20.08.2016, 21:00

Geleceği ekelim...

Ata yadigârı bir deyiştir...

"İşin başına geç varandan,

Bal yapmayan arıdan,

Haram kazanılan paradan,
Kimseye hayır gelmez..."

*

Oysa ki koca ülkede işbaşına geç mi giden ararsın?

Bal yapmayan diller, kötü düşünceler mi ararsın?

Haram kazanılan paraların da zaten sayısı belli değil.

Eee çalmak çırpmak el altından almak da moda.

Damatlar, gelinler ortada.

Nasıl hayır gelsin?

Nasıl hayırlar ekilsin ülkemde.

*

Ancak yılmadan, usanmadan yine de hayır ekmektir tüm çabamız.

Geleceğe çeşitlilik içinde sevgiyi ekmektir tüm çabamız.

Bazı tohumları yakınlarımızın hayatlarına toplum olarak çoğu zaman pek düşünmeden ekeriz çaktırmadan.

Soruyor musunuz hiç kendinize?

“Şu çetin dönemde ekilen nedir?”diye
Bilin ki, nefrettir...

Sevgisizliktir...

Nifaktır...

Kaostur...

*

İşte nefret olarak ekilenleri kafamızda şekilendirdiğimizde, duymak istediklerimiz hep negatif yüklü gidişler olur.

Daima iyi düşüncelerle zihnimizi şekillendirdiğimizde, her ekilenin şer değil hayır olduğunu da görürsünüz.

İyilik, bize, kalbimize hayır tohumu olarak geri gelir.

Bu nedenle bizi yutan, ezen, kullanan çevrelerden uzak durmamız şart.

O çevrelerin kötü ekimlerinden uzak durmamız şart.

*

Rasûlullah (sav) buyurdular ki:

“Ahir zamanda bir takım kimseler ortaya çıkacaklar da dini dünyaya alet edecekler ve insanlara yumuşak görünmek için kuzu postuna bürüneceklerdir. Dilleri şekerden tatlıdır, fakat kalpleri kurt kalbidir.”

Şimdi bakın etrafınıza.

Olanlara bakın.

Şekillenen düzenlere bakın.

Dinin alet edilişine bakın.

Bize alttan alttan verilenlere, gizliliklere bakın.

Ve de hayatlarınıza bakın. Bakın da görün nasıl kandırıldığımızı, ekilenlerin ne olduğunu ve ne biçildiğini?

Kuzu gibi görünenler ile dolmuş her bir yanımız. Kurt gibi kapılmaya hazır düzen içinde sıkışıp kalmış zihinlerimiz.

*

Yunus Emre der ki;

“Bu dünya yeşil ve kızıl renklere donanmış bir gelin gibidir.

İnsan bu geline ne kadar baksa doyamaz.

Dünyayı seyretmekten kendini alıkoyamaz.”

İşte biz, o güzelim gelin gibi olan dünyamızı, ülkemizi, alıyoruz da kızıl kanlara boyuyoruz.

Ne ile?

Nefretin en acı vereni, zarar vereni ile.

Kaos, ölümler ve patlamalar ile.

*
 


Lütfen bu topraklarda artık sadece sevgi ve saygı ekelim.

‘Yunus’lar, ‘Mevlana’lar ekelim.

‘Nazım’lar, ‘can’lar ekelim.

Ne ekersen onu biçersin ile gördük ki bu güne kadar neler ekilmiş neler.

Neler kazınmış gönüllere.

Rüzgarlar ekildi, fırtınalar biçildi. Nefretler ekildi, kavgalar biçildi. Savaşlar ekildi, acılar biçildi.

Sayısız siyasetçi kavga ekti, kavga biçildi.

Artık zamanı geldi.

Zaman "sevgi ekmek" zamanıdır ki şimdiye...

Zaman “sevgi ekmek” zamanıdır ki geleceğe...

*

Avucumuzda sevgi tohumları var. Dağıtalım, saçalım, gönüllere, tarlalara, evlere, ocaklara, kalplere, birliğe ve kardeşliğe.

Saçalım pervasızca, saçalım sevgiyi ki, filizlensin derinlerimizde.

