Salim Çetin'in 15 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Son yıllarda hepimiz ne çok duyduk bu “kentsel dönüşüm” kavramını.

Bir de 6306 sayılı Yasa var bu konuda.

Afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılar, bu yasada yazan kurallar çerçevesinde yenilecek ve sağlıklı hale getirilecek.

1999 depreminden önce yapılan binaların çoğu bu kapsamın içinde görülüyor.

Dolayısıyla bunların dönüştürülmesi ve sağlıklı hale getirilmesi nerdeyse zorunlu…

Ancak zor ve meşakkatli bir konu…

Belediyenin ve de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ nın bu işi yıllardır çözememesi bundan olsa gerek.

Evi olan için de zor; zira bizde evin bir ömre bedel sürede elde edildiği düşünüldüğünde, durum daha da karmaşık hal alıyor.

7 Nisan 2022 günü Türkan Saylan Kültür Merkezi’ nde Sosyal Demokrasi Derneği’ nin düzenlediği söyleşide Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’ un kendisinden konuyu dinleyince bir kez daha karışık ve zor bir konu ile uğraşıldığını anlamış oldum.

Baştan belirtelim, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’ a bu kentsel dönüşüm işi eski deyimle  ‘tevdi edilmiş’. Çünkü, Başkan Narlıdere’ de binlerce konutu dönüştürme başarısı göstermiş ve orada sorun yaşanmamış. Ancak, dikensiz bir gül bahçesinden geçildiği de söylenemez. Nitekim orada da ilk başta “Bu Rasim’ in oğlan buraları toptan yıkacak” lafı epeyi kulakları tırmalamış ve bir direncin ifadesi olarak yankılanmış. 

Fakat uygulamaları gören vatandaş kuşkusundan vaz geçmiş bir süre sonra.

İşte o deneyim, Konak ilçesinin kenar semtleri; Gültepe,  Beştepeler ve diğerleri için işleyecek gibi ya da Başkan’ dan tam da istenen bu.

Başkan Batur da haklı olarak bu işi bihakkın yerine getirmenin peşinde ve fakat ortam, zamanın ruhu, olanaklar sanki işi zora sokan mahiyette gibi.

Başkan’ nın anlattıklarından ben bunu çıkardım.

***

Anlatılanlardan, Belediye ve tabii ki Başkan kendi üzerine düşenleri yapmış gibi.

Önce, Gültepe ve hemen arkasından Beştepeler semtindeki alanların kentsel dönüşüm imar planları, Belediye’nin Planlama Müdürlüğü tarafından yapılmış. ( Sema Başkan zamanında da plan çalışması bir miktar yapılmış. O zaman kat yüksekliği 5 kat idi, benin hatırladığım kadarıyla.)

Daha sonra plan askıya çıkarılarak kurumlara ve vatandaşların bilgisine sunulmuş.

Bu plan kısaca, küçük parselleri bir araya getirip 7 katlı binalar öngörüyor.

“Kimsenin hakkı kaybolmayacak” cümlesini Batur Başkan altını çizerek yineliyor ki bu konunun özü çünkü.

Yaklaşık 300 hektar alandaki dönüşümle şu anda nerdeyse yok denecek kadar az olan yeşil alan en az üç kat artacak, yollar genişleyecek ve sonuçta Gültepe modern bir kent kimliğine kavuşacak.

Bu plandan sonra daha detaylı bir çalışma ise parselasyon planı ile yapılacak. Ancak henüz o noktaya gelinmemiş.

Parselasyon planında vatandaşa ait taşınmazın akıbeti daha somut gösteriliyor ve bu açıdan önemli.

Bu planlar belediye meclislerinden oy birliği ile geçmiş, Büyükşehir Belediyesi Meclisi de kabul etmiş.

