Geçenlerde Venezuelan Filmmakers’ Society’nin davetlisi olarak New York’taydım… Arada Donald Trump ile karşılaştık… Gerçekten gülünç bir adam; bizim Halk Eğitim Merkezleri’nde kukla yapımı eğitimi alan yaşlı kursiyerlerin hayatlarında ilk kez yaptıkları bezden bir korkuluk gibi… Görmezden geldim ama, bana uzaktan bağırıp espri yaptı; “saçlar boya mı?” dedi, uymayayım, bulaşmayayım dedim, yine de ağzımdan kaçıverdi: “Herkesi kendin gibi naylon sanma Don!” dedim, “gel tahlil ettirelim; ama sonuç seni utandırmasın!’ diye karşılık verdim… İngilizcem onunkinden çok daha iyi olmasına rağmen, “Utanmak mı; o ne demek!” diye karşılık verdi; gerçekten anlamını bilmiyor olabileceği ihtimalini düşünerek, duymamış gibi yaptım, sırtımı dönüp uzaklaştım.

Lazkiye, aynen İzmir gibi bir yer… Fiziksel olarak Selanik kadar İzmir’e benzemese de (gerçi ben fizikse olarak da çok benzetiyorum!), ruhen Selanik’ten daha çok İzmir’e benziyor… İzmir, Türkiye’nin geri kalanından ne kadar farklıysa, Lazkiye de, Suriye’deki diğer kentlerden o kadar farklı. Birkaç hafta oldu; Marina’dan denize bakarken biri gözlerimi kapattı; son dönem benim için güncel olan bütün Türkçe ve Arapça isimleri saydım, gözlerim açılmadı, “uzatma, şaka fazla ekşimesin!” dedim, şak diye gözlerim açıldı, bir baktım Putin! “Vova nasılsın ya!” diye bağırdım, “iyilik sağlık Dogan Mustafayev-Mollamemedov” diye sarıldı; yanındaki Beşar Esad’a “Dogan’ı görüyor musun, biz Ruslar’ı Vladislav’ın Vlad’ı ile Vladimir’in Vova’sı arasındaki farkı bilecek kadar yakından tanıyor!” dedi, Beşar Esad da, “Dogan bey, Suriye’de neler olup bittiğini de çoğu Arap’tan çok daha iyi biliyor zaten!” dedi.

Bu geçtiğimiz cumartesi günü, bütün gün, Atina’daydım… Günümün neredeyse tamamını Plaka’da geçirdim… Canım ne isterse yaptım; suvlaki yedim, üzerine biraz bademli çikolata ile Samos adasının tatlı şaraplarından içtim, neler neler yaptım… Akşam 6’yı çeyrek geçe, Atina Olimpiyat Stadı’nda, Spiros Louis’de “bizimkiler”in maçı vardı; Yunanistan Futbol Süper Ligi’nde, AEK (İstanbul Spor Birliği) ile Apollon Smirnis (İzmir’in Apollon’u) karşılaşıyordu, düşmeme mücadelesi veren bizim İzmirliler, o zayıf halleriyle, şampiyon adaylarından AEK’e kafa tuttular ve yenilmediler! Maçtan çıkış sırasında kapılarda oluşan kuyrukta Başbakan Aleksis Çipras (Alexis Tsipras) ile karşılaştım; “Aleksi, bu akşam hangi takımı tutuyordun?” dedim, “Ben Panathinaikos taraftarıyım biliyorsun filos mu Dogan!” deyip ekledi: “ama ezeli rakibimiz AEK’e karşı elbette gönlüm İzmirliler’den yanaydı!”. Maçtan sonra ben, Aleksi ve eski Maliye Bakanı Yannis Varoufakis doğruca Pire’deki Turkolimano’ya! Ayrılırken, “Kardeşim, bütün vatandaşların sana Aleksi diye sesleniyor; Allah her lidere senin kadar kalpten sevilmeyi kısmet etsin!” dedim, o da Türkçe olarak “Sağol kardeşim” diye karşılık verdi.

İşte böyle…

Hangisi gerçek, hangisi uydurma, hangisi doğru, hangisi yanlış, hangisi tutarlı, hangisi saçma; siz karar verin.

Ama, en azından aradaki güzel şeyleri ayıklamayı da ihmal etmeyin.