21.03.2015, 22:00

Günümüzdeki ‘diyet’ salgını...

Günümüzde ‘Aç kalmak’ diyet midir?

Diyet nedir ve ne değildir?

Algılanan nedir?

Veya aslında algılatılmaya çalışılan ne?

Yine bir diyet furyası başladı bugünlerde...

Biri bitiyor, biri başlıyor...

Adı her neyse...

İnternette herhangi bir sayfayı açtığınızda hemen karşınıza çıkan diyet ürünleri büyük bir pazarın habercisi...

Çeşitli sağlık sorunlarına yol açan uygulamalara sebep veren ‘diyet’ başlı başına bir uzman desteğinden, ortalıkta satılan, internette pazarlanan bir iş dalına dönüştü...

Şu günlerin ve geleceğin iş dalı...

Obezite arttıkça dallanan budaklanan bir iş dalı...

Hassas noktalardan vuran bir iş dalı...

*

Birçok kişi aç kalarak veya tek yönlü beslenerek, bu salgının bir parçası oluyor ne yazık ki...

Ancak bilin ki, sürekli diyette olanların hazin sonu metabolizmalarının bozulmasıdır...

Yüksek protein ve lif içeren besinler alınmaması açlık hissinizi daha çok arttıracağından

bilinçsiz diyetler ile bedeninizi yormak kaçınılmazdır...

Bu ürün destekleri adı üstünde destektir. Bu desteklere güvenmek sadece birilerinin cebini fena doldurmakta...

Ve aniden zayıflamak isteyenler de buna çanak tutmakta...

Cezbeden konu ‘yasak yok’ ile yola çıkmak ve bir ürün ile mucize beklemek...

Biz maalesef tembel bir toplumuz ne yazık ki...

Çaba harcamadan her şeye ulaşmak bizim yapımızda var...

Bu konu, ‘zayıflık’ olduğunda da aynı şekilde işliyor...

Spor yok, çaba yok, ‘bir ürün al hemen forma gir’ ile kandırılmaya müsaitiz...

Ne de olsa kolaya kaçmak işin ucunda gizli...

 

*

Bazen diyetisyenler akla hayale gelmeyen isimlerle, besinlerle diyet programları uygulama yolunu seçerken, internette pazarlama yapanlar ise popüler isimler ile gündeme gelmeyi de ihmal etmiyorlar...

Hal böyle olunca zavallı kadınlarımız da tuzaklara hemen düşüyor...

Özellikle bireğin yaşını, boyunu, cinsiyetini, sağlık halini, işini, yaşam şeklini metobolizmasını ele almadan nasıl bir ürün pazarlanabilir?

Uzman kişiler haricin de kesinlikle bir diyet programı uygulanmaması yönünde bas bas bağırılırken, vücut analizleri yapılmadan, yağ- kas oranı belirlenmeden, vücut da ki su dağılımı, ödem dikkate alınmadan nasıl bir ürün zayıflatır diye pazarlanabilir?

Bunun bir dur diyeni yok mu?

Bu furyanın bir denetimi yok mu?

Denetimler sıkı deniyor...

E bu zayıflama furyasına ‘nedir bu durum’ diyen olmayacak mı?

Suyuydu, içeceğiydi, damlasıydı, hapıydı, lifiydi derken kırmızıbiberine, otlarına kadar uzanıyor bu yol...

Ardından da hastalanmalar, ölümler, zehirlenmeler, kandırılmalar...

*

Unutmayın!

Diyet popüler insanların önerileri ve uygulamaları kesinlikle değildir...

Diyet, tek düze bir beslenme kalıbı değildir...

Diyet yeterli, dengeli ve de sağlıklı beslenmedir...

Bilinçsiz kulaktan dolma bilgilerle yapılan diyetler, bireyi geriye dönüşü olmayan hasarlar ile yıkar...

Hızlı diyet diye adlandırılan ve son zamanlarda sıkça yazılıp çizilen, uygulanan diyetler sizin bedeninizi tanımadan yaptıklarınızdır...

Tek yönlü ve hızlı diyetler kişiyi, ‘Bir haftada 10 kilo vereceksiniz’ diyerek kandıran bir para tuzağıdır...

Vaatlerle cebe kurulan para kazanma furyasıdır...

Mide şişirilerek hiçbir şey yememeye itilen bedenlerin düzenini bozmak, kalıcı sağlık sorunlarına yol açar...

Lütfen bunları göz ardı etmeyin...

 

 

Dip not;

 

Güvenli kilo kaybı...

 

Peki; güvenli bir şekilde kilo verebilir misiniz?

Tabiî ki verebilirsiniz…

Özel yiyecekler almanıza gerek olmadan verebilirsiniz...

