da beteridir.

Toplumsal bütünlüğü değişik kontrol mekanizmaları ile kontrol etmek bir zaman sonra kontrolsüz öfkeli toplum yaratılarak çökertmek en sinsi durumdur.

İşte bu da toplumsal aşınmanın çaresidir.

Yoksa adım atamayacağız, konuşamayacağız, sokağa dahi çıkamayan korkak kişiler olacağız.

Güvensiz, korkak, birbirine nefretle bakan kişilerden oluşan sadece kendini düşünen toplumlar demek tüm dünyanın ayrışması demektir.

Güvensiz dünya portresi ile karşı karşıya kalacağımız günler olmaması için hep beraber kucaklaşalım.

Tehlikeyi görün artık…

 

Öğüt kabul etmek…

Olayları bir bütün olarak değerlendirebilmek meziyettir.

Ve bu değerlendirme içinde ki büyük olgunluk ise öğütleri kabul etmekle olur.

Bize bahşedilen yeryüzünün sonsuz güzellikleri içinde her birimiz ilâhi sanatın bireyleriyiz.

Bu planda kaynaşmayı unutmayalım…

 

Mutu kalın…

 

Fıkra;  

Bir gün Nasrettin hoca ve talebesi yola çıkmış.
Karınları acıkmış ve gölde balık avlamışlar. Saatlerce uğraşıdan sonra sadece bir tane kocaman balık yakalamışlar. Balık pişirilecek ve yenecek iken Nasrettin hoca talebesine demiş ki;
-Balığın baş kısmını ben yiyeceğim...
Talebe merak edip sormuş;
-Neden baş kısmını sen yiyeceksin hocam?
Hoca;
-Balığın baş kısmını yiyen çok akıllı olur ve tüm ilimlere vakıf olur, aklı çalıştırır.
Talebe bunun üzerine daha akıllı olup kafası çalışacak ya;
-Hocam baş kısmını ben yemek istiyorum. Demiş.
Hoca; ‘Hayır ben yicem sen yicen’ derken Nasrettin hoca kabul etmiş;
-Tamam sen baş kısmını ye o halde, demiş.
Kocaman balığı pişirmişler talebeye baş kısmı ayrılmış Nasrettin hoca gövde kısmını almış.
Yemek Faslı bitmiş.
Talebe demiş ki;
-Hocam benim karnım doymadı ki, keşke gövdeyi pay etseydik, sen beni kandırdın galiba.
Hoca da demiş ki;
-Yaaa bak evlat ben demedim mi balığın baş kısmı aklı çalıştırıyor diye.

 

Günün sözü;

Sevgi, çalışma ve bilgi yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır. Öyleyse, yaşamı onların yönetmesi gerekir. Wilhelm Reich

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@