Dönüşüm başlatın.

Başlamak olmayanı oldurmaktır. Yeniden diyebilmektir.

Öncesi de vardır ama sonrası yenidir. Dönüşmüştür artık.

İçinde barındıkları sizi öyle bir etkiler ki cesareti orada bulursunuz.

*

Matematiği düşünün. Yutan eleman vardır, sıfır.

Biz de işte matematik gibiyiz. Önce sıfırlardan başlarız. Sonra yer yer dururuz. Yer yer kaçarız ve bazen de susarız, ağlarız, güleriz.

Hayatın içi işte budur.

Ama merkezdir, sıfır.

Sıfır noktası, bazen tam ortada durduğunuz, baktığınız yerdir.

Korkup kaçsanız da, dursanız da en uzak nokta o olsa da hep bir ötesi vardır.

*

İlk adımı attığınızda gerisi gelir. Ve siz artık işe koyulmuşsunuzdur. O sıfırı geride bırakırsınız. Hep ileriye giderken bir sonraki sayı karşılar sizi. Bir.

Ve başladığınızda en sade haliyle sizi karşılar.

Sessizdir.

Özdür.

Ancak bir geri noktayı da barındırır içinde.

*

Siz korkak biri olarak yola devam ederseniz işte geriye döner ve sıfıra saklanırsınız.

Ancak ileriye gittiğinizde durmak bilmeyen bir sayı zinciri sizi kucaklar.

Ve fark edersin ki hep hayat sıfır ve birlerden ibaretmiş aslında.

Bilinmezliğin ortası hep bu şekilde ilerler.

Hayat adı.

Yürümeye başlarsınız.

Duraksarsınız. Tekrar ve tekrar yürürsünüz.

Yürekleriniz yürür.

*

Düşünmek, hissetmek ve yaşamak.

Her adımda yaşamaktır adı.

Bu gaflet uykusundan uyanırsınız, ya da uyuyanlardan olursunuz.

Ya siz kimsiniz.

Görün ve başlayın derim kim olduğunuzu o zaman görebileceksiniz ancak.

Biraz cesaret...

Biraz cesaret...

*

Dönmek...

Alabildiğince sizi içine çekene doğru dönmek. İşte dünyanın ve evrenin en büyük oluşumu dönmede.

Mevlana gibi. Her şey dönmüyor mu merkezde?

 “Dönüş” hep dönüş.

Kendine bakan her şey dönme eyleminde.

Ancak Mevlevilikte dönmek tabiri yoktur. Mevleviler ‘Sema’ eder.

Sema, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini ifade eder.

Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ifade eder.

İnsanın kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifade eder.

Sema eden canlara Semazen denilmiştir.

Siz de bir semazensiniz.

Hayat yolunda...

İfade edebilirsiniz kendinizi, hislerinizi.

O nedenle görün, başlayın ve sema edin...

Dip not;

Kıssadan hisse;

Anadolu’nun güzel bir sahil kasabasında Gülçiçek adlı kız evlenir. O zamanlarda adet olduğu üzere kocası ve kaynanası ile aynı evde birlikte yaşamaya başlar.

Lakin kısa bir müddet sonra kaynanası ile geçinmenin o kadar kolay olmadığını anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bazen tartışma ve bağırma sesleri komşularına kadar ulaşır. Evdeki hengâme çevrenin tepkisini alır. Kabahat yeni gelinde bulunur ve ikaz edilir.

Birkaç ay sonra, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgaları, hayatı ev halkı, komşuları ve annesi ile karısı arasında kalan eşi için de cehennem haline getirmiştir.

Artık bir şeyler yapmanın gerektiğine inanan genç kız soluğu, babasının da arkadaşı olan ve aynı zamanda Mevlevi dervişi olan kasabanın baharatçısında alır ve derdini anlatır. “Kaynanasını sakinleştirecek, sinirini yatıştıracak bitkisel bir karışım hazırlamasını” rica eder.
Yaşlı baharatçı derviş, ona bitkilerden yaptığı bir şurup hazırlar ve şöyle tembihler:
“Bu karışım etkilidir, ancak tesiri iki yönlüdür. Ya yaşlı kadınının sinir sistemine etki yaparak onu sakinleştirecek veya ters tesir ederek onu yavaş yavaş öldürecektir. Bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanan için yaptığın yemeklerin içine koymalısın. Karışım kesinlikle az dozda verilecektir. Böylece eğer ters etki görülürse, yaşlı geçimsiz kadının gelini tarafından öldürdüğü belli olmamalıdır.”

Yaşlı adam, ayrıca genç kıza kimsenin ve özellikle eşinin şüphelenmemesi için, bu müddet esnasında kaynanasına çok iyi davranmasını ve ona en güzel yemekleri yapmasını, banyosuna yardım etmesini ve küçük hediyeler almasını da tembihler.

Bu çift yönde etkili ilaca fazla da aklı ermeyen, ama bir umutla fayda bekleyen Gülçiçek sevinç içinde eve döner, baharatçı dervişin dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kaynanasının tabağına da azar azar muhtemel ilaç-zehiri damlatıyordu. Kadına sıkça banyo yaptırıyor, temizliyor, küçük hediyeler ve çiçekler alıyordu.

Bir süre sonra, kayınvalide çok değişmişti. Gelinine kızı gibi davranmaya başlamıştı. Artık onu üzmüyor, kötü konuşmuyor ve her yapılana teşekkürle, gülücüklerle karşılık veriyordu. Hatta bir keresinde, kendisine annesinden kalan ve çok değer verdiği pırlanta yüzük-küpe-kolye takımını zorla gelinine hediye etmişti.

Evde bahar rüzgârları esmeye başlamıştı. Herkes birbirine iyilik yapmak için adeta fırsat kolluyordu. Ama genç kız, kendisini çok ağır bir yükün altında hissetti. Yaptıklarından bin pişman vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı dervişe, şu ana kadar kaynanasına verdiği muhtemel ilaç-zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir hazırlaması için yalvardı. Yaşlı kadının artık ihtimal de olsa ölmesini istemiyordu.

Derviş, yaşlı gözlerle ve pişman vaziyette karşısında konuşup duran Gülçiçeğe baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı
“Sevgili Balçiçek” dedi. “Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece güçlendirdin. Hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise beyninde olandı. Sen yaşlı kadına iyi davrandıkça beynindeki zehir de dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı. Böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz” dedi. “Haydi, artı hayatı kendine, eşine, kayınvalidene ve herkese cennet yap…”(Alıntı)

Fıkra;

Temel, bir gemide kaptanlık yapıyormuş. Bir gün fırtına kopmuş.

Kaptan Temel, tayfalara bağırmış:

-Ula uşaklar pusulayi ceturun!

Tayfalar bir ağızdan:

-Pusula yok kaptan,demişler

-O zaman kelime-i şehadet ceturun...

Günün sözü;

Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, çünkü orası kaderinin değişeceği yerdir...[Mevlana]