E. Helil İnay Kınay'ın 5 Ağustos 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Kentimiz İzmir ve yakın bölgesi, çevre ve yaşam mücadelesinde ağır yükler ile yaşamaya devam ediyor. Yaşam alanlarına, kaynaklarına yönelik kayıplar, tahribatlar, çevresel riski yüksek madencilik tesisleri ve yarattığı olumsuz etkiler, su kaynaklarına yönelik baskılar, çılgın projeler, imar kararları ile ranta açılan alanlar, enerji santralleri, sanayi tesisleri derken bu liste uzayıp gidiyor.

1960’lı yıllarda küçük bir kasaba olan Aliağa’nın; sadece İzmir’in değil, Kocaeli Dilovası ile birlikte ülkemizin en büyük çevresel tahribatını yaşadığı, yaşattığı gerçekliği en acı örneklerden.

Sanayi bölgesi ilan edilmesi ile birlikte yaşadığı süreçle; petrokimya tesisleri, demir çelik tesisleri, termik santral, gemi söküm tesisleri, ağır sanayi tesisleri, bu tesislerin yarattığı kirlilik, yoğunluk ile birlikte atıklarının yarattığı etkiler ile birlikte Aliağa, artık bir çevre sorunu olarak tanımlanıyor.

Aliağa’ya söküm için getirilecek askeri gemi ile birlikte Aliağa’da yıllardır yürütülen mücadeleye yeni bir halka ekleniyor. Sao Paolo Gemisi Aliağa’ya gelen ilk gemi değil, tek gemi değil. 1970'li yıllardan itibaren herhangi bir çevresel etki, çevresel risk değerlendirmesi yapılmadan, çevresel altyapı ihtiyaçları düzenlenmeden hayata geçen sektörde; bugüne kadar her bir parçasındaki kimyasal, tehlikeli, radyoaktif nitelikte malzemeler nedeni ile  bütünü ile atık olarak tanımlayacağımız yüzlerce gemi, uçak gemisi, savaş gemisi, petrol tankerleri, petrol rafinerileri söküldü.

Sektör temsilcileri tarafından; gemi sökümünden elde edilen malzemelerin bölgedeki demir çelik endüstrisine hammadde kaynağı olarak kullanıldığı da ifade edilerek, büyük bir ekonomi ve işgücü yarattığına dair katkıların yanı sıra atığın hammaddeye dönüşümündeki rolü ile de çevre duyarlılığına yönelik değerlendirmeler paylaşılıyor.

Sektörde çalışan işçilerin paylaşımları, iş sağlığı güvenliği ile ilgili eksiklikler, paylaşılan veriler, iş kazaları ile Aliağa'da yaşanan kirlilik, Aliağa'da yaşayanların paylaşımları ile  gördüğümüz gerçeklik ise ekonominin, liderliğin bedelinin iş sağlığı güvenliğinden başlayarak çevresel maliyetler, kirlilik ve yaşam olduğu… Liderlik yarışındaki rakiplerimizin ise Hindistan, Pakistan, Bangladeş olduğu…

Aliağa bölgesinde hava, su, toprak kalitesine ilişin yapılan araştırmalar, akademik çalışmalar yaşanan kirliliği bilimsel olarak kanıtlıyor. Sağlık verileri ile ilgili paylaşımlar ne yazık ki Sağlık Bakanlığı tarafından kamuoyuna açık değil. Ancak uzmanlar tarafından yapılan değerlendirme ve çalışmalarda bölgedeki kanser oranları, çocuklardaki gelişim sürecine ilişkin değerlendirmeler, yaşam kalitesi verileri de acı gerçeği ortaya koyuyor.

Tüm değerlendirmeleri bilimsel çalışma ve veriler ile zaman zaman paylaşıyoruz paylaşmaya devam edeceğiz. Bugün Sao Paolo Gemisi örneğinden gemi söküm sürecine ilişkin yaptığımız değerlendirmeler; Aliağa’da yaşanan sorunlar ve kirlilik; ülkemizde çevresel risk ve kazalara ilişkin yazılarımızda da paylaştığımız madencilik tesislerinden, Adana Mersin'de ağırlıkla gördüğümüz ama aslında her kentimizde olan atık ithalatı adı altında yaşadığımız kirlilik tahribattan, geri kazanım tesislerinde şüpheli yangınlardan, diğer sorunlar birbirinden bağımsız değil.. 

Çevre, yaşam, gündeme dair bildiklerimi, görüşlerimi, hayallerimi paylaşmak amacıyla Mart ayında başlayan yolculuğumuzda, bu köşeden 16 yazı paylaştım.

İlk yazımdan itibaren her hafta daha keyifli paylaşımlar yapmayı umut ederek oturduğum satır başında; 5 aydır her hafta gündeme düşen çevre sorunlarına dair felaketler, kazalar, kayıplar ile karanlık bir tablonun içerisinde olduğumuzu paylaşıyorum. Bugün rakamlar, veriler değerlendirmeler paylaşmayacağım.

Kentleşme sorunları, yaşam alanlarındaki kayıplar, orman yangınlar, su kaynakları, atık yönetimi, iklim değişikliği, afetler, maden kazaları, Aliağa, atık ithalatı ile paylaştığımız ve devam edeceğimiz yazılarda; konular, yerler, sorunların isimleri, içerikleri değişse de sorunların nedenleri ortak; planlama, yönetim ve denetim süreçlerindeki eksiklikler, bilim, teknik, kamu doğa yararı dışında yürütülen politikalar...  Çözümü belli.

Planlamadan, yönetime, denetime kadar tüm aşamaları ile mevzuatı, yasal süreci, ilgili kurum kuruluşların sorumluluklarının tanımlandığı süreçte; sözler ile yaşanan gerçeklikler aynı değil.

Bireysel davranışlarımızdan, toplumsal bakışa, her alandaki yönetim politikaları ve uygulamalar yaşamın doğal döngüsü içerisinde geçmişten, bugüne, bugünden, yarına yaşam sorunlarımızı büyütüyor.

Yasaların, kararların nasıl uygulandığı, kimi neyi koruduğu, kimin  için ne için sorularının cevabı ne yazık ki çoğu zaman kamu ve doğa yararı değil. Bu nedenle İstanbul’dan İzmir’e, Artvin’den Mersin’e, Şırnak’a kadar ülkemizin her köşesinde çevre ve yaşam alanlarına dair toplumsal bir mücadele sürüyor.

İzmir’den gemi özelinde ama aslında ülke ve yaşam politikamıza dair bir ses yükseliyor. Ülkemiz, kimsenin atık çöplüğü değildir. Yaşamımız, havamız, suyumuz, toprağımız, geleceğimize sahip çıkmak zorundayız. Bu sözler, bu mücadele sadece bir gemi, sadece Aliağa, sadece İzmir için değil; kamu ve doğa yararına, yaşama karşı yürütülen her yanlışa karşı bir mücadeledir.

Her canlı için, her varlık için eşit, adil, yaşanılabilir bir dünya, ülke, yaşam mücadelesi içerisinde sorunları paylaşmak ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini bilim, mühendislik, kamu ve doğa yararına hepimiz için, hep birlikte üretmek ve yürütmek için dayanışma ve mücadeleye daha çok ihtiyaç var.

Mücadeleyi omuz omuza büyütmek dileği ile…