Merhaba sevgili kitap dostları;
 

Bu hafta hem gülmeye hem de öğrenmeye ne dersiniz?

Sizlere tavsiye edeceğim ilk kitap, Mark Twain tarafından mizahi bir dille yazılmış, gülümseme garantili “Adem ile Havva’nın Güncesi” kitabı. İlk aşkın masumiyetini ve şeytanla sınanmasının hikayesini anlatan bu kitap, küçük bir mola verip, soluk almak için ideal.
İkinci kitabım İlber Ortaylı tavsiyeli, Amin Maalouf tarafından yazılmış, “Semerkant” kitabı ise geçmişin bilinmezlerini ortaya çıkararak, Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk İlişkisindeki çıkmazı çözmemizde yol gösterici olacak, öğretici bir kitap.

Adem ile Havva’nın Güncesi - Mark Twain

adem-ile-havva

Bu hafta değerlendirmemde küçük bir molada bir çırpıda okunabilecek Mark Twain tarafından yazılmış, 75 sayfalık kısa bir hikaye kitabı var.

Kitabın bu kadar kısa olmasına bakmayın, çünkü içerdiği konu yeryüzünün kurulduğu günden bugüne kadar üstünde milyonlarca kez düşünülmüş, konuşulmuş, tartışılmış yetinilmeyip üstüne şiirler, şarkılar yazılmış ama bir türlü sonuca bağlanamamış kadın-erkek ilişkisi.

Doğrusunu söylemek gerekirse kadın-erkek ilişkilerini anlatan kitapları okumayı pek tercih etmem. Çünkü bu konun herhangi bir genelleme içerdiğini kabul etmem. Herkesin farklı özellikler içeren bireyler olduğunu kabul eder, davranışların kişiye özgü olduğunu düşünürüm. Kadınlar çok konuşur, alışverişi sever, daha detaycıdır, çiçeği severler ya da erkekler dedikodu yapmaz, hesabı ödemek zorundadırlar, futbolu çok severler, özel günleri hatırlamak zorundadırlar vs. şeyler bana grupları kalıba sokmak gibi gelir. Çiçeği seven bir erkek olabileceği gibi futbol konuşmaktan çok hoşlanan bir kadında olabilir. Özel bir günü kadın da unutabilir erkekte, bunun bir standardı olması mümkün müdür? İşte bu yüzden; davranışları direkt bir gruba atfetmek yerine, karşımdaki kişiyi tanımayı tercih ederim.

Ama Mark Twain bu kitabında; gözünü daha yeni açan Adem ve Havva’nın yaşadıkları ve anlamlandırmaya çalıştıkları olayları Adem ve Havva gözünden yani kadın ve erkek gözünden mizahi bir şekilde anlatmış. Daha kadın ve erkek olduklarını bilmeyen Adem ve Havva’nın kendilerini, duygularını ve çevreye tanımaları aynı zamanda Şeytan’nın oyunlarıyla sınanmalarının hikayesi okunmaya değer olduğu kadar, gülme ve eğlenme garantili diyebilirim sizlere.
Bir çırpıda okunabilecek, mizahi bir dilli yazılmış, anlatımı akıcı dili sade, modern klasikler arasında yer alan, aşkın gücünü, bağlılığın samimiyetini hissedeceğiniz, günce şeklinde yazılmış bu kitap kitapsever herkese naçizane tavsiyedir.

Semerkant-Amin Maalouf

semerkant


 

Bu hafta ikinci değerlendirmemde, Lübnan asıllı Fransız yazar, Amin Maalouf tarafından yazılmış, İlber Ortaylı tarafından tarihseverlere okunması tavsiye edilmiş “Semerkant” kitabı var.

