24.09.2016, 21:00

Geliştirmedik...

Kapasitemiz var evet...

Ancak kullanamadığımız bir kapasitemiz var.

Sol taraf ve sağ taraf derken matematik, fen, sosyal diyerek de bizi böldüler.

Beynimizin her iki ana bölgesi gibi bölündük...

*

Matematik, fen sol bölgemiz ise, resim, müzik, sanat gibi faaliyet ve bilgileri içine alan sağ bölgemiz hiçe sayıldı hep.

Ebeveynler hiçe saydı...

Öğretmenler hiçe saydı...

Dershaneler hiçe saydı...

Sonra gün geldi işverenler hiçe saydı...

Halk hepten hiçe saydı...

*

Oysa sanattan çok şey öğrendik bilmeden.

Bir resimden, bir müzikten, bir sanatçıdan.

Yüreğimize hükmetti çoğu zaman.

Yitirildiklerinde hep ağladık.

Yitirildiklerinde yokluklarını derinden hissettik.

Bağ kurduk gönülleri ile

Ve o bağı koparmadık.

*

Ancak yine de hiçe sayıldı sanatçı uzun zaman.

Belki yok sayılması düşünebilmesindendi.

Düşündüğünü söylemesindendi.

Uygulamasındandı.

Kimbilir, içten içe özenildi beyninin sol tarafı ile hayata bakanlar tarafından.

Ve hep yön verdi bilmeden bize.

*

Şimdi yine yeniden başladı değil mi ‘eğitim’ dediğimiz ama ‘eğitilmediğimiz’ dönemler?

Peki, çocuklarımızın hangi yönünü beslemeliyiz biz?

Her iki yönünü kullanmasını mı sağlamalıyız?

Duygusal yönünü mü beslemeliyiz?

Yoksa yarış atı gibi onları zorlayarak kendi isteklerimizin olmasını mı sağlamalıyız?

*

Unuttuğumuz bir şey var.

Sağ ve sol beyin ile insanlık duygularımızla birbirimizi tamamlarız.

Sağ lob; duygular, hayaller merkezi ne kadar çok çalışırsa üretkenlik artar, düşünme artar, kapasite artar ama maalesef aileler önemsemez.

Ülkemizde sağ beynimiz hiçe sayıldığı müddetçe gelişme olmayacaktır biliniz.

*

Beyinde öğrenmenin sonu yok ki, hep zorla bir şeyler verilmeye çalışılsın.

Ancak yapılan bu.

Sosyal, sanatçı yönlerini harcayalım çocukların, yerine hırslı, maddi ve birbirini ezebilen bireyler yaratalım.

Hele ki eğitim sistemimizde tam da yapılan bu. Çocuklarımıza güzel alışkanlıklar, hobiler ile uğraşmalarını salık verdiğimizde gelişmeleri daha da hızlanacaktır, önemseyen yok.

*

Aileler ve de okullar çocuklarımızın tek yönünü geliştirme çabası içinde. Çocukların matematik ve de fen gibi bilgileri içeren sol tarafını geliştirmek için var güçleri ile çalıştıkları sürece kısır kalan sağ tarafımız bir gün gelir bizden öç alır.

Ne ile?

Mutsuzluk ile...

Çocuklarda öğrenme ve konuşma bozukluğu ile ortaya çıkan otistik tablo ile.

Yani ‘uyarı eksikliği sendromu’ ile.

*

 

Ve çocuklarımızda son yıllarda bu rahatsızlık maalesef had safhada.

Neden?

Çalışan anne babaların, çocuklarına zaman ayıramamaları ve denetim yapmamasından .

İşten gelen bir anne belirli işaretleri izleyemediği takdirde sonuç nedir?

Denetimsizliktir.

İşte bu nedenle metropol yaşam içinde çalışan annelerin ortak sorunu olmaya başlayan ‘uyarı eksikliği’, ne yazık ki fark edilemeden ilerliyor.

Sadece çocukları yemek yesin, iyi uyusun, dersleri güzel olsun diye didinen anneler çocuklarının ruhsal gelişmelerini takip edemiyorlar.

Ve çocuk bakıcılar ile TV karşısında büyüyor, okula gidiyor, yaşama hazırlanıyor.

Ne beklersiniz?

Ne ekersek onu bekleriz tabii ki.

 


Dip notlar

 

Çocuklarımızda öğrenme bozukluğu...

‘Öğrenme bozukluğu’ dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren heterojen bir bozukluk.

Kendini idare etme, sosyal algılama ve sosyal etkileşim sorunları ile de birlikte görülebilir.

Okuma sorunları için disleksi dyslexia…

Yazı sorunları için disgrafi disgraphia…

Matematik sorunları için diskalkuli dyscalculiadır.

