Aramaya Çıkıyorum Seslileri / Feyyaz Kayacan

Altay Ömer Erdoğan bu hafta Yenigün Gazetesi'ndeki sayfasına yazar Feyyaz Kayacan'ın "Aramaya Çıkıyorum Seslileri" eserini taşıdı.

Nedim Kirtiş
Nedim Kirtiş Tüm Haberleri
Aramaya Çıkıyorum Seslileri / Feyyaz Kayacan
Haber albümü için resme tıklayın

Tenimin içinde bir uzaklığım ben... (Çocuktaki Bahçe)

 

Kütüphanenin okuma odasında Alvin bardaktan boşanırcasına şiir yazıyordu. Uç uca yapıştırdığı kâğıtların sürüngenleri uzuyordu yerde. Bir iki kişi ellerindeki gazeteleri bırakmışlar, kâğıtların sökün edişini seyrediyorlardı. Alvin’in kırmızı bir ceketi vardı. Kadifeden, bayrağımsı bir giysi. Hele sarı saçlarına eklenince. Kırmızı ceketi ile Alvin, derisi yüzülmüş bir meleğe benziyordu. Alvin’in kafasına şiirler dalgalanıyordu. Şiirlerini çamaşır iplerinde kurutmaktaydı.

Alvin rüyalarının kuluçkasına yatmış bir sümüklü böcekti. Sümüklü böceklerin en verimlisi. Burnunu karıştıra karıştıra yazıyordu. Fitillerce şiir çıkıyordu burnundan: (Şair Alvin)

Bir adamın bütün sözlüklerde çığlığa döndüğünü duyuyorum, uyanıyorum, bir düş daha eksilmiş kafamda. (Cehennemde Bir Yusuf)

Sigarasızlıktan imanım gevriyordu. Mahalleye daha yeni taşınmıştık. Tütüncüler yüzümüzü daha iyice ezberlememişti. Sigaranın dumanını bile göstermiyorlardı insana. Sigaralar, tütünler hep tezgah altındaydı ancak devamlı müşterilere satılıyordu. Sigara kıttı. İnsanın midesini altüst eden, lodos vurmuşa çeviren o musibet Yenners sigaralarına bile razıydım. Sokak sokak dolaşmıştım. Sokaklar inadına sigara içip duruyorlardı karşımda. (Tütüncü Gareth)

Veresiye dualarımız olanca tanrıyı ıskalıyor ama gene de birbirimize boşluklarımızca direniyoruz. Bütün boşluklar birbirine düşman. Boşluklar türlü kılıklara giriyor. Ev kılığına, düş kılığına, ülkü kılığına, taşta kalan ekmek kılığına, taksitle yutulan haplar kılığına… Hepsi de meydan çapında birer çıkmaz. İlkin engin görünüyor kişiye ama meydanı adımlaması meydanca kafeslenmesi çok sürmüyor.”  (Sarhoş ve Çanta)

En ince, en aydınlık, en kuytu, en dolambaçlı ve en edepsiz yerlerine dek bıkmıştım canımdan. Yalnızlığımızın tek başınalığından bıkmıştım. Yalnızlık sözünün hemen yanı sıra tek başınalık imgesini kullanmam alay konusu edilebilir. İkisi de eş anlam sayılıyor çünkü. Hiç de öyle değil. Birlikte, ortaklaşa yalnızlık diye bir şey olacağını hiç düşünmüyorlar.” (İyilik Uzmanları)

Öylesine çok şey var ki yeryüzünde insanlarla paylaşılabilecek, diyor, öylesine çok şey var ki insanları birbirine bağlayan, bitiştiren; birimizin elinden gelen ötekinin elinde birikir; mutlulukların pazarında dolaşan o sese, ölümüme de bitişik misin diyeceğim geldi, biraz afallasın diye. Bağırmasa ya öyle. Kulağımın zarını patlatacak. Sağır olacağım. Ne yandan buyur edecek ölüm duyamayacağım. Duymam gerek oysa. O yanımı sırıtkan kemiklerle donatmam gerek. (Çocuktaki Bahçe)

Ardı arkası kesilmiyordu çocuklara hazırlanan kadınların, sevmem oysa kadınları, hepsi de anamın gömütlükte yatan kemiklerinin iliğinden çıkmışa benzemekte, beni amacımdan ayırmaya gelmişler galiba, oysa ben kendimi başkaları adına yakasında çiçek gibi taşıyanın biriyim, ben birazdan resmini çizerek aradığım odaya çekileceğim, arınacağım, yüce bir nedensizliğe bürüneceğim, öylece her davranışımla daha bir paklayacağım çevremi, ben şimdi bir büyük sabahın başaklarına hazırlanıyorum. (Gibiciler, İkinci İyilik Uzmanı)

Şimdi siz bana bakarsanız siz şimdi bir penceremsi bir sokağımsı boşluktasınız. Pencere pencereliğini alıp gitmiş, sokak sokağını kim bilir nerelerde yitirmiş de siz durmadan saksılık başlarınızı çıkarıyorsunuz pencereden, sokakta boy boyut gösterme numaraları yapıyorsunuz kendinizce okunaklı – kendinizce günümüzün en ortasındaki ayak sesleriyle.

