Aç Açına

Altay Ömer Erdoğan bu hafta Yenigün Gazetesi'ndeki sayfasına yazar Fergun Özelli'nin "Aç Açına" eserini taşıdı.

Cansu Yüksel
Cansu Yüksel Tüm Haberleri
Aç Açına
Aç Açına
Haber albümü için resme tıklayın

“Denize âşık olanlar yaşlanmaz!” dedi Meltem.

Kayalar, bilmediğimiz bir zaman ölçüsüyle kimselere sezdirmeksizin çürüyüp dökülerek, uçsuz bucaksız deniz dibi halılarına dönüşürken bile, istilâcı fikirlerinden asla vazgeçmeyen barbar dalgaların ısrarlı saldırılarına asla baş eğmeden, [atadan kalma muhteşem gövdelerine çeşit çeşit yosun boyalarını sürüp irili ufaklı midye kolyelerini takarak] dimdik karşı duruyorlardı.

Rastlantı mı bilinmez, [insan gözüyle birbirinden hiç de farklı olmayan] sahil kenarındaki martılardan en alımlısı da, aynı zaman aralığında, işte o kimselere sezdirmeksizin çürüyüp dökülerek, uçsuz bucaksız deniz dibi halısı olmaya hazırlanan kayalardan birisine tünemiş, denizde gezinen evden kovulmuş bir ekmek parçası ya da kendi halinde suyun içinde dolaşıp duran, avlanacak herhangi bir balığı gözlüyordu.

Meltem, dayanamayıp onun fotoğrafını çekti cep telefonuyla. Görenlere, “Richard Bach’ın Martı’sı Jonathon Livinston işte bu.” diyecekti mutlaka.

Tam o anda, kayrak taş döşeli yolun iki yanında bulunan çiçek toplama kamplarında hizaya sokulmuş, yapraklarını uykuya hazırlayan papatyalar, kıskançlıkla bağırmaya başladılar: “Hey! Buradayız, burada! Bizi gören yok mu?”

Şehir, oldukça uzaktaydı, kalabalıklar da; bu güzeldi. “Yalnızlığa alışıp tekleşmem gerek!” diye düşündü Meltem. “Kadınlığı erkekliğe, erkekliği kadınlığa gömmeyi denemek şart! Çünkü: şimdiye değin yaşanmış ve yaşanan bu saçma sapan cinsiyet ayrışması, hiç tanımadığımız ve ne olduğunu bile bilmediğimiz birilerinin, kim bilir hangi çıkarları için kurguladığı holografik bir oyun olamaz mı?”

Birden kendi kendine gülümsediğini fark etti. “Bu da çok zor bir soru canım, böyle şeyler de nereden gelir aklıma bilmem ki.” diye mırıldandı. Gitgide koşma hevesini arttıran rüzgâr, gökyüzünün altında duran herkese ve her şeye, bulutların az sonra bütün fermuarlarını açıp aşağı dökecekleri yağmuru haber vermeye çabalıyordu.

Meltem, papatyaların yanına çömelip her birini cılız mı cılız yavru sokak kedisiymişçesine okşadı. Kısa bir süreliğine de olsa, [uygarlık virüsleri olarak tanımladığı] hız ve hırsın tedavisi olanaksız hastalıkları, ani şiddetle öfkenin, sürekli bencillikle gerginliğin acımasız tutsaklığından kurtuluvermişti sanki. Belki de bu yüzden, zamanın o elle tutulmaz kayganlığı aklına bile gelmiyordu. Ne bir şeylere kızıp bağırmak geçiyordu içinden ne kederlenip kabuğuna çekilmek. Sadece, yürümek, koşmak, şarkı söylemek; doğayla baş başa kalıp kitap okumak; tanıdığı, tanımadığı insanlarla çay, kahve ya da içki içip saçma sapan konularda sohbet etmek, tavla, okey, satranç oynamak ve uyumak istiyordu.

Ayağa kalkıp yürümeye başladı; adımları oldukça hızlıydı.

