30.06.2018, 19:28

Fikirlilik...

Fikirlerini açıkça beyan edebilmek zordur.

Ve onları da beyan edebileni yok etmek de çok kolaydır.

Aslında saçmalıktır.

Ancak kolaydır.

Çoğunlukla ince çigide kalır. Alınır, çalınır. Nadir de üretilir. İşte bu nedenle de çok ince bir çizgidedir.

*

Hani deriz ya ‘fikirlere kurşun işlemez’ diye.

O fikri söyleyen ölmüş olsa bile güçlenir değil mi?

Adeta fışkırır değil mi?

Hatta negatif olsa bile yine çıkar yeryüzüne.

Ayırım yapmaz.

Neden- sonuç ile ayırmaz.

Şartları önemsemez.

İşte tam da bu nedenle fikirler önemlidir.

Fikirlerin çıktığı yer önemlidir.

Çıktığı gönül ise çok daha önemlidir. Kısaca fikirlilik daha da önemlidir.

 

*

 

İnsanlar kendi yaşanmışlıkları ile herşeyi şekillendirir ve öğrenir.

Deneyimler bize yolu açar.

Olaylara bakışımız deneyimlerden yola çıkarak oluşur.

Ve bizler öğrendiklerimiz ile deneyimlediklerimiz ile yol alırız ve yol aldığımız köşeden bakarız olaylara.

Kısaca bu köşeden yorumlarız dünyayı.

Yaşamı.

*

Bu sebeple bir çok insan kendini yok sayar.

İşe yaramaz sayar.

Oysa bu bilinçsizlik durumu bile bir kelebek etkisidir. Bilmez.

Ve yığınlar uçuruma yol alırlar.

Sürüklenirler, sürüklenirler.

*

 

Ve biz insanlık birbirimize sıkı sıkı sarılarak besleniriz.

Çoğunluk ne ise onunla besleniriz.

Yeterlilikler dikte edilir ve onunla besleniriz.

Resmi ideolojiler ile şekillenir ve bu ideolojiler uğruna herşeyi deneyimleriz.

 

*

 Ve her ideolojinin parçası olunca da (bu ne olursa olsun, kültür, sanat, din, siyaset farketmez) ‘bilgi harcinden çok fikir beyan edenler’ gurubundan oluruz her daim.

Türkiye’nin şusu, buyu hatalı. Yanlış vs vs.

Ekonomi şöyle böyle.

Bunları her yerde duyarız.

Otobüste, durakta, sokakta, kahvede. Bitmez.

Ancak gel sorumluluk al denildiğinde de hiç bir şey bilmez. Ve bu bilgisizlikle yol alırız.

Fikredenlerden olmayız.

 

*

 

Yazılı ve görsel basını üstün körü takip ederiz. Sonra yaftalarız.

Dinleriz, ancak duymayız.

Bakarız, ancak görmeyiz.

Sonra fikir beyan etmeye büyük hevesle atılırız.

Ne ölçeriz, ne tartarız. Herşeyi olduğu gibi kabulleniriz.

Yeniye yer yoktur, yenilikçiye hiç yer yoktur.

*

İşte bizim ulus olarak çok ama çok başarılı olduğumuz bir konudur bu. Hemen hemen her şeyde, her olayda sandıklar dolusu fikir beyan ederiz. Hatta bilgi sahibi olmadığımız konular başı çeker ne yazık ki.

Bu oluşumun adına ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar’ oluşumu da diyebilirsiniz.

Hiç bir konu hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olmayan biri çıkıp ta o konu hakkında ‘ahkam kesiyorsa’ işte orada bir sorun var demektir.

Kısacası toplum olarak kurduğumuz düzen bu.

Mantık geride hep duygu önde.

Yorum size kalmış.

*

 

Ancak dikkatli olmak gerekli.

Çünkü her fikirin kendine özgü dinamikleri vadır. O dinamikler tüm duyguları tetikler. Fikirler ile kişilik sağlamlaşır. Karakter oluşur.

