Özellikle kent konseylerinin çalışmalarına yön vermek ve belediyelerin daha kapsayıcı bir çalışmasına katkıda bulunmak için yerel gündem 21 hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum.

Glasgow İskoçya’nın başkentidir ve şu sıralarda dünya çevre zirvesi toplantıları yapılmaktadır. Türkiye’den de başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok belediye başkanı katılmışlardır. Çevre sorunlarını tüm dünyada gündemin üst sıralarında yer almaya başladığı günümüzde insanlık için oldukça karamsar ve ürkütücü bir geleceüin resmedilmeye başlandığı bir dönemdeyiz. Yaşanan çeşitli felaketler de bunları göstermektedir. Giderek kirlenen, doğal kaynakları hesapsızca tüketilen bir dünyada sürekli artan çevresl bozulmaya ve bu bağlamda çölleşme, ormansızlaşma, asit yağmurları, küresel ısınma, ozon tabakasının aşınması gibi gelişmelere dikkat çekilmeye tüm dünyadaki bilim kurulları çeşitli raporlarla vurgulanmaya başlanmıştır. Yine bu dönemde çevre sorunlarının dünyadaki nüfus patlamasını ve giderek artan yoksulluk ile uluslararası eşitsizliği de içerecek şekilde geniş bir bakış açısı ile ele alınması zorunluluğu vurgulanmaktadır. İnsanlığın çıkış yolu, çevresel gelişme ile ekonomik kalkınma arasındaki yaşamsal köprünün kurulmasına ve bu gelişmenin sürdürülebilir olmasına bağlanmıştır.

Genel olarak tüm dünyada çevrenin en geniş katılımcılık gerektiren alan olduğu kabul görmeye başlamıştır.

Çevre korumanın doğasında toplumsallaşma olduğu ve doğrudan katılım ve demokratikleşme ile ilgili bir alan olduğu, bu bağlamda özünde demokratikleşmeyi ve kentsel hakları savunmayı gerektirdiği açıkça ifade edilmeye başlanmıştır. Bu heyecan verici bir süreçtir.

Birleşmiş milletlerin tek muhatap olarak merkezi yönetimleri görme politikasının artık iflas etmesi karşısında, uluslararası topluluk çözümü yerel yönetimlere ve hükümet dışı kuruluşlara yönelmekte bulmuştur. Kent konseyleri de buna dayalı olarak bazı ülke yasalarında yer almaya başlamıştır. Demokratik uygulamaların çoğulcu ve katılımcı politikaların en somut biçimde gerçekleşme olanağını ve ortamını bulduğu yerel yönetimlerin, günümüzde yepyeni bir anlayışla hazırlanmalarının önemi giderek daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.

Yerel yönetimlerin yeniden yapılanması ve demokratikleşme sürecine katkılarını arttırabilme mekanizmalarının oluşması için tüm dünyada çalışmalar hızla yürümektedir. Glasgow’daki toplantı da bu bakımdan önem taşımaktadır. ‘Sürdürülebilir gelişme’ ilkesin ağırlık veren ülkelerde kendilerine özgü ve toplumsal yapılarının gereklerine uygun bir toplumsal uzlaşma modeli şekillenmeye başlamıştır. Bu modelde çözümler katılımcı ve çok aktörlü bir anlayışla ele alınmaya başlanmış kısaca, yönetsel katılım ve toplumsal katılım büyük önem kazanmıştır.

1992 Rio’da ‘yeryüzü zirvesi’nden başlayarak 1994’te Kahire nüfus ve kalkınma konferansı, 1995 Kopenhag sosyal gelişme konferansı yine aynı yıl Pekin 4. Dünya kadın konferansı ve 1996 İstanbul habitat II ‘kent zirvesi’ne uzanan küresel birleşmiş milletler konferansları ve diğer zirveler ‘küresel ortaklık’ ilkelerinin tüm dünyada kabul görmesini sağlamış ve hükümetler arası kararların demokratikleşmesinin uluslararası dayanaklarını oluşturmuştur.

‘Sürdürülebilir gelişme kavramının temelleri 1972’de Stocholm’de yapılan insan çevresi konferansı sırasında atılmıştır. Orada yayınlanan bildirgede çevrenin kaynak kullanımında kuşaklararası hakkaniyet gözeten ekonomik ve sosyal gelişmenin çevre ile bağlantısını kuran, kalkınma ile çevrenin birlikteliğini vurgulayan ilkeler ‘Sürdürülebilir Gelişme’ kavramının temel dayanaklarını ortaya koymuştur.