Fukuşima'nın Yıldönümünde EGEÇEP'ten Açıklama: Nükleere İnat, Yaşasın Hayat!

Dünya tarihindeki en büyük nükleer felaketlerden biri olan Fukuşima Daiichi Nükleer Santralı'nın yaşattığı dehşet, radyoaktif kirliliğin insan sağlığı ve çevre üzerindeki yıkıcı etkilerini açıkça gözler önüne serdi. Ancak, nükleer endüstrisi hala ciddi riskler barındırıyor ve gelecekteki felaketlerin önüne geçmek için adımlar atılması gerekiyor. Konuyla ilgili EGEÇEP'in yaptığı açıklama haberimizin devamında...

Zeynep Gizem Eskici
Zeynep Gizem Eskici Tüm Haberleri

Japonya'da 11 Mart 2011 tarihinde yaşanan ve Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'nde korkunç bir felakete yol açan deprem ve tsunami, dünya genelinde nükleer güvenlik endişelerini tekrar alevlendirdi. Geçen on üç yıl içinde, radyoaktif maddelerin çevreye yayılmasına karşı bir çözüm bulunamaması, nükleer enerjinin tehlikelerini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye'de de nükleer enerjiye yönelik tartışmalar alevlenirken, çevre ve insan sağlığına yönelik riskler, enerji politikaları üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Fukuşima'nın Yıldönümünde EGEÇEP'ten Açıklama: Nükleere İnat, Yaşasın Hayat!

Japonya'da Fukuşima Felaketi ve Sonuçları

11 Mart 2011'de meydana gelen şiddetli deprem ve sonrasında oluşan tsunami, Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'nde ciddi hasara yol açtı. Soğutma sistemlerinin zarar görmesiyle birlikte reaktörlerin çekirdek erimesi meydana geldi ve büyük miktarlarda radyoaktif madde çevreye yayıldı. Bu olay, nükleer santrallerin doğal afetlere ne kadar savunmasız olduğunu ve olası bir kaza durumunda ortaya çıkabilecek yıkıcı etkileri tüm dünyaya gösterdi.

Türkiye'nin Nükleer Enerji ile İmtihanı

Türkiye, enerji ihtiyacını karşılamak ve enerji güvenliğini sağlamak adına nükleer enerjiye yönelik adımlar atmaktadır. Bu bağlamda, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin inşası gibi projelerle nükleer enerjinin ülke enerji portföyüne dahil edilmesi planlanmaktadır. Ancak, bu gelişmeler, çevresel ve toplumsal maliyetler konusunda endişelere neden olmakta, Fukuşima ve Çernobil'deki felaketlerin tekrarlanabileceği riski göz ardı edilmemelidir. EGEÇEP’in bileşeni olduğu Nükleer Karşıtı Platform’un konuyla ilgili basın açıklaması şöyle:

