03.12.2016, 21:00

Görmek...

Bu yaşamda hepimiz hakikat olan doğruları görmek isteriz.

Ve işe önce başkalarında görerek başlarız.

Ve bu çok kolaydır.
 

*

Beyazların kızılderililere yaptığını gördük hep ve yanlış dedik yıllarca.

Veya yine beyazların zencilere yaptığı işkenceleri duyduk, gördük.

Yanlış dedik.

Almanların ıkrçılığını gördük.

Yahudilere yaptığını gördük. Yanlış dedik.

Keza tüm acıları yaşayan Yahudilerin de Filistinlilere yaptığını gördük hep.

Ona da yanlış dedik ve deriz.

 

*

Fransızların sömürgeciliğini Afrikalılarda gördük. İngilizlerin bir çok yerde.

Ve hepsine yanlış dedik ve deriz.

Savaş bitsin diye bomba yağdırıldı Japonlara.Yanlıştı. Yıkımdı. Gördük ve itiraz ettik.

Onca acılara rağmen yine savaştık.

Şimdilerde Suriye’de olanlar yanlışta.

Savaş zaten başlı başına bir yanlış.

Hep gördük.

Eleştirdik.

*

Bizim ülke olarak da çok yanlışlarımız var.

Yeri geldi biz de ötekileştirdik.

Yanlış dediler onlar da bize, bizim dediğimiz gibi.

Kızdık belki.

Ancak her devlet başka devletin yaptıklarına kilitlendi.

*

Bu şekilde işler düzen.

Hep birbirimizin yanlışlarını görürüz ve böyle devam ederiz.

Hepimiz toplum olarak, ülke olarak, birey olarak birbirinin ne yanlışlar yaptığını çok basit görür ve söyler. Kendi yanlışlarını kimse görmedi.


 

*

Sorun nedir?

Çok basit...

Bu düzende kimse kendi yaptığının kötü olabileceğini görmez.

Göremez.

İnsan kendi yaptıklarından sorumludur. Ancak gel gelelim çok da basit olan kabullenmeleri ve gerçekleri hep görmemezlikten geliriz. Ve tüm olumsuzlukları kendimizde değil hep başkasında görürüz.

 

*

İşte bu nedenle “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” atasözünün ana fikrini benimseyelim.

Ana fikir:

Başkasına zararı dokunacak bir davranışı yapmadan önce iyi düşün, kendi kendini eleştir.

Mevlânâ’nın çağrısı şudur bize:

"Bir yürüyüş edelim de kırıp dökelim: Şu kara yüzlü, şu kötü huylu nefsi, yok edelim gitsin!" 
 

*

Kendimize bakalım...

Bazen ise hep haklı olduğumuzu düşünür ve ona göre davranırız. Karşımızdaki bizi anlamıyor diye de yakınırız. Ve bu sebeple de eleştiriler havada uçar. Hırçınlık ise önlenemez duruma gelir. Sonra başlar dargınlıklar, küsmeler. Ve kendimize bakmayız o anda.

İşte size kendimize bakmamızı öğreten bir hikaye;

“Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından şikayet ediyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona bunu nasıl bir yaklaşımla anlatması gerektiğinden de emin değilmiş.

Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

“Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla.”

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş.

40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Gene cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Hala cevap yok Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

Gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş

“Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

“Hayatım beşinci kez söylüyorum, tavuk”

İşte sonuç. Her problem karşıda olmayabilir.

Problemleri önce kendimizde arayıp çözmek gerek...

 

Dip notlar;

 

Sorumlu kim?

Aladağ’daki yurt yangınında 10 öğrenci, 1 küçük çocuk ve 1 eğitmen hayatını kaybetti.

Neden?

PVC kapı yüzünden. Panoda kaçakakım rolesi olmaması yüzünden.

Aladağ'daki faciayla ilgili bilirkişi raporuna göre yurttaki yangın elektrik panosunun eski, olmasından kaynaklanıyor ve ilginç olanı da 1'inci kattaki yangın merdiveninin kapısı plastik yapıya sahip PVC, üstelik kapı kolu yok…

Yangın sırasında merdivenin kapısına da yüklenilmiş. Ama açılamamış. Kapı kolları olmadığından ve kapı açılamadığından buradan çıkıp kurtulan kimse yok.

Kısaca yaşamını yitirenler, yangın merdiveni kapısının kolu olmadığı için dışarıya çıkamadılar. Minicik bedenler kapı kolu yüzünden heba oldular.

Plastik yapıya sahip PVC kapının yangın merdiveninde işi ne?

Yönetmeliklere aykırı olmasına rağmen üstelik.

Hangi kafa yangından etkilenip PVC kapının erimesi ve şişmesini akıl edemez.

Bu kapının PVC değil, yangına dayanıklı olması yönetmelikte yer aldığı halde neden kulak arkası edilir?

Sorumlular hesap vermeli o minicik canlar için...

 

Neredeler?...

Dün 3 Aralık ‘Uluslararası Engelliler Günü’ idi.1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık gününü “Uluslararası Engelliler Günü” olarak ilan etti. Ve BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart 1993 tarihinde üye ülkelerce 3 Aralık gününün “engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması” amacıyla tanınmasını istedi. Yani 3 Aralık “Engelliler Günü” olarak bilinen günde ülkemizde engellilere yönelik hangi adımlar atılmış biliyor muyuz peki?

Ülkemizde engelli olmak kapı dışarı çıkamamak…

Ülkemiz, engelli ve aileler için hiç de iç açıcı olmayan bir ülke.

Engellinin bakım ve rehabilitasyonu dert. Sosyal ortama adapte edilmesi sorunlu. Çok kez tekrarladık ama hala kaldırımlar yüksek.

Hele ki bilinçsizlik diz boyu. Engellinin geçeceği yere araba park edip pıs pıs gülen bir insandan ne beklersiniz? Üstelik yüksek sesle ‘buraya araba park edilir mi' dememe rağmen sırıtan kişi o arabanın üstünde bir engelli adayı olma riski yüksek iken bile bilgisizce ve umarsızca davranabiliyor.

Son yıllarda, hafif tekerlekli sandalyeler yapılmış olabilir. Ancak yollar kötü. Araba kullananlar her yeri park yeri sanmakta.

Ya engelli bizden biri. İnsan. Onun sosyal yaşa mı yok mu?

İnsanca yaşama hakkı yok mu?

Neredeler?...

Neden sokakta, sosyal ortamlarda, çevremizde göremiyoruz?

Çünkü şehirlerimiz engelli engellilere.Ülkemizde her bir mekan, okul, sokak, park engel dolu.

Sevgiyle kalın …..

 

Fıkra;

Adamın biri orman yolunda arabası ile gittiği sırada önüne kırmızılara bürünmüş biri çıkar ve buradan geçmen için bana yiyecek bir leyler vermelisin yoksa geçirmem demiş.

Neyse adam uğraşmamak için vermiş bir şeyler devam etmiş.

Biraz gittikten sonra bu kez de sarı renklere bürünmüş bir adam çıkmış ve aynı şeyleri söylemiş, adam da yine nolur nolmaz hesabı çıkarıp vermiş bir şeyler.

Biraz daha ilerledikten sonra bu kez mavili bir adam görmüş, camdan dışarı çıkmış adam sen ne istiyorsun lan mavili demiş.

Adam şöyle cevap vermiş: Ehliyet ve ruhsat.

 

 

Günün sözü;

İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. Mevlana...

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@