‘Çok çalışıyor ama neden başaramıyor?’ diye çok sordunuz belki çocuğunuz için.

‘Bir çok konu üzerinde konuşabilen bir çocuk acaba niye okulda başarılı değil?’dediniz.

Bir çok ebeveyn çocukları ile ilgili bu sorularla boğuşuyor ve boğuşacak.

Ailelerin çocukları hakkındaki korkuları onların başarısızlıkları değil, akıllı oldukları halde başaramamaları.

Unutkan çocuk. Sınıfta öğrenmeyen çocuk. Dikkat bozukluğu olan çocuk. Kitabını kaybeden, ödevini unutan, dünü ve bugünü karıştıran çocuk. Ve zihin canlandırması yapamayan, mevsimleri bile ayırt edemeyen çocuk. Cümlenin ortasına aniden durabilen çocuk. Matematikte bazı işlemleri yapamayan ya da tam tersi zihninle çözen çocuk.

İşte tüm bu çocuklar aslında ‘öğrenme bozukluğu’ yaşayan çocuklarımızdır.

Zekâları gayet iyidir, ancak öğrenmede zorluk çekerler.

Kısaca okulda başarısız zeki çocuklarımız hepsi.

Normal çocuklarda altı yaşında başlayan eğitime bu çocuklar hazır olmadığından başarısızlar.

Öğrenme bozukluğunun sebebi ne olursa olsun önemli olan aile ve eğitimcilerin bu sorunu önce kabul edip sonra çözüm üretmeleri şart. Şu mevcut eğitim sisteminde sanırım önce anne, babaya çok iş düşmekte.

 

Çocuklarımızın beynini nasıl güzel yönde geliştirelim?

 

Kitap okutarak. Hobi belirleyerek.(Resim, müzik…vb..)
Kesinlikle spor yaparak.

Olumsuz düşüncenin çocuklara verilmemesi ilkesi benimsenerek.

Pozitif aktarımlar ve sevginin en saf hali yaşatılarak.

Görsel deneyler ve bulmaca gibi düşünce ve zekâ geliştiriciler ile meşguliyet sağlanarak.

 

Beyni neler olumsuz etkiler?

Başta stres. Hayat şartları ağırlığı.

Trafik karmaşası yaşayan bireylerin çocuklarına agresif davranmaları.

Uykusuzluk ve vücut direncinin düşmesi.

Hava kirliliği.

Çocukların çok fazla televizyon izlemelerine izin verilmesi.

Okul hayatında ki olumsuz şartlar.

Ailelerin çocuklarından kapasite dışındaki istekleri.

 

Çocuklarımızda tik...

 

İstek dışı ve tekrarlanan garip hareketlerin sıralanışı, göz kırpma, burun çekme, dudak oynatma, kaşları kaldırma, boğazını temizleme, baş sallama gibi ilginç hareket tikleri son yıllarda çocuklarımızda artış gösteriyor.

Sağlıklı her 100 çocuktan 12’sinde tik var.

Tikler stresle, gerginlik veren bir olay sonrasında artar. Bu çocuklar genelde, aile yaşantısında, okulda, sosyalleşmesinde, toplum içinde sorunlar yaşayabilir ve güçlüklerle karşılaşabilirler.

Bu yüzden aileler ve eğitmenler çocukları tik nedeniyle utandırmamalı, çocuğunu eleştirmemeli, bu davranışın istem dışı ortaya çıktığı anlatılmalı.

Utandırılan, eleştirilen çocuk, istem dışı hareketlerini daha da şiddetli ve kalıcı yaşar.

İyi bir gözlemci anne – baba çocuğunun rahatsızlığını önceden tespit ederek gerekli desteği alabilir ve sorun büyümeden çözüme kavuşturulabilir.

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Delikanlı okulu bitirdikten sonra müracaat ettiği mağazada çalışmak üzere işe kabul edilmiş. Büyük bir sevinçle ertesi gün işe başlamak üzere mağazaya gelmiş. Mağaza yöneticisi sevecen ve sıcakkanlı bir şekilde  "Hoşgeldin" diyerek delikanlının eline bir süpürge tutuşturmuş.

"İlk önce şu süpürgeyle arka taraftaki rafların altını temizleyiver" demiş.

Delikanlı kızgınlığı yüzünden belli olacak şekilde;
"Ben üniversite mezunuyum".

Yönetici bunun üzerine bir adım geriye çekilerek, 
"Özur dilerim, bilmiyordum. Süpürgeyi bana verirsen nasıl temizlik yapman gerektiğini gösteririm."

 

 

Günün sözü;"Gerçek kişiliğimizi yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir." (Harry Potter ve Sırlar Odası)

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@