27.10.2018, 03:40

Fısıldayın...

Bir çok şey para ile ölçülür oldu dünyamızda.
Peki herşey para mı?
Değil tabii ki.
Ben biraz rahatım aslında bu konuda. Çünkü kalbe gelen fısıltıları seviyorum.
*
Bir çok şey paralı olmasına rağmen ki bu kapitalist düzenin maalesef ki dayatmasıdır ama, ücretsiz her bir şeye ulaşabilirim.
Zaman geçirebilirim.
Metroda, otobüste, yolda insanları izleyebilirim.
Bir durakta oturup ayaklarımı sallayarak mutlu olabilirim.
*
Hoşuma giden izlemektir.
Bir sevgilinin bakışını izleyebilirim.
Bir elin sevgiyle kavrayışını görebilirim.
Bir gülüşün içtenliğini yakalayabilirim.
Bazen dedikodunun o içindekileri görebilirim. 
Müziğin kendine has tınısını bir çocuk sesinde yakalayabilirim.
*
Çünkü seviyorum fısıldamayı. 
Tüm fısıltıları duyabilmeyi seviyorum.
Kim olduklarını bilmediğim insanların belki de ucu açık bir sürü hikayesi var. Ve ben o insanların hikayelerini çok ufak ve kısıtlı zamanlarda beynimde açabilirim.
*
Tuhaf...
Çok tuhaf...
Her şeye tanık olabilirsiniz isterseniz.
İsterseniz her şeyin farkında olabilirsiniz. 
Hayatın geliş gidişinde yaşananlara tanık olabilirsiniz.
Mutsuzluklara, hüzünlere, sevinçlere.
Yeterki izleyin. 
Görün. 
Bakın ve görün.
Uyumayın birkaç saniye ve görün.
*

Yolda yürürken yanınızdan geçen onca insanın tanıklıklarını izleyin.
Acısını, hüznünü, sevincini, heyecanını.
Kimisi eve gitme derdinde, kimisi ekmek derdinde.
Karşılıksızca, tanımadığınız bir  insana karşı yürürken sevgi duyabilirseniz insan olmak orada başlar.
İnsan olmak, çoğu kez ne yapılacağını bilememektir.
Aramaktır belki de. 
*
Düşünün milyarlarca insan her sabah, her akşam kendisini arıyor. 
Her yer para tuzağı, her yer pazar.
Her yer insan pazarı.
Bu pazardan sıyrılabildiğinizde her yerde, kendinizi bulabilirsiniz.
Aramak, bulmak ve beklemek.
Etrafın pususu içinde kendini beklemek.
*
İşte o nedenle herşey para değil.
Çünkü kendini parada bulamazsın. 
Milyarların olsa da bulamazsın.
Sadece kandırırsın.
*
İnsan herşeyi yarıda bırakır.
Erdemi bu.
Tek bırakamadığı bencilliğidir.
O nedenle sadece bakın ve görün.
*
Deniz kenarında yürürken şehrinizin güzelliğini görün.
Bir yemek yiyebiliyorken lezzeti tadın.
Meşakkatlerde gizli hazzı görün.
Aslında kendinizin ve sizinle beraber olanların ne kadar güzel olduğunu bir kez daha kabul edin.
*
Yazın sıcaklığında serinliği, kışın serinliğinde ki sıcaklığı tadın.
Gece yarısı kalkarak sessizliği yaşayın.
Ve sorun "şimdi ne yapmam gerekiyor?" 
Defalarca sorun.
Ya siz uçan bir kuş olsaydınız?
Nerelere giderdiniz?
*
İşte bu nedenle kendinize fısıldayın.
Yanınızdakine fısıldayın.
İnsanlara fısıldayın.
Hayvanalra, ağaçlara , çiçeklere fısıldayın.
Farkındalığınızla sevgiyi fısıldayın.
*
İşte ben bu yüzden fısıldamaları seviyorum.
Sadece insan olduğunuzu ve mükemmeliyetinizi fark ediyorsunuz böylelikle.
Bu noktada düş kurabilirken, geride bıraktıklarınız içinizi acıtacak ama öykülerinizde yaşatacaksınız.
Sadece kendinize fısıldayın ki, kendinizi bulasınız.
*
Ve iç güdüleriniz size en güzel yolu gösterecektir. 
Teslim olun.
İç ve dış güdülerden uzaklaşın.
Yalıtılmış olun.
Bekleyin. 

Dip notlar;
Hürriyet...

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı...
‘Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimini ilan etmesi...
En büyük milli bayramımız...
Hürriyetimiz...
Kadri kıymeti biline.


“Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti, 
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti.”
Unutmayalım ki; yüzbinlerce şehidin adıdır Cumhuriyet. 
Bağımsızlığın adıdır.
Tarihte eşi görülmemiş kurtuluş mücadelesinin meyvesidir Cumhuriyet.
Ve Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.
En önemlisi de budur.

Kahraman Türk kadını...

Mustafa Kemal istasyondan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selam vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşı'nda cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.

Mutlu kalın..

Fıkra; 

Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak: "Su zındıkla alay edeli! " diye Bektaşi'ye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.
Tüccarlar işaretle:
- Bu eşeğin ne düşünüyor?
- Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!

Günün sözü;
FısıIdanan sözIer, çok kere yüksek sesIe söylenenden daha uzağa giderIer. Çin atasözü...
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@