Son Cevap / Cahit Sıtkı Tarancı

Altay Ömer Erdoğan bu hafta Yenigün Gazetesi'ndeki sayfasına yazar Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Son Cevap" eserini taşıdı.

Nedim Kirtiş
Nedim Kirtiş Tüm Haberleri
Son Cevap / Cahit Sıtkı Tarancı
Haber albümü için resme tıklayın

Yazıhanesine geldiği zaman odacısı, “Amcanız içeride sizi bekliyor beyefendi!” dedi.

Nail, lahavle kabilinden başını sallayarak kendi kendine, “Acaba moruk gene ne halt karıştırmaya gelmiş!” dedi ve kapıyı hızla açarak içeri girdi.

Eşref Bey kanepede oturmuş, gazetesini okuyordu. Yeğeninin öfkeyle içeri girdiğini görünce yerinden sıçradı:

“Nerelerdesin evlat! Seni bekliyordum...”

Nail eski bir itiyat saikasıyla amcasının elini öptü ve masasının başına geçti. Fazla vakti olmadığını sezdiren bir edayla, “Hayrola amca!” dedi.

Eşref Bey gazeteyi bir yana bırakmış, yelek cebinden çıkardığı küçük bir bez parçasıyla gözlüğünün camlarını siliyordu. Gözlüğünü kocaman burnunun üstüne ihtimamla yerleştirdikten sonra, “Dinle evlat!” dedi. “Sana sorulacak mühim bir işim var. Hüsnü Efendi’den zaman-ı evailde bin lira borç almış olduğumu biliyorsun. Bu borcu ödemeye muktedir değilim. Sen de hâlâ servet sahibi olamadın ki bana yardım edebilesin. Şimdi ödemek imkânımız olmadığı için başka bir suret-i hal aklıma geldi. Mevsuk bir membadan haber aldığıma göre Hüsnü Efendi senedi kaybetmiş. Sen ne dersin, avukatsın, alacak verecek işlerinden daha iyi anlarsın, bu borcu inkâr edebilir miyiz?”

Nail namuslu bir adamdı. Amcasının bu sözlerine gizleyemediği bir öfkeyle cevap verdi:

“Olmaz amca! Buna sahtekârlık derler. Sultanahmet’teki evi satıp bu borcu ödeyemez misiniz?”

Eşref Bey yeğeninin kendisine ait olmayan işlere karışmasına hiddetlenerek, “Sen orasına karışma oğlum!” dedi. “Ben sana bu borcu inkâr edip edemeyeceğimizi soruyorum, ona cevap ver.”

Nail, amcasının ne zamandan beridir uykusunu kaçıran, rahatını bozan o açık mavi, soğuk gözlerine baktı: Eşref Bey, küçük yaşta, anadan babadan yetim kalan Nail’i yanına almış, büyütmüş, mektebe yollamış, kendi tabiriyle “adam” etmişti. Nail kendini bildiği günden beri amcasının kendisine yaptığı iyiliğin büyüklüğünü takdir etmiş ve amcasının hiçbir sözünden dışarı çıkmamıştı. Liseyi bitirdiği sene Edebiyat Fakültesi’ne girmek istediği halde amcasının, “Edebiyat para getirmez oğlum, ya mühendis mektebine ve yahut hukuka gir. Mühendislik de, avukatlık da zamanımızın en çok para getiren mesleklerindendir,” demesi üzerine itiraz etmemiş, hakiki iştiyakını kalbinde saklayarak hukuka girmişti. Hukuktan mezun olduktan sonra da amcası Nail’i bir köşeye çekerek, “Oğlum!” demişti. “Artık mektebini bitirdin, evlenme çağındasın. Seni evlendirmek de benim boynumun borcudur. Kızım Selma’yı senden başka birine emanet edemem, zaten oğlum sayılırsın,” demişti.

Amcasının bu emrivakisi karşısında da Nail sesini çıkarmamış, amcasına ne kadar minnettar olduğunu düşünerek, hiç hoşlanmadığı halde, Selma’yı almaya razı olmuştu. Fakat Eşref Bey, evlendikten sonra da Nail’i rahat bırakmamış, fırsat düştükçe yeğeninin işlerine karışmaktan vazgeçmemişti; hatta Selma doğurduğu zaman, Nail’e danışmadan, çocuğa istediği ismi koymuştu. Nail bütün bu fedakârlıklarıyla amcasına karşı olan borçları ödediğini sanıyordu. Halbuki Eşref Bey hiç oralı olmuyor, Nail’i ben büyüttüm, ben yetiştirdim düşüncesiyle onun her işine karışmak için kendinde hak ve salahiyet buluyordu.

