10.06.2018, 06:56

Garibanlık...

Garibanlık...

Hatırladıkça iç burkan garibanlık anıları derinden etkiler beni.
Hele ki üniversite döneminde tek pantolon, iki tişört, bir hırka ile okul bitirmek, için uğraş verenler yok mu?
Onlar efsanedir.
*

Anadolu'nun şehirlerinden büyük şehire akın akın gelen, hayalleri peşinde koşan gariban gençler yok mu?
Onlar efsanedir.
*
Evlerinden uzak çalışmaya gelen işçiler,çolukçocuğu için bin bir dert çeken yok mu?
Onlar efsanedir.
Onlar garibandır. 
*
Hayat mücadelesi içinde olanlar garibandır.
İnşaatlarda yatanlar garibandır.
Mevsimsel işçiler garibandır.
Dürüme talim edenler, memleketin çilesini çekenler garibandır.
*
Her gün okullarına bahanelerle yağmur çamur demeden yürüyenler garibandır. Bitmek bilmeyen yükler garibanın sırtında.
Ve daha nice nice gariban var bu ülkede. Ülkelerinden kopup gelen, evleri olmayan, çöpler işi olan onca gariban var bu ülkede. 
Onca zengin olduğu gibi. 
Onca lüks içinde garibanı ezenler olduğu gibi.
*

Ancak o ezeninde gerçek ‘insanlıktan yoksunluk garibanı’ olduğunu bilmediği aşikardır.
Aslında garibanlık yanında bu tür ‘insanlık yoksunluğu’ daha da beterdir ki bilmezler. Sanıyorlar ki hayat onların etrafında döner. 
*
Ve garibanlarda sanıyorlar ki üstesinden gelecekler bir gün garibanlığın, bitecek çileleri.
Ezenler ezmeyecek.
Kullananlar kullanmayacak.
Duygularla oynanmayacak. 
Her şey mükemmel olacak. 
Vaadler bir bir tutulacak. 
Ve kurtulacaklar çileli hayatlarından.
*

Bilmiyorlar ki,  garibanlık sandıkları gibi sadece parasızlıktır. 
Değildir. 
Asılı arkadaştan yoksunluktur, para içinde yanlız kalmaktır.
Hiç birimiz fark edememişiz gariban hayatı. 
Paradan bağımsız olamamışız.
Parayla ilgili sanmışız garibanlığı. 
Oysa birbirini hiçe sayan kişilerdir gerçek gariban. 
Paylaşmayandır. 
Bencil olandır. 
*
Borç içinde zengin hayatlar yaşar aslında gerçek gariban.
Alınan araba borç ile...
Alınan ev borç ile...
Evlendirilen çocuklar borç ile... 
Kredi kartları dolu borç ile...
Çiftçiler borçlu...
Vatandaş borçlu...
Devlet borçlu...
Ülke olarak borç içinde garibanlaştırıldık haberimiz yok.
*
Ve bu borç batağından kimse birbirini görmez oldu.
Kim evinde aç, kimin evinde dert var, kim muhtaç bilinmiyor. 
Aslında, birbirimizi görmez olmuş gözümüz, duymaz olmuş kulağımız.
Komşumuz ne alemde haberimiz yok o dikilen, yükselen hapishaneler içinde. O tüketim çılgınlığı içinde. Olmayan paraların tüketilmesi içine.
Ne zaman birinden medet umsanız kendini kıyıya köşeye atılmış hissedersiniz. Bu para olsun, bu bir giysi olsun, bu bir yemek olsun. 
Farketmez.
Düğümlenir sözleriniz ve kaderinize razı gelip susarsınız.
*

Kısacası çok trajiktir her şey.
Ancak düşünmeyin demiştik maddiyatdır sadece bu iç geçirmelik durumlar. 
İlintilidir aslında sadece onunla ve diğer etkileşimlerle.
Gazoz alamayan çocuğun iç çekişinde yoksulluk anıları var ise, zengin ancak dostsuz, gerçek anasız, babasız çocuğun iç çekişide aynıdır.
Yoksunluktur adı.

*

Ne garibanlık, ne yetimlik ne yoksulluk...
Sevgisizlik günümüzün yoksunluğu.
İçi boşalan kelimelerin anlamları yitirildi ve her an gariban olan insanımız acılara bu şekilde göğüs gerdi bunca zaman.

*

İnsan sevdiklerini yitirmeye başladığı an, işte o an gerçekler ayaklar altına seriliyor. 
O zaman da para, pul geride kalıp gariban, asıl gariban olan gerçekler gün yüzüne çıkıyor.
Para garibanlığı çekilebiliyor da, ruh garibanlığı zor çekiliyor.

*
Kalbimizde yükler ile o ortada kalmışlık yaşamasın artık ülkem insanı, garibanlık bize dert olmasın artık.
Bu konuda umutsuz olmak istemiyorum.
İnsan olmak kendini fark etmekle başlar değil mi?
Ancak  bilin ki sadece bu değil insan olmak, ‘kendine giden yolda yürümek, umut ile yürümekle’ devam eder…
*


Dip not; 
Çatlak kova...

“Bir köle, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla hergün su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. 
Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabiliyormuş. 
Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Köle her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebiliyormuş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında su taşıyan köleye seslenmiş.
– Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
Köle sormuş;
– Neden utanç duyuyorsun? 
 Kova cevap vermiş; 
Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine gtirebildin. Bu beim kusuurm. Ve bu kusurdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin karşılığını alamıyorsun. 
Köle şöyle demiş;
‘Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çeçekleri fark etmeni istiyorum.
Gerçekten de tepeği tırmanırken çatlak kova patikanın bu yanındaki çiçekleri ve onları ısıtan güneşi görmüş. Anlam verememiş. Yine su kaybettiği için o üzüntüyle kendini taşıyan sucudan özür dilemiş. 
Köle kovaya sormuş;
‘Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?. Bunun sebebi benim senin kusurun olduğunu bilmem ve ondan yararlanmamdır.yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süslüyorum. Sen böyle olmasaydın  o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”
Evet...
Eksiklerimiz var...
Yaşayamadıklarımız, alamadıklarmız, göremediklerimiz var.
Ancak bunun yanında avantajlarımızda. var Burada önemli olan dönüşümü sağlayabilmek.
Kendimizi umuda teslim edip dönüşüme katkıda bulunmak.
Eksiklerimizi avantaja dönüştürmek...

Mutlu kalın...


Fıkra; 
Bir gün çok ünlü bir ressamımızın yolu, önemsiz bir hastalık nedeni ile Karadenizli doktorumuz Temel’in muayenehanesine düşmüş. 
Dr. Temel küçük bir resmi tercih edeceğini söylemiş ve ressamdan para almamış.
Ressam bir süre sonra koca bir tablo ile gelince:
-“Uyy, pu çok değerli, kapul edemem.”
Ancak ressam alması için ısrar edince:
-“Peçi öyleyse, size bi fituk ameliyati borcum olsun.”


Günün sözü; 
Açlık ne yedirtmez, tokluk ne dedirtmez. (Azeri Atasözü)
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@