Çocuklarımıza, gençlerimize temiz, sağlıklı, yeşil ile güzelleşmiş, nefretsiz bir gelecek bırakalım.

Betona esir olmuş, kavga ile kaos ile kuşatılmış bir dünya yerine barış ile filizlenmiş dünya sunalım.

Tarlalarımız gibi bereketli olalım.

Aktaralım.

Gün geçecek zaman bize ektiğimizi verecek.

*

 

Her ferdin kalbine sevgi ekemezsek şayet, birbirimize düşeriz.

İşte bu nedenle, bu topraklara artık sevgi ekelim.

Adalet ve şeffaflık ekelim.

Merhamet, hoşgörü ekelim.

Demokrasi ve demokratik seçim ekelim.

Bağımsız ve tarafsız yargı ekelim.

Kin ve nefretlerin kökünü kazıyarak hayır ekelim ve güzellik biçelim ki nice erenler, evliyalar yetiştirilmiş bu topraklarımızın yüzü tekrar gülsün, yeşersin.

Ne ile?

Laf ile, boş vaat ile değil, "birlik tohumu" ile...

 

Dip notlar...

 

Tahammül edebilmeliyiz...

 

Ülkemizde tahammül bitti.

Birlikte yaşamaya bile artık tahammülü kalmayan toplum olduk.

Oysa acımız, yanan yürekler ortak. Anaların haykırışı ortak.

Artık tahammülü öğrenme devri.

Birlikte yaşamaya, her kültürü kucaklamaya tahammül edebilme devri.

Ortak acılara, ortak sevinçlere tahammül edebilme zamanı.

Yıllardır ortak acı, sevinç ve kayıplarımız bitmek bilmedi.

Ancak bir olduğumuzda tüm olanlara, tüm ölümlere, acılara, tahammülümüz artar.

Bilgeliğimiz, sağduyumuz, tarihimiz, kardeşliğimiz var.

Kardeş kıyımına, mezhep savaşlarına, ayrıştırılmaya, hor hakir görmeye, görülmeye artık dur diyelim.

İstemiyoruz savaş, kaos, kıyım.

Tahammülümüzü geri verin...

Ses ver...

 

Hande Kader...

İstanbul’da şiddet görüp tecavüze uğradıktan sonra vahşice katledilip yakılan trans kadın...

Zekeriyaköy’de yol kenarına atılan trans kadın ...

Özgecan Aslan ile aynı kaderi paylaşan trans kadın...

Ancak olmayacak bakış açılarına uğrayan trans kadın...

Sosyal medyada ‘Hande Kader’e ses ver’ kampanyası başlatıldı ki, ülkemizde ki kör düşünceler bitsin.

Öldürülsün diyen kör düşünceler silinsin.

Uğradığı vahşetin Özgecan’ınkinden bir farkı var mı?

Hayır yok.

Ancak bakış açısı, toplumun ahlak anlayışı ve vicdan farkı var.

Söz konusu bir trans kadınsa, ölüm olabiliritesi kabulleniliyor, vahşet arka plana atılıyor ve yansımalar gizleniyor. Ancak unutulan insanlık ‘rafta’ ise istediğiniz kadar rafa kaldırın o bir gün ‘ses’ verecektir.

Farklılıkları ile farklı olmayışı ile birlikte yaşıyoruz. Bu nedenle haklı bulunan cinayet hiç bir zaman insanlık adına kabul edilesi bir davranış ile bizi kuşatmamalı.

Halkın bilinçlenmesi demek; ‘Renk, dil, din, farklılık’ ile birlikte yol almak demek.

Lütfen nefret ile işlenen her fiili kınayalım...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel İngilizce öğrenmek için dersaneye yazılmış.

İlk derste genel olarak işlenecek konulardan bahseden öğretmen İngilizce "come" yani "gel" kelimesinden bahsetmiş.

Temel dayanamayıp öğretmene sormuş:

- Öğretmenum peçi ha pu nasul iştur? "Come" yazayisun, "kam" okuyisun.

Peçi "cel" olduğuni nerten anlayisun?...

 

Günün sözü;

Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez... Mevlana
 


 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@