Bu kitap yüzyıllar öncesinden başlayıp neredeyse günümüze uzanan geniş tarihiyle, Doğu Medeniyetinin inceliklerinden, Batı Medeniyetinin yeniliklerine uzanan hikayesiyle; hem tarih sever okurlara hitap ediyor hem de hikayesindeki hiç bitmeyen aksiyon ile macera sever okurlara hitap ederek, bir çok beklentiye aynı anda karşılık veriyor. Ama benim için bu kitabın en öncelikli tarafı, Ömer Hayyam gibi büyük bir dahiyi tanımayanlar için bu kitabın biyografik görev üstlenmesi ve Hayyam’ı daha iyi tanımaya, en azından tanımaya çalışmaya vesile olması diyebilirim.

Hayyam’a ait olmadığı halde kendisine mal edilmiş bazı rubailer vesilesiyle önyargılı düşüncelere maruz kalmış Ömer Hayyam, şair yönünün dışında birçok bilim dalında yeniliklere vesile olmuş bir bilim insandır. Filozof, matematikçi ve astronomi gibi bilim dallarındaki üstün yeteneklerini n yanında binom açılım, matematikte X bilinmeyeni , pascal üçgeni, Öklid bağlantısı gibi kavramların temelini oluşturmuş, Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Hayyam’ın bilim dünyasına kattığı bu kadar değer e rağmen hala tek taraflı derlendirilmesi bana İbn-i Sina’nın “Hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz” sözünü hatırlatır.

Özellikle meşhur Rubailerinin yazılma öyküsünün temeli kabul edilebilecek, 4 bölümden oluşan kitap, Ömer Hayyam’ın Semerkant’a gelip; zorbalarca zındıklıkla, suçlanıp meydan dayağı yemesiyle başlar. Bu meydan dayağı dönem kadısı Ebu Tahir de sonlanır. Ebu Tahir, Ömer Hayyam’ın ününü ve bilgisini bilmektedir. Ona çok yakın davranır ve Hayyam’a ceylan derisinden güzel bir defter hediye ederek, bu deftere içinden geçen Rubaileri yazmasını ister. Kitaba göre meşhur Rubailerin hikayesi işte bu şekilde başlamıştır.

Semerkant'ta hayat devam ederken, Alparslan tarafından açılan savaşta Semerkant zayıf düşer ancak Alparslan'ın bir esir tarafından öldürülmesiyle savaş son bulur. Bu sırada Selçuklu veziri Nizamülmülk’le tanışan Hayyam bir buluşma talebi alır. Vezirle buluşmak için yola çıkan Hayyam, kaldığı bir handa Hasan Sabbah ile tanışır ve Hasan’nın bilgi birikimin hayran kalır.