Pahalı diyet kulüplerine gitmeden verebilirsiniz...

Para akıtmadan, hatta kaptırmadan verebilirsiniz...

Saçma sapan diyetlerle dengenizi bozmadan verebilirsiniz...

Sadece hayat tarzınızı değiştirerek verebilirsiniz...

Endokrin uzmanlarından yardım alarak verebilirsiniz...

Güvenli kilo kontrolü yaparak verebilirsiniz...

Ve en önemlisi spor yaparak verebilirsiniz. Hem öyle pahalı salonlarda değil, temiz havada, belediye parklarında verebilirsiniz...(yakınınızda ki parklarda spor aletleri yoksa yerel yönetim birimlerine dilekçe verip sağlıklı yaşam alanı kurulmasını talep edin)

Dengeli, sağlıklı, az ve porsiyon kontrolü ile verebilirsiniz...

Ve en önemlisi trans yağlardan, koruyuculardan, katkı maddelerinden uzak durarak verebilirsiniz...

Yeter ki isteyin...

Yeter ki tembellikten sıyrılarak sporu hayat tarzınız haline getirmek için çaba sarfedin...

Yeter ki sağlıklı beslenmeyi, katkılı beslenmeye tercih edin...

Yeter ki, bedenimizin işlevlerini yerine getirmesini sağlamak için gereken protein, vitamin, mineral veya Omega-3 yağ asitleri alın...

Yeter ki, öğün aralarında yerli yersiz atıştırmalardan vazgeçin...

Gerisi gelecektir...

 

Şeker tüketimi...

Şekeri inceleyelim. Dünya genelinde şeker tüketimi giderek artıyor ve kanser türlerindeki yükselişin nedenleri arasında tatlı gıdalar var...

1830 yılında yılda 5 kiloya çıkan şeker tüketimi, 20'nci yüzyılın sonunda şoke edici şekilde kişi başına yılda 70 kiloya ulaştı... 
Bu rakamlar eşliğinde toplum olarak ise bizim elimiz şekere gidecek mi gitmeyecek mi? Elimizi şekere uzatmamamız mı gerekli?

Çayımıza iki şekeri, üç şekeri atacak mıyız? Yoksa çayı çay tadında, şekersiz mi içeceğiz veya az şekerli mi içeceğiz?

Biliniz ki, aldığımız kalorilerin yüzde 56'sı rafine şeker, ağartılmış un ve bitkisel yağlardan oluşuyor...

Aslında bir kişinin bir yılda en fazla 2 kilo bal tüketebileceği biliyor muydunuz?

Şekerin dokuları besleyerek daha hızlı büyümelerine neden olduğunu...

İnsülin yükselmelerinin doğrudan kanser hücrelerinin büyümesini uyarmakla kalmayıp aynı zamanda komşu dokulara saldırdığını...

Düşük şekerli besinlerle beslenenlerin, yüksek şekerli ve rafine gıdalarla beslenenlerle kıyaslandığında; hormonlardan kaynaklanan kanserlere 5 ila 10 kat daha az yakalandığını biliyor muydunuz?

İşte bu nedenle az şeker kullanımını toplumsal kültüre dönüştürmemiz lazım. 

Sağlık bilincimizi bu yönde çok daha iyi noktaya taşımamız gerekiyor.


Tuz...

Türkiye’de günlük kişi başı tuz tüketimi yaklaşık olarak 18 gr...

Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz alımının 5 gr. olmasını önermekte iken daha yemeğin tadına bakmadan tuz atan bir toplumuz...

Aşırı tuz tüketimi tansiyon, kalp hastalıkları, inme, böbrek hastalıkları, kemik erimesi gibi birçok sağlık problemine neden olmakta iken toplum olarak hala yemeklerin tadına bakmadan yemeğe tuz atmaktan vazgeçemedik...

Konserveler, turşular, ekmek gırla... Bir azaltamadık gitti...

İlla yemeğe lezzet vermek amacınız ise lütfen tuz yerine limon, nane, kekik, dereotu gibi ürünler kullanın...

Mutlu kalın…

 

 

Fıkra;

Temel, bir gemide kaptanlık yapıyormuş. Bir gün fırtına kopmuş.

Kaptan Temel, tayfalara bağırmış:

-Ula uşaklar pusulayi ceturun!

Tayfalar bir ağızdan:

-Pusula yok kaptan, demişler.

-O zaman kelime-i şehadet ceturun...

 

Günün sözü;

Yaşamın gayesi; hoşa gitmeyen şeylerden kaçmak değil, hoşa gitmeyen şeyleri yenmektir. Forester...

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@