Daha önceki yazılarımızda belli kurgulardan, böyle düşünsek nasıl olurlardan veya böyle olsaydı nasıl olurlardan hareket ettik hep. Gerçekleri, hayatın içinde olabilecek durumları kafamızda bolca canlandırdık. Şimdi tam da hayatın içinden, tam da gerçeklerden bahsedeceğim. Gerçeklerin ağır olduğunun, olacağının farkındayım. Bu hafta üzerinizde biraz ağırlık bırakıp, bu ağırlığın sizi düşünmeye sevk etmesini hedefliyorum. O zaman başlıyoruz.

Uzun zamandır sosyal medya platformlarında karşılaştığım ve pek de memnun olmadığım bir konu üzerinde ufak çapta bir çalışma yaptım. Bu hafta yapmam gereken her alışverişi kuryelerin bizzat teslim ettiği uygulamalardan sipariş ettim. Sizlere bir profil çıkarmak adına normalden fazla olarak ev ve ofis dahil toplam 10 adet sipariş verdim. Vereceğim siparişlerin hemen öncesinde de kurye arkadaşlara soracağım soruları not aldım. Kurye arkadaşlar diyorum çünkü hepsi ya benden 4 yaş küçük ya yaşıtım ya da 4 yaş büyüğümdü. Siparişi teslim alıp teşekkür ettikten sonra gelelim sorulara. Yorumları sonda yapmak üzere sorularımıza başlıyoruz.

Soru 1- Mutlu musun?

10 kişiden aldığım cevapları sizlerle paylaşıyorum: 3’ü iyi kazanıyorum o yüzden mutluyum, 4’ü mutlu olmak zorundayım, 3’ü de başka bir çaresi mi var abi, dedi.

Soru 2- Eğitim durumu ve tahsilin nedir?

Bu 10 kişinden 7'si üniversite mezunu, 3’ü lise mezunu. Bu 7 arkadaştan 4’ü öğretmen, 1’i iktisat, 1’i uluslararası ilişkiler ve 1’i de sosyoloji mezunu.

Soru 3- Neden mesleklerinizi yapmıyorsunuz?

Burada tabi artık gülümseme aşamasına geçtik maalesef. ‘Bizim mesleklerimizde asgari ücret hayal, iş bulmak daha da hayal.’ dedi içlerinden bir tanesi. Bence en çarpıcısı da buydu, diğerlerini de tahmin edebilirsiniz.

Soru 4- Çok kazandığınızı duyuyoruz sosyal medyada, doğru mu?

10 kişinin 8’i ‘çok çalışırsak çok kazanıyoruz, çok çalışırsak da harcayacak zaman bulamıyoruz, harcayacak zamanı olanlarımız da çok kazanmıyordur abi.’ diye ironik cevaplar verdiler. Geriye kalan 2’si de hemen hemen aynı cevapları verip bu 2 kişiden 1’i de dil eğitimi almak için yeterli olduğunu, biriktirip dil kursuna aktaracağını iletti.

Soru 5- Yarın önüne okuduğun bölümle ilgili bir fırsat çıksa kuryelik yapar mısın?

Ve sorunun cevabının sizi hiç şaşırtacağını zannetmiyorum. İstisnasız hepsi kendi mesleğini yapmayı tercih edeceğini söyledi.

Bir sonraki siparişe geç kalmalarını istemediğim için arkadaşları çok tutmadım elbette. Daha sorulacak çokça soru vardı ama bunlar bir çıkarım yapmak için yeterliydi.

Şimdi gelelim benim çıkarımlarıma ve bizlerin çıkarması gerekenlere. Kuryelik yapmak elbette kötü bir şey değil. Birilerinin bu işi yapacağı aşikardır. Kimseyi küçümseyecek pozisyondakiler değiliz bizler. Ancak şurada konuşmamız gerekenler var. Nedir bunlar?

Bir kere sen, her mahalleye üniversite açarsan diplomayı değersizleştirirsin. Bir ikincisi; gencecik insanların iş bulamayacağını bile bile üniversite okumaları konusunda propaganda makinesini devreye sokarsan eminim sana bir şey olmaz ama gençlere olur.

Ne olur? Öğretmen kuryelerimiz, sosyolog sinemada yer gösterenlerimiz, ülkeden kaçmak adına Almanca kursu parası biriktiren kurye gençlerimiz olur. Sahi bununla kim övünebilir ki?

Ben bu arkadaşlarımı görünce hem mutlu hem de buruk oldum. Bir yandan mücadele etme yetilerini kaybetmeyip mücadele etmelerine mutlu, hem de emek verip okudukları mesleklerinin işlerinde çalışmadıkları(!), çalışamadıkları için mutsuz oldum.

Ülkece hep neyden övünürüz? 3 tarafımız denizlerle çevrili ve Dünya’daki konum itibariyle avantajlı oluşumuzdan. Peki 3 tarafı denizlerle çevrili bu ülkede gençler getir, götürünüzü yapıyorsayı düşündünüz mü hiç? Öğretmen bana neden yemek getiriyor? Sosyolog neden bize kuruyemişinizi yetiştirmek için yolda kaza yapıyor? Neden doktor, diş hekimi, veteriner şiddete mağruz kalıyor? Neden avukat intihar ediyor? Neden 7. Sınıf öğrencisi kardeşim cebindeki 4 TL’yi sadece yol parası olsun diye taşıyıp yemek yiyemiyor?

Cevap için çokça makale ve kitap karıştırmayın.

GENÇLER GETİR GÖTÜRÜNÜZÜ YAPIYOR!