Salim Çetin'in 17 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Karşıyaka’da 10 Haziran Cuma günü Mehmet Atilla Kitaplığında, Recai Şeyhoğlu- Feyza Hepçilingirler söyleşisine gittim. Şeyhoğlu, söyleşinin yönlendiricisi idi.

Feyza Hanım benim belleğimde hep “Türkçe Off”la kalmış.

(Hemen belirtelim, Feyza Hepçilingirler; Sedat Simavi, Sait Faik, Yunus Nadi gibi Türk edebiyatının saygın ödüllerini almış, iyi bir öykü ve romancıdır aynı zamanda.)

Biliyorsunuz, bizim her şeyde olduğu gibi dilimizde de sorunlar bitmiyor.

Feyza Hanım da o sorunları, günlük hayatta kullanılan dil yanlışlarını dile getiriyordu “Türkçe Off”ta ve o yıllarda bir hayli popüler bir kitaptı bu.

Dolayısıyla belleğimde Hepçilingirler, dil konusunda bir uzman olarak yer etmiş.

Zaten o da dil konusundaki duyarlılığını hiç saklamıyor. Kitap değerlendirmeleri konusunda da ilk aradığı şeyin, yapıtta dilin doğru kullanılıp kullanılmadığı konusu olduğunu söylüyor.

“Eğer bir yazar, ‘-de’ ‘-da’ ekini ‘de’, ‘da’ bağlacından ayıramıyor, bu vb. kuralları bilmiyorsa yazmasın!” diyor.

Haksız mı? Elbette değil. Yazarın birinci işi dili iyi kullanmak ve onu metne yansıtırken doğru yazmaktır.

Her yazı yazan bunu başarıyor mu, tartışmalı bir konu…

Feyza Hanım, biraz da bu duyarlılıktan olsa gerek çocuk edebiyatına yöneldiğini, bütün diğer özellikler yanında ağırlıkla çocukların dil konusunda gelişmelerini gözeten konulara önem verdiğini belirtiyor.

Bunda, kendisinin de belirttiği gibi, torunlarıyla yaşadıklarıyla toplumda son yıllarda gözlediklerinin payı olmuş.

Bu ‘eğilimleri’ aşağı yukarı hepimiz biliyoruz; evlerde, sofra başında uzun uzun sohbet etme yerine televizyon ya da herkesin kendi bilgisayarında başka şeyler izlemesi bunların başında geliyor.

Duyarlı bir yazar etkilenmez mi?

Durum bu iken konuşmanın ve yazmanın temeli olan kavramlar, deyimler ve dilin incelikleri nasıl ortaya çıkacak ki?

Feyza Hanım bir gün torununa, ‘Dut yemiş bülbül gibi’ dediğinde, bu kavramın bilinmediğine tanık oluyor.

İşte bu durum onu, çocuk kitapları yazmaya, yazdıklarının içeriğinde de dille ilgili kavram ve deyimleri işlemeye itmiş.

Ne güzel, çocuklar böylece edebiyat tadı olan, aynı zamanda dilin inceliklerini içeren kitapları okumuş olacaklar.

*

DİL YANLIŞLARI…

Dil yanlışları, denilince başımdan geçen bir şeyi söylemesem olmaz. Bir yazımda ‘tabii’ yerine ‘tabi’ sözcüğünü kullanmıştım. Bu yüzden başıma gelmeyen kalmadı. Başta arkadaşım Aydoğan Yavaşlı, “…daha, ‘de-da’ takısını cümle içinde kullanmayı bilmeyenler yazar diye ortaya çıkıyor!” diye defalarca yazılarında azarlamıştı.

O, belki de beni kastetmiyordu ama nedense ben her defasında üzerime alındım.

Haksız mı, elbette haklı!

Sonra bende yer etti bu ve ondan sonra daha dikkatli olmaya çalıştım.

Gelelim Feyza Hanım’ın “Türkçe Off”ta gösterdiği dildeki yanlış kullanımlara:

Bir gazete manşeti: “Londra’da özgürlük gösterilerinin sonu kötü bitti.”

Okur anlıyor ama Türkçe”nin sözdizimi düşünüldüğünde yanlış ortaya çıkıyor.

‘Son’ bir daha nasıl kötü biter ki! Halbuki “Özgürlük gösterileri kötü bitti.” dense yeterli olacaktır, sanırım.

Gazete manşetleri ne yazık ki buna benzer yanlışlarla dolu.

Gene o kitapta, Tansu Çiller’in başbakanlığı dönemindeki açıklamalarından, demeçlerinden örnekler de verilmiş ki evlere şenlik!

Başbakan Azerbaycan’daki bir isyan için “…Memnuniyetle izliyoruz!” demiş.

Bir bombalamadan sonra ise “…Ölü kaybı olmamıştır.” demeci verilmiş.

Bir de vatandaşların konuşurken ve yazarken yaptığı yanlışlar var.

SalimCetinKose yenigün2

Bunlar daha çok başka dillerden çevirilere benzeyen örnekler.

Sözgelimi, “Nasılsın, iyi misin?” çok kullandığımız bir sesleniştir.

Şimdilerde bunun yerine, İngilizceden çeviri etkisiyle “İyi misin?” diyoruz.

Oysa “İyi misin?” İngilizcede, “Are you OK?”e karşılık geliyormuş!

Eh, bir de daha ileri gidip Türkçe'nin arasına yabancı sözcükleri karıştıranlar var ki artık onları ayrı bir kategoride değerlendirmek gerek…

***

Aslında, dil konusuna girmişken eleştirmen Jale Baysal’ın, “Kitapları yalnızca dil değerleri için okumuyoruz, neler anlatıyor bu insan diye bakıyoruz.” cümlesinde belirttiği gerçekler de var.

Örneğin, dili çok iyi kullanmadığı konusundaki tartışmalarla dile gelen Orhan Pamuk örneği var ortada. Hem de Nobel almış önemli bir yazarımız.

Bir bölüm eleştirmen, onun kullandığı Türkçeyi ‘kötü’ olarak niteliyor, diğer kesim ise göklere çıkarıyor.

O halde bu tartışmayı başka bir yazıya bırakalım.

Ve Feyza Hepçilingirler’e sevgimizi gönderelim; onun dilimiz konusundaki duyarlılığı, edebiyata verdiği emeği saygıyla analım…

Karşıyaka Belediyesi”nin “Latife Hanım Köşkü”nde yurttaşlara sağladığı olanaklara bir İzmirli olarak teşekkür ederek koyalım noktayı.