Tam plan kabul edildi denilecek iken Şehir Plancıları Odası mahkemeye başvurarak planın iptalini talep etmiş. Oda’ nın gerekçesi, kentsel dönüşüm planları ile oluşacak nüfus yoğunluğunun gerçekçi biçimde hesap edilmediği yönünde.

Başkan elbette Oda’yı suçluyor, kendilerinden yardım ve öneri istenmesine karşın yapıcı davranmadıklarını söylüyor.

Başkan  mahkeme sürecinin bitimiyle, planın eksikliklerinin giderilip sürecin tekrar işletileceğini belirtiyor.

Bir de dönüşüm alanında olanların kurdukları dernekler ve muhtarlardan söz etmek gerekir.

Benim gördüğüm, bu iki temsil makamı da daha fazla diyalog ve bilgi istiyor.

Çünkü ortada bilgi kirliliği var ve doğru muhatap bulamamak en büyük sıkıntı.

***

 ŞİMDİ BİR DE MURAT KARAYALÇIN’ A BAKALIM:

Yıl 1989, yer Ankara.

O tarihlerde henüz kentsel dönüşüm kavramı yok.

Ama Karayalçın, Ankara’ nın gecekondu muhiti Dikmen’ ni dönüştürüp, modern bir kent haline getirmeyi kafasına koymuştur.

Merkezi iktidarda ise Turgut Özal Hükümeti vardır.

İşe bakın ki o zamanda büyük projelerin yapımı için, bugün köprü ve hastanelerde olduğu gibi “yap işlet devret” modeli tartışılmaktadır.

Özal’ ın isteği, metro gibi büyük projeleri “ yap, işlet, devret” ‘ le yapmaktır.

Karayalçın ve ekibi yapacakları metroda da epeyi finans gerektiren Dikmen Vadisi projesinde de buna yanaşmaz.

Bu konu için ortak bir komisyon oluşturulur.

(Bugünkü iktidardan böyle bir şey talep edin de görün gününüzü!)

Karayalçın, yap işlet devret modelinin dışında para bulmanın derdindedir.

İlk başta saygın işadamlarından yardım ister ve Alarko Grubu’nu davet ederler.

Ne yazık ki Üzeyir Garih ve İshak Alaton bu işe razı gelmez.

Bu kez başka bir yöntem denenir ve tahvil satışı gündeme getirilir.

Japon Borsası’ na yapılacak projeler karşılık gösterilerek tahvildir pazarlanacak olan.

O tarihlerde Ankara Belediyesi’ nin kredi notunun pozitif olması onlar için şanstır.

Yapılacak işe karşılık gösterilmek kaydıyla tahvil satışı başarıyla sağlanır.

Böylece müteahhitlere kalmadan finans sorunu uluslararası piyasalar yardımıyla çözülmüştür.

Burada Karayalçın bir şey daha yapmıştır:

Daha işin başında “Proje karar kurulu” adıyla bir yapı oluşturulmuş, bütün taraflar işe dahil edilmiştir.

Kurulda; Karayalçın, Çankaya Belediye Başkanı, ASKİ Genel Müdürü, Dikmen Mahallesi’nde örgütlenmiş dönüşüm kooperatiflerinin başkanları yer almıştır.

Kurul her ay toplanır. Alınan kararlar açık ve şeffaftır. Herkes itirazını varsa kurulda yapar.

Kurulda alınan kararlar Belediye’ye Karayalçın tarafından iletilir ve uygulamaya konulur.

Görüldüğü gibi, o dönemin yerel yönetim anlayışı içinde “katılım” konusu da önemli bir ağırlığa sahiptir.

Katılım olgusu şimdiki gibi sadece tek taraflı bir talep alma olayı olarak görülmez, bu süreç pro aktif, iki yanlı bir süreç olarak algılanır. Sözü edilen projelerde, başka karar alma süreçlerinde Karayalçın, katılım konusuna özel önem vermiştir.

Evet, ben iki tip kentsel dönüşüm hikâyesi anlatmaya çalıştım.

Ey okuyucu, karar senin!