Vezirle buluştuğunda, Vezir Nizamülmülk Hayyam’a muhbir başı olma görevini teklif eder. Görevi kabul etmeyen Hayyam yerine Hasan Sabbahı teklif eder.Hayyam çalışmalarını sürdürürken Hasan Sabbah da hafiyelik görevine atanır. Ancak Sabbah, görevini kötüye kullanarak dönemin hükümdarı Melikşah'ı vezire karşı kışkırtır ve bu davranışıyla hakkında kötü izler bırakarak, imparatorluk dışına sürülür.
Yeni Vahiy adı altında bir İsmaili ordusuyla ortalığa çıkan Sabbah, Müslümanlığı yaymak için mücadeleye başlar. Sabbah'ı durdurmak için atılan Vezir, Semerkant'ın alınmasına vesile olur ancak Melikşah'ın kinini üzerine çeker ve böylece Melikşah tarafından çıktıkları bir seferde öldürülür. Olayı sindiremeyen vezir yandaşları da Melikşah'ı öldürerek imparatorluğu Terken Hatun'a bırakırlar ancak o da çok geçmeden aynı grup tarafından öldürülür.
Öldürülme sırasının Hayyam'a geldiğine inanan vezir yandaşları, Vezir'in en yakın koruması Vartan'ı bu iş için tutarlar. Ancak Vartan Hayyam'ı öldürmez ve onu yanına alarak diyar diyar gezerler. Merv şehrine varan bu iki yoldaş, burada yaşamaya başlarlar. Bu sırada Alamut Kalesi'nde hüküm süren Sabbah'ın tek amacı Hayyam'ı yanına almak olmuştur. Hayyam'ın yazmasını kaçırarak onu elde edeceğini düşünen Sabbah, yanılır ve bu olay üzerine memleketine dönen Sabbah her şeyden vazgeçer ve kısa süre sonra da vefat eder. Hasan Sabbah da yaşadığı ve yaşattığı bunca şeyden sonra ölüme yenik düşer. Yıllar sonra Moğol istilasına uğrayan ülke, Alamut Kalesi'ndeki eşsiz kütüphaneyi de kaybeder ve Hayyam'ın tek eseri olan el yazması kitabı esrarengiz bir şekilde yitip gider.
Bu bölümden sonra araya yüzyıllar girer ve kitabın yepyeni bir bölümü başlar. Bu bölümde
Fransız kökenli olan Amerikalı Benjamin Omar, ismini ailesinin Ömer Hayyam merakına borçludur Kendisi de Hayyam'la ilgilenmiş ancak Hayyam'a ait bir yapıtın bulunmamasından ona olan inancını yitirmiştir. Bir gün Hayyam'a ait bir eserin varlığını sürdürdüğünü öğrenir ve yollara düşer. İstanbul'da bir vesileyle tanıştığı dostu Cemaleddin, yıllarca İran'da demokratikleşme hareketleriyle tanınan bir adamdır. Ömer Hayyam'a ait tek el yazmasının İran'da bulunduğunu öğrenen Benjamin, yeniden yollara düşer ve Cemaleddin'in dostuna gönderdiği bir mektup yüzünden başı belaya girer. Benjamin bir süre kaçak hayatı sürer ancak İstanbul'a dönmenin bir yolunu bulduğu sıralarda dostu Cemaleddin'i yitirir. Ülkesinde bulunduğu zamanlar, İran'daki dostu İran prensesi Şirin'den İran'a dair haberler alan Benjamin, Hayyam'a ait yazmanın prenses tarafından kurtarıldığını öğrenir. İran'a yeniden ziyaret gerçekleştiren Benjamin, İran'a gelmesi beklenen demokrasi için bir süre arkadaşlarıyla birlikte savaşır ve nihayet zaferi tadarlar. Bu sırada Benjamin, prensesi etkilemeyi başarır ve sevgili olurlar. Benjamin yıllarca peşinden koştuğu yazmaya kavuşur. Yeni yeni demokrasisine kavuşan İran, Rus ve İngiliz baskılarına yenik düşerek rejim değiştirir. Umutları yıkılan demokrasi yandaşları Benjamin ve prensesi Şirin, soluğu Batı'da alırlar ve evlenirler. Balayı için Titanic'den başka bir şey düşünemeyen çift, yolculuğa koyulur. Ancak hepimizin bildiği gibi Titanic görünmez bir buz dağına çarpar. Benjamin ve Şirin bu kazandan kurtulurlar fakat Ömer Hayyam'ın yazması sular altında kalır. Nihayet karaya vardıklarında, onları bekleyen kalabalıkta Benjamin Şirin'i kaybeder ve ondan bir daha haber alamaz. Hem yıllarca onu bulmak için maceralara atıldığı yazmayı hem de biricik karısını kaybeder.

Çok uzun bir tarih ve çok geniş bir coğrafyayı içinde barındıran bu hikaye, dilinin sadeliği, anlatımının akıcılığı, hikayesinin hem gerçekliği hem de kurgusuyla bir çok övgüyü hak ediyor. Uzun zamandır popülerliğini korumasının nedenini her satırda hissedeceğiniz bu kitap kitap sever herkese tavsiyemdir. Daha çok kitap özeti için instagram @benimkitapligim9 sayfasını takipte kalın.