Nasıl da bunca kalıcı kılıyorsunuz bütün kalıntıları? (Cehennemde Bir Yusuf)

Unutmak ölmek demektir. Unuta unuta ölüm de nasır bağlar. Bir daha da gelmem sizleri uyandırmaya. Kazıyıp atıveririm tümünüzü birden içimden. Tümünüze yeter bu güneş. Sizin için yazdım aydınlığı. Sizden yana bitiyor dilimde aydınlığın tüy tüy andları. Gelin gelin artık bendeki kendinize. (Sığınağın Son Ağzından)

Kırkayak olsaydım umursamazdım. Belli olmayan, mezarımın neredeliği. O da önemsiz ya. Öldükten sonra toprak her yerde topraktır. Birinci mevki toprak diye bir şey aramayın. Adressizliktir ölüm. Loca değil, kürsü değil, borazan değil, kantar değil. Hangi terziye diktirilicek kefenin cebi?

En önemlisi son soluğun geçmişi, toplamı ve coğrafyasıdır. Alt tarafı, ötesi, minare tozu. (Çocuktaki Bahçe)

Son olarak bütün seslileri kovdunuz hecenizden. Bir şeydi işte ses sesi üretir biçiminde. Onu düşündünüz de ne olsa. Böylece daha bir yoğunlaştı hece, daha bir uzamına oturdu. Neydi sanki o sesliler asalakleyin dudaklarda. Sessizlerin sırtında bir yükten başka neydi ki? Şimdi ama şimdi bir tanrıyla bir solungaç yanyana gelmiyordu bir türlü bilmediğim bir bilmecenin tezgâhında. Şaşırmalara tutuldum ilkleri, bir adam gördüm, ağzı ardına dek açık, çığlıklar çıkarıyor sandım ne bileyim, söylediler sonradan, esniyormuş, ufak tefek yanılgılara uğradım böyle, doğaldı o da. En çok istediğim halk türküsüne dönen yalnızlığımı söylemek şimdi, en çok istediğim şimdi sığ geçinen suçlarınızda körük gözüyle girmek cehenneme ve en çok bu yüzden aramaya çıkıyorum seslileri. (Cehennemde Bir Yusuf)

Ezeller geldi geçti. Önceli ve sonralı milâtlar akıp gitti. Nuh Baba gemisine bindi, indi, tufanlar yükseldi alçaldı. Alvin hâlâ okuyordu. Ölüm icat edildi, tahtalıköyün cilt cilt haritaları çıkarıldı, uygarlıkların pabuçları bir dama atıldı, mamutlardan sonra filler çıktı, insanlar maymunluktan vazgeçip iki ayak üstünde yürümeye koyuldular, bir kuş gagasını bilediği And dağlarını kuzeyden güneye eskitti, Leylâ ile Mecnun evlendiler boşandılar, tencere yuvarlandı kapağını buldu, balık kavak ağacına çıktı, hacıyatmazlar gibi yıkıldı dikildi tanrılar, sonra gazetelerin son baskı son nefesi çıktı.

Alvin hâlâ okuyordu.

Pes, dedim. Pes, dedi tencere ve kapağı. Pes dediler tanrılar, tufanlar ve ezeller. Ama baktım ki sönmemişti daha ezelden az önce yaktığım sigara. (Şair Alvin)

Düşündüm de.

Yalnızlığın toprağı yok! (Şişedeki Adam)

 

 

Feyyaz Kayacan

Aramaya Çıkıyorum Seslileri / Feyyaz Kayacan

Yazarın asıl ismi Feyyaz Fergar’dır. Saint Joseph Lisesi’ni bitirdi. Fransa’da ve Londra’da siyasal bilgiler ve ekonomi okudu. Londra’da BBC Türkçe Yayın Servisinde çalıştı. Buradan emekli oldu. Fransızca yazdığı şiirlerini iki kitapta topladı. Öyküleri Yeditepe, Yenilik, Türk Dili dergilerinde çıktı. Şiirleri: Les Gommes Insolites (1938), Gestes à la Mer (1939), Kaşık Havası (1976), Benim Örümceğim Başka (1982). Öyküleri: Şişedeki Adam (1958), Sığınak Hikâyeleri (1962), Cehennemde Bir Yusuf (1964), Gibiciler (1967), Hiçoğlunun Serüvenleri (İlk kitabına üç yenisi eklenerek, 1969), Bir Deli Değilin Defteri (1987), Bütün Öyküleri (1993). Romanı: Çocuktaki Bahçe (1982). Oyunları: Mutlu Azınlık (Birer perdelik dört oyun, 1968). 5 Nisan 1993’te dünyaya veda eden yazarı öykülerinden alıntıladığımız parçaların oluşturduğu öykü tadında bir metinle anıyoruz. Yazarın kitapları Kırmızı Kedi Yayınları tarafından günümüz okuruyla yeniden buluşturulmaktadır.

Kaynak: YENİGÜN GAZETESİ

06 Nis 2024 - 06:45 - Kültür-Sanat Haberleri


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.


Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml