Gürol Kaplan'ın 28 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Hani, Avrupa Avrupa diyoruz ya, gelin bir de  burdan bakalım gerçeklere...
2013 yılında Alman cezaevlerindeki hükümlü ve tutuklu sayısı 61 binden fazlaydı. 1998 ile 2013 yılları arasında, 2500 mahkum yaşamını yitiriyor ve bunun yarısı intihar! '98 öncesi herhangi bir istatistik tutulmamış ölüm oranları hakkında...

İntihar olaylarının 1153 erkek, 30'u kadın. Ayrıca Federal Adalet Bakanlığı Sözcüsü, bu ölüm olaylarının başka mahkumlar tarafından işlenip işlenmediği hakkında da bilgi sahibi değil. Federal Adalet Bakanlığı, Almanya'da kaç Türk'ün tutuklu ve mahkum olduğu hakkında da tam bilgi sahibi değil o dönemde fakat 184 hapishane olduğunu göz önünde bulundurarak 3047 kişinin Türk Pasaportu taşıdığını söyleyebiliriz.

Gelelim intihar olaylarına... Bizim yetkililer, bayramdan bayrama bir tepsi baklava ile gelir, yarım saat kalır ve giderdi. Bu sahipsizlik ve yalnızlık dolambacı öyle bir karamsarlığa sürüklüyor ki insanı, çareyi ölümde arıyor. Bu, yalnız yabancılar için geçerli değil tabii ki. Her Noel Bayramı'nda da kafadan bir sayı tutulurdu, bu yıl kaç mahkum intihar edecek diye!

Hücreler tek kişiliktir. 22 saat kapalısın. Ailen çat kapı gelmez. Türkiye'den gelmek isterlerse de 100 bin Euro teminat yatırmanız isteniyor bankaya, belki geri dönmez diye.
Yabancı olduğunuz için haklarımız göz ardı edilir. Zaten yabancı diliniz yoksa oradaki Türk tercümanlar da savcı gibi bakar size. Yapmadığınız bir olayı itiraf etmeniz istenir, işte itiraf edersen şu kadar ceza verecekler diye, sizi ikna etmeye çalışırlar.

Korku, izolasyon, sahipsizlik Türk mahkumların birinci intihar nedeni oluyor Alman cezaevlerinde. Siz hiç, ellerini arkadan bağlayarak başına naylonu poşet geçirip intihar eden birini düşüne biliyor musunuz? Ya da yine elleri arkadan kelepçeli bir tutuklu, nasıl yaksın kaldığı hücreyi ve öyle bir intihar yolunu seçsin?

Bir arkadaşım vardı. M.Emin isminde. iki çocuğu vardı. Cezasının bitimine bir yıl kala kendini asarak intihar etti fakat buna ne biz inandık ne de ailesi. Otopsi için Türkiye'ye getirmek istedi ailesi. Bu kuşku bile bizim yetkilileri harekete geçirmeli, değil mi ?
Kar yağdığı zaman Alman infaz memurlarından bazıları, ayak izleriyle gamalı haç yapıyordu havalanmaya çıktığımız avluya. Bizler de hücre aydınlatma pencerelerinden izliyorduk onların aklından geçenleri.
İşte, bütün bunlar intihar nedenidir. Sanki ikna ediyorlardı mahkumu öz kıyıma, tek çaren bu dercesine. Fakat unutulan tek şey, odadaki insanlar devletin eline geçtikleri andan itibaren suçsuz oluşudur, suç dışarda kalmıştır. Hukukun gereği, o insanlara ceza vermek değil, onları tekrar topluma kazandırmaktır. İntikam duygusuyla hareket ettiği zaman sonuçlar iki taraf için de ağır oluyor. Yani suç azalmıyor, toplumun bir yarası olarak her yönüyle büyüyor; hem sosyal psikoloji olarak hem de maddi kaynak açısından.

Bu arada aynayı bir de kendimize tutsak iyi ederiz. Herkes evini önünü süpürse temiz bir dünyamız olurdu.

Sevgiyle kalın...