Yeğeninin cevap vermekte geciktiğini gören Eşref Bey, ihtiyarlıkla hemahenk mazlum bir tavır takınarak, “Ne o evlat!” dedi. “Kırk yılda bir sana bir işim düştü de...”

Nail bir yay gibi gerilmişti. Sırf amcasının hatırını kırmamak için en sevgili emellerinden vazgeçmiş, istemediği mektebe girmiş, istemediği mesleğe süluk etmiş, istemediği kızla evlenmiş, kendi işlerine karışmasına bir dereceye kadar tahammül etmeye alışmıştı. Fakat amcasının kendisine sahtekârlık teklif edişi Nail’i çıldırtacak bir şeydi. Ödenmemiş sanılan manevi borçların sefil muhasebesiydi. Nail dudaklarını ısırıyor, amcasına sert bir söz söylememek için kendini güç tutuyordu. Amcasının cevap beklediğini unutmuştu. Yanı başında duran paketten bir sigara aldı, asabiyetten titreyen elleriyle ceplerinde kibrit aradı, bulamadı. Masanın gözünü çekti, beyaz kâğıtlar arasında kabarık bir gölge gibi duran bir şey gözüne ilişti. İki gün evvel, arkadaşı Feridun gelmiş, “Aman Nailciğim, şu tabanca birkaç gün sende kalsın,” diye kendisine emanet etmişti. Nail tabancayı görünce durdu. Sigarası ağzında kibrit bekliyordu. Nail, amcasının açık mavi, soğuk gözlerine baktı, o gözlerde, “Seni ben büyüttüm, ben yetiştirdim, ben adam ettim,” diye insanın beynine kurşun akıtan bakışlarla karşılaştı, bu bakışlardan kurtulmanın vereceği ferahlığı düşündü. Nail çoktan beri biriken bir hıncın ani kararıyla, tabancayı masanın gözünden aldı.

“Ne cevap vermiyorsun evladım?” diye sızlanan Eşref Bey’e, “Şimdi amca, şimdi,” dedi ve masanın altında tuttuğu tabancayı havaya kaldırarak amcasının kalbine doğru boşalttı. Merdivenden koşuşan ayak sesleri geliyordu.

Cumhuriyet, 24 İkinciteşrin (Kasım) 1935

(Necati Tonga’nın yayıma hazırladığı, Can Yayınları tarafından okurla buluşturulan Yağmurdan Sonra Güneş adlı kitaptan tadımlık niyetine alınmıştır.)

Cahit Sıtkı Tarancı

Son Cevap / Cahit Sıtkı Tarancı

1910’da Diyarbakır’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nin ardından Mülkiye Mektebi’ne girdi. Burada yarım kalan eğitimini tamamlamak için gittiği Paris’ten İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması sebebiyle dönmek zorunda kaldı. Burhaniye’de askerliğini yaptıktan sonra Ankara’ya yerleşti ve birkaç kuruluşta çevirmen olarak çalıştı. 19. yüzyıl Fransız şiirinden, özellikle de lise yıllarında karşılaşıp bütün sanat hayatında apayrı bir yere koyduğu Baudelaire’den etkilenen Cahit Sıtkı, şiirlerinde biçim kaygısını ön planda tuttu, hayatın zevkleri ve ölüm temalarına yoğunlaştı. Kendinden sonra gelen kuşakların üzerinde büyük etkisi oldu. Tarancı, “Otuz Beş Yaş” şiiriyle 1946 yılında CHP Şiir Ödülü’nü kazandı. Şiirleri Otuz Beş Yaş, öyküleri Gün Eksilmesin Penceremden, diğer yazıları Avuçlarıma Sığmıyor Yıldızlar, ailesine gönderdiği mektupları Evime ve Nihal’e Mektuplar, Ziya Osman Saba’ya gönderdiği mektupları ise Ziya’ya Mektuplar adlı kitaplarda toplandı. Yakalandığı ağır hastalığın tedavisi için Viyana’ya götürüldüyse de kurtarılamadı, 1956 yılında Viyana’da öldü. Kitapları Can Yayınları tarafından okurla buluşturulmaktadır.

09 Ara 2023 - 07:00 - Kültür-Sanat Haberleri


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.