Tamam, aşk da sevişmek de güzeldi, keyifliydi ve her şey bütünleşip tek beden olmak içindi; ama doğurmak, doğurmak ayrıştırıyordu! Acaba, kendisinden kaç kuşak sonraki insanlar, kadınlıkla erkekliğini terk etmiş, aynı bedende buluşabilmiş bir gövdeyle tanışabilecekti?

Issızlık, gitgide çoğaltıyordu sorularını. Gülümseyip “Bugünlük bu kadar yeter ama.” diye mırıldandı. Sonra da çok sevdiği eski bir şarkıyı ıslıkla çalmaya başlayıp yürüyüşüne fon müziği olarak yerleştirdi.

Az ötede, yıllar öncesinden kök salıp zamanla köhnemiş, sonra da tamir edilmiş tek katlı taş evden, kekik, sarımsak ve arapsaçı kokularıyla taze ekmek kokusu sızıyordu. Sabah avlanıp temizlenmiş balıklarsa çoktan terk etmişti buzdolabını.

Ufukta görülen şimşekler, rock, blues ya da jazz mı, yoksa nihavent, rast ya da hicaz mı çakıyor, hiç anlaşılmıyordu. Yine de orkestra elemanlarıyla çalgı aletlerinin oldukça önceden başladıkları belliydi içkiye.

Meltem’in dayısı, üzerindeki deniz tuzu lekelerinin, “Biz buradayız!” diye şakıdığı gri tişörtünü, nane ve dereotu kokan elleriyle çekiştirerek, ızgaranın başına geçti.

Evdeki herkes, minderleri çiçek desenli plastik sandalyelere çöküp günün yorgunluğunu garip bir törenle silkeledi yemek masasının çevresine.

Porselen tabaklar, aç açına bekleşiyordu.

Aç Açına

(Yazarın Orlando Art tarafından okurla buluşturulan emma g. adlı kitabından tadımlık olarak alınmıştır.)

Aç Açına

Fergun Özelli

1955’te Ilgaz’da doğdu. Çocukluk ve ilkgençlik yılları İzmir’in Damlacık semtiyle Seferihisar ve Karşıyaka ilçelerinde geçti. İlk ve ortaokulu Seferihisar’da, liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde okudu. Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi Finansman Bölümü’nü bitirdi. Özel şirketlerde mali işler yöneticisi olarak çalıştı. İlk şiirleri, Dönemeç ve Yusufçuk dergilerinde çıktı. Körfez, küçücük ve Dilizi dergilerinin yayın kurullarında yer aldı. Buralardan Gitmeliyim’i 1985’te, Yirmi Dört Satır Yalnızlık’ı 1990’da, Aşkıya’yı 1997’de, Kilitli Defter’i 2005’te, Narin Zehir’i 2007’de, Vahşi Veraset’i 2018’de, Ayaz Cümle’yi 2020’de,  8.4’ü 2022’de yayımlandı. 2008 yılında Hayri K. Yetik ile birlikte hazırladığı Şiir Kitapları ve Hayat 2007 yıllığı, 2014 yılında da Orhan Alkaya ile birlikte düzenledikleri çok dilli Seyfi Turan Şiiri kitabı diğer çalışmaları arasında yer aldı. Öykülerini bir araya getirdiği Sarhoş Kapı 2015’de okurla buluştu. Dımdızlak 2020’de, “metinlerarası kitap” diye tanımladığı Boşluk Sınavı 2023’de, son öykülerinden oluşan emma g. 2024’te yayımlandı. “Buralardan Gitmeliyim” isimli şiiri, Erhan Doğan tarafından bestelendi, Atilla Atasoy ve Düş Gezginleri de seslendirdi. Aşkıya, 1998 yılı Türk Tabipleri Birliği Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü Ünal Ersözlü ile paylaştı. İzmir’de yaşayan yazar, sözün bütün tonlarında yapıtlar vermeyi sürdürüyor.

Kaynak: Yenigün Gazetesi

16 Mar 2024 - 08:27 İzmir- Kültür-Sanat Haberleri


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.