Takvimler 11 Mart 2011 tarihini gösterdiğinde, Japonya’da meydana gelen şiddetli deprem ve ardından oluşan tsunami ile Fukuşima Daiichi Nükleer Santralı’nda dünyanın en büyük nükleer felaketlerden biri yaşanmıştır. Radyoaktif madde; rüzgâra, toprağa ve suya karışmış, çevre ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler bırakmıştır. Aradan geçen 13 yılda, radyoaktif maddelerin yayılımına hala bir çözüm bulunamaması tüm dünyayı endişe içinde bırakmıştır.
Japonya’da şiddetli depremle oluşan tsunami Fukuşima Nükleer Santralı’nın soğutma sistemine zarar vermiş, çekirdek erimesi olan reaktörlerin soğutulması için tonlarca su kullanılmıştır. Santralde biriken radyoaktif su kademeli olarak Pasifik Okyanusu’na boşaltılmaya başlanmış, tahliye işlemi devam ederken yaklaşık 5,5 ton kirli su toprağa sızmıştır. Felaket zinciri, nükleer santrallerin barındırdığı ciddi riskleri gözler önüne sermiştir.
Japonya’da nükleer santralın elektrik üretimindeki payı yüzde 30 iken bu oran facia sonrası yüzde 6’ya gerilemiş; etkili lobi çalışmalarına rağmen, nükleer endüstrisi bir daha toparlanamamıştır. Çernobil ve Fukuşima nükleer santral kazaları sonrası kimi ülkeler nükleer santralleri terk etmiştir. Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu Aralık 2023 verileri; 1996 yılında dünya elektrik üretiminin yüzde 17,6’sını karşılayan nükleer santrallerin payının 2022’de yüzde 9,2’ye gerilediğini ortaya koymuştur. Ancak; Jeopolitik gerilimlerin artması, Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte yaşanan
enerji krizi, enerji güvenliğini önceleyen politikalarla çevreci yaklaşımlardan yeniden uzaklaşan kimi ülkeleri nükleer santrallere yöneltmiştir.
Nükleer endüstri pazarlayan güçlerin etkisinde kalan AKP iktidarı ise ülkemizi adım adım nükleer maceraya sürüklemektedir. Enerji talebi ve savunma ihtiyacı gerekçesiyle; olası bir kaza, saldırı ya da doğal afetler karşısında vahim sonuçları olan, atık sorunu çözülemeyen nükleer santrallere sahip olmak için tüm imkânları seferber etmiştir. Bilindiği gibi; zemin çatlakları, su baskınları, işçi ölümleri, salgın hastalıklar ve Japonya gibi ciddi deprem riskine rağmen, antidemokratik biçimde Akkuyu Nükleer Güç Santralı (NGS) inşaatına devam etmiştir. İlk nükleer yakıt ülke sınırlarımıza sokarak Santrala “nükleer tesis” statüsü kazandırmıştır.
Sinop’ta yapılacak ikinci nükleer santral için Rusya ve Güney Kore’yle, Kırklareli’nde yapılacak üçüncü nükleer santral için ise Çin’le görüşmeler yapılmıştır. Küçük modüler reaktörlere yönelik temaslarda bulunulduğu, hatta daha da ileri gidilerek dördüncü bir nükleer santrala yönelik saha araştırmalarının da devam ettiği duyurulmuştur. Neoliberal politikalarıyla toplumsal ve çevresel maliyetlerine karşın yerli ve yabancı şirketlerin kârları uğruna; Akkuyu’dan Kazdağları’na, Akbelen’den Hanönü’ne, Gaziemir’den Durağan’a topraklarımızı; enerji, madencilik, inşaat sektörlerinin talan ve sömürüye açan siyasi iktidar, 22 yıllık iktidarı boyunca ölümcül riskler getiren politik tercihleri ile ülkemizi adeta bir cehenneme dönüştürmüştür.
Erzincan İliç Çöpler altın madeninde yaşanan katliam, tüm halkımıza doğanın ve canlıların yaşamlarının sermaye karşısında ne kadar önemsiz olduğunu en acı şekilde gözler önüne sermiştir. Deprem bölgesinde faaliyete giren, kapasite artırımı izni verilerek siyanürlü boruların patlamasıyla ölüm saçan madende, göz göre göre gelen faciaya neden olan ihmaller zinciri, daha nükleer santral devreye girmeden “ikinci Çernobil” vakası olarak tarihe geçmiştir. Tonlarca siyanür ve sülfürik asit doğaya zehir saçmıştır.
Ülkemizde elektrik enerjisi alanında arz fazlası olduğu bilinmektedir. Siyasi iktidarın mevcut kaynaklarımız düşünüldüğünde nükleer santralleri tercih etmemesi için çokça neden olmasına rağmen; kendi topraklarımız üzerinde başka bir ülkeye nükleer santral kurdurarak işletme yetkisi vermesi, toplumun tamamını ilgilendiren santral yatırımları konusunda son dönemde yürüttüğü gizli görüşmeler, pahalı elektrik üretimi sağlayacak, enerji alanında bağımlı olduğumuz Rusya’ya ülkemizi daha da bağımlı kılması anlaşılır değildir. Mersin Akkuyu’da, Sinop İnceburun’da ve Kırklareli İğneada’da faaliyete geçirilmeye çalışılan nükleer santrallerin Çernobil ve Fukuşima gibi olmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Ülkemizi enerji alanında bir üst lige taşıyacağı inancı ile toplumun sağlıklı ve huzurlu yaşama hakkını elinden alınarak nükleer santral projeleri hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Siyasi iktidarın desteği ile  nükleer enerji şirketi Rosatom tarafından kamuoyunu duyarsızlaştırmak, nükleer karşıtı mücadeleyi zayıflatmak adına Sinop NGS projesine ilişkin yapılan açıklamalara ise itibar edilmemelidir.
Nükleer santrallerin barındırdığı ciddi riskler unutulmamalı, enerji ve iklim sorununu çözecek; en temiz, en güvenilir araçmış gibi bir yanılgıya düşülmemelidir. Nükleer santrallerin, emperyalist ülkelerce nükleer pazarın genişlemesi için karlı bir sömürü aracı olduğu görülmelidir. Bu vesile ile Belçika’da, 21-22 Mart 2024 tarihinde; “nükleer enerjinin küresel zorluklarla başa çıkmada fosil yakıt kullanımını azaltmak, enerji güvenliğini artırmak ve ekonomik kalkınmayı teşvik etmek” amacıyla taşıdığı öneme dikkat çekmek için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından 30 ülkenin katılımı ile düzenlenecek “Nükleer Enerji Zirvesi”ni ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (COP28) kapsamında ABD öncülüğünde 22 ülkenin “Nükleer Enerjiyi Üç Katına Çıkarma Deklarasyonu” imzalamasını kınıyoruz. Nükleer santral kazalarının yarattığı felaketler ile mücadele sürerken, nükleer endüstriye yönelik ilgiyi yeniden canlandırmak adına verilen çabayı emperyalizmin çürümüş düzenin bir parçası olarak görüyoruz.
31 Mart seçimlerine sayılı günler kala yukarıda belirtilen başlıklara ilaveten; ülkemizin tamamını ilgilendiren nükleer santralleri ve nükleer silahlara karşı, tüm belediye başkan adayları ve meclis üyelerini nükleere karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Nükleer endüstri tekellerini memnun etmek için ülke geleceği ipotek edilerek, politik tercihler sonucu nükleer santralleri hayata geçirilmektedir. Sahte enerji krizleriyle kamuoyunun yanıltılmasından artık vazgeçilmeli, kamu yararı bulunmayan Akkuyu NGS başta olmak üzere nükleer santral projeleri acilen durdurulmalıdır. Madenlerimizin yağmasına da son verilerek işletmeler kapatılmalı, ülke kaynakları toplumun öncelikli ihtiyaç ve çıkarları doğrultusunda kullanılmalıdır.
Nükleere İnat Yaşasın Hayat!

11 Mar 2024 - 15:12 - Ekoloji Haberleri

Mahreç  Pınar Teke


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.