Kişisel fikirler, toplumsal fikirleri oluşturur.

Genel bir bakış ile baktığımızda fikir üretenler gözümüzde hayalperesttir bazen.

Ancak iç ses hayalperest değil mi?

Zamanında dünyayı değiştirenler hiç duyulmamış fikirleri ortaya atmadılar mı?

Uygulamadılar mı?

*

Olaylara genel baktığımızda yeni fikirlerin, yeni akımların, yeni değişimlerin ne kadar zor kabul edilebildiğini daha iyi anlayabilirsiniz.

Evet fikirlerin değişmeleri zordur, doğru.

Ancak insan bu fikirlerin sabitliğinde takılı kalmamak adına yenilikleri, değişimleri kabullenmek için birleştirici olmalıdır çünkü her şeyin özü fikirdir.

*

Düşünme formundan doğarak vücut buluruz biz.

Doğamız şaşırtıcıdır aslında.

Disiplinsizdir.

Derindir.

Hayatımızı görmezden geldiğimiz süper fikirler; oluşturuverir.

Bazen korkutucudur, belki acımasızdır. İşte bu öz denen fikirler bu nedenle sabittir.

Değişmesi zordur.

Sadece acı ile değişebilir.

*

Çok fikir var.

Ve içi boş olanda var, dolu olanda.

Ancak bu malzemeyi dünya sağlıyor insanlara.

Kurgulatıyor.

Hırsla dolduruyor.

Elinizde şekil almaya hazır bir fikir hırslara hizmet edebiliyor bir anda.

Çok tuhaf.

 

*

Başka tuhaf olan da, kabullenemeyen yeniliklerin fikirlerden doğmuş olmasına rağmen red edilişleridir.
Aslında hiç bir fikir önemsiz değildir bu bağlamda.

Bazen dillere düşer, bazen de gözden düşer.

Bazen dünyayı sarar, bazen de ön yargıyla donanır.

Küçük, büyük farketmez.

Her bir fikir dünyayı anlamlı hale getirebilir iken insan kapalı kapılar ardında da kalmayı seçebilir.

*

 

Bilin ki; her fikir dinlenmeye değerdir.

Her fikir sahibi küfür, hakaret ile baştan savılmadan dinlenmelidir, şans verilmelidir.

Sığ ve basit görülmemlidir hiç birşey.
Bu kendini geliştirme sürecinin başıdır.

Öğrenmek önemlidir,

Yapabilmek daha da önemlidir.

Deneyin.

En azından bir fikir yaratabilmenin ne kadar zor olduğunu görün ve üretmenin ne kadar değerli olduğunu kavrayın.

İşte o zaman gerçek fikir sahiplerine, yenilikçilere şans verirsiniz. Ve fikirlenin...

 

Dip not;

 

‘Simyacı’nın yazarı Paulo Coelho`dan bir hikaye …

 

Son akşam yemeği...

 

Leonardo da Vinci ‘Son Akşam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı. ‘İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı.

Resmi yarım bırakarak model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin ‘İsa’ tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.

Aradan üç yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz ‘Yahuda’ için kullanacağı modeli bulamamıştı.

Kilise resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo, yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu.
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:  ‘Ben bu resmi daha önce gördüm...’
‘Ne zaman?’diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı...
‘Üç yıl önce’dedi adam. ‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce... O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...’

İyi ve Kötü`nün yüzü aynıdır...
Her şey, insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır... “Paolo Coelho”

 

Fıkra;

Temel’in tek eğlencesi Dursun’la dalga geçmektir.

Bir gün yine Dursun’u görünce şöyle der:

– Ula Dursun duydun mu 50 kişiyi taramişlar.
- Uyy deme ula nerede?
- Marketin karşisundaki berberde. ..

 

 

Günün sözü;

“Ortaya atilan yeni fikirlerde bir ilginçlik, saçmalik yoksa bu fikirde umut yok demektir...” Einstein...

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@