11.09.2020, 07:35

Geçmiş sadakat

Yine her yaz sonu gibi toplanıyordu annem yazlıktan. Çocukluğumdan beri çok can sıkıcı bir sahnedir bu… Derdim sonbaharın başlamasıyla ilgili değil, hatta sonbahar çocuğuyum ben! Yazı çok sevmeme rağmen.

Yine her yaz sonu gibi toplanıyordu annem yazlıktan. Çocukluğumdan beri çok can sıkıcı bir sahnedir bu…

Derdim sonbaharın başlamasıyla ilgili değil, hatta sonbahar çocuğuyum ben! Yazı çok sevmeme rağmen.

Yaz günleri …

Daha güneşli, daha sorumsuz ve daha eğlenceli... En azından çocukluğumda öyleydi. Üşüme derdi yok. Ödev derdi yok. Akşamları istediğin zaman yat, sabah istediğin saatte kalk. En güzeli de akşam saatleri insanlar dışarıda geziyor, her yer cıvıl cıvıl. Arkadaşlarla dondurma ye, saklambaç oyna, koş, sokaklar senin!

Bu yaşımda da seviyorum yaz mevsimini. Çocuğu uyandırma derdi yok, okula yetiştirme stresi yok. Sınav stresi yok! Başka velileri bilmem ama çocuk mu okuyor, ben mi belli değil! Öyle tuhaf bir stres…

Sonra git bir deniz kıyısına suyu dinle, güneşin doğaya dokunuşunu seyret.

Ama eylül ayının da hakkını veriyorum kırkımdan sonra, hatta en huzurlu, yerli yerini bulduğu zaman benim için bu ay…

Sıkıntım yazlığı terk edene kadar sanırım... Ondan sonrası sevimli, maceralı, soğuk günler geliyor. Ama yaz sonu yazlık evleri terk ediş anı hep içimi ürpertiyor…

"Anne!" dedim, birden

"Niye satmıyorsunuz bu evi?"

Kafa salladı, "İnşallah" dedi.

"Seneye düz ayak bir ev bulalım"

Yalandı… Yaşlandıkça terk edemiyor. Mekanları, evleri, eşyaları… Yeniler, anılarını küstürecek sanki.

Çocukluğumdan beri her yazım burada geçmişti. Beş yaşımdan itibaren her sonbahar başlangıcı aynı sinir bozucu hüznü hissediyordum. Bir an önce kışlık evimize ışınlansak hissetmezdim bu duyguyu belki, daha bir coşkulu karşılardım sonbaharı. Ama malum, insanlar gidecek, ev kapatılacak, baharın ilk günlerine kadar girilmeyecekti…

Ama kırkımdan sonra annemlerin yazlık evlerinde, mevsim yaz bile olsa aynı şeyi hissediyorum artık…

Özellikle bu yaz, gelmedim buraya…

Bazen yaşadığımız mekanlar, evler tıpkı bizim gibi yaşlanır hatta enerjilerini kaybederler.

Otuz beş yıl boyunca her yaz gününü dolu dolu yaşadığım yerin enerjisi, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımla, kurabiye ikram eden komşularımla, bizi bahçeden kovan teyzelerle, gece saklambaç maceralarımla, katıla katıla güldüğüm dostlarımla, dedikoducu bahçıvanlarla, delirttiğimiz site yöneticisiyle, uzun eşeklerle, sabaha kadar süren muhabbetlerle birlikte yaşlanmıştı, hatta bitmişti işte…

Terastan baktığımda üst kattaki kankama seslenemedikten sonra gidip ne yapacaktım ki artık ben orada.

Komşularımın, arkadaşlarımın çoğu taşınmış, evlenmiş, en acısı vefat etmiş! Artık bu hatıra mezarlığında eskisi gibi mutlu olamam!

Aslında cennet gibi yer burası…

Ama gidenler olmasaydı…

Evler bile hüzünlü bakıyor bana... Eski sahiplerini fısıldıyorlar kulaklarıma. Eski çitlerini, eski merdivenlerini istiyorlar ısrarla.

Yok buna dayanamam!

Acı veriyor her baktığımda şu güzelim manzara…

Keşke her şey çocukluğumdaki gibi kalsa…

Yorumlar