20.06.2015, 21:00

Hayat nasıl? ‘Online’ mısınız?

Bugünlerde çok sorduğumuz bir soru var...

Hayat nasıl?

Herkes birbirine soruyor.

Ne durumdayız?

Ve yanıtlar tabi ki çeşitlilik içinde beynimizi zorluyor...

Hayat basit...

Ve bir o kadar da karmaşık...

Ancak bir o kadar da mutluluk yokluğu içinde umudumuz da tükenmekte...

*

Evet verilen cevaplar içinde ne yazık ki çok mutluyum yok...

Problemsiz bir hayat yaşıyorum yok...

Bunun yerine daha çok arayış var...

Sürekli gidilen terapiler var...

Telkinler içinde sürdürülen yaşamlar var...

Sınır kapımıza yığılan onlarca kişinin acısı var...

Her bir bebeğin çığlığı var...

Ananın, bacının, kardeşin acıları var...

Ezilenin, öteki sayılanın isyanı var...

*

Her bireyin amacı huzuru ve mutluluğu yakalayabilmek değil mi?

Oysa mutluluk belki elimizin altında....

Acaba hayatın anlamını kendi yarattığımız değerlerde arıyor olmamız bize mutluluk kapılarını kapatıyor olabilir mi?

Amacımız bir otomobil, ev, daha çok eşya, yazlık, lüks yaşam, daha çok güç, para ise elde edemediğimizde isyan etmemiz olası değil mi?

İşte insanlık şu an, tam da şu an mutluluğu, umudu ve sevgiyi ne yazık ki sadece maddi kavramlarda ve güçte arıyor...

İşte bu nedenle savaşlar var.

İsyanlar var.

Ayırımlar ve ezilmeler var.

Büyüklerin küçükleri yok sayması var.

*

Her an, her olay deneyimdir...

Planlar, plansızlıklar, süprizler, an içinde yaşanan acılar, hüzünler bile bunun parçasıdır...

Az mutluluk vardır, çok mutluluk vardır.

Kucak açmanın önemi burada ortaya çıkar.

Biz kucak açıcı toplumuz. Biz sevgimizi saçan bir milletiz.

*

Şimdi soruyorum hayatınız da ‘online’ mısınız?

Ne demek mi istedim?

Gayet açık...

Açık ve kapalı konumlarda yaşamlar sürüyorken, daha iyi bir gelecek için mücadele veriyor iken, daha iyi verim elde etmek, daha iyi düşünmek, görmek, bilmek, yenilikçi olmak gerekiyor iken, yani her türlü fikire açık olmak gibi, sevmek sevilmek, yardımlaşmak gibi online özellikleri taşımak gerekli iken şimdilerde ‘offline’ olarak geziyor dünya toplumları...

Çok az gönlünü açan online insan var.

*

Peki bir düşünün insanı en çok güzelleştiren nedir?

İnsana en çok yakışan nedir?

Var olan duygularımız mı, yoksa mutsuzluğun içinde kayboluşu mu?

Biz hüzünlüyüz...

Biz merhametliyiz...

Biz duygularımızla varız...

Sevgiyiz...

Işığız...

Lütfen unutmayalım ki insanı en çok güzelleştiren şey sevgidir!

*

Etnik köken tanımayandır sevgi...

Toplum baskısı bilmeyendir...

Kültür farklılığını yok edendir...

Sosyal ayrımcılığı silendir...

Tabakaları delendir...

Nereden gelirseniz gelin kucaklayandır...

Bir çatı altında birleştirendir...

Olmadığı gün kayıplardayız...

Biçimimizdir sevgi...

Güneşimizdir...

Bir çift gözdür...

Çatımızdır...

Hiç bir siyasi görüş içinde sıkışmayandır...

Kılık, kıyafet tanımayandır....

Kadın erkek ayırmayandır...

Kısaca sevgi bize yakışandır...

İnsana yapışandır...

*

Bir sürü olumsuzluk hem ülkemizin hem de dünyamızın peşini bırakmıyorken, insanların verdiği cevaplar kendilerini zorluyorken, daha çok para için hırs dünyasının acımasızlığı altında kıvrananlar var iken ve problemsiz bir hayat beklentisi içinde çırpınıyorken çok küçük bir olay, bir bakış ve hayatın tam içinden bir kesit bizi farkındalık dünyasına bir anda alabilir.

Bir askerin elleriyle su içirdiği minicik beden suyu bulduğu an mutluydu...

İşte sevgi gücü...

Dip notlar;

Küçük Prens...

Bilirsiniz minik, küçük prensi...

Okumuşsunuzdur her biriniz...

İzlemişsinizdir belki...

Şimdi tam zamanı küçük prenslerin olduğu dünyada...

Ve

“Hoşça kal" dedi.
-"Hoşça kal" dedi tilki. "Işte sana bir sır, çok basit birşey;

İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir.

Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez".

- "Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.

- "Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır."

- "Onun için harcamış olduğum..." diye yineledi küçük prens.

Unutmamalıydı bunu.

- "İnsanlar unuttular bunu," dedi tilki.

"Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz.
Sen gülünden sorumlusun..."

- "Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens.
Bunu da unutmamalıydı...” (Küçük Prens)

Ve biz sorumluyuz, herşeyden...

Kendimizden...

Bizde bunu unutmamıyız...

Dijital alan

Dijital alanı olmayan şirketlerin sonu yavaşa yavaş görünüyor gibi…

Geleceğin çalışma modeli bence dijital alan.

Her alanda bir dijital tasarım var...

Kısaca dijital yaşam içinde var olmaya başlıyoruz...

Özellikle gençlerin geleceği dijital...

Ortamları dijital...

Kısaca hal böyle iken geleceğin iş modellerinin içinde dijital olmaması beklenemez değil mi?

Her an bağlantıdayız...

Anında görüşürüz...

Teknoloji ile yoğrulduk...

Entegreyiz...

Eee teknolojinin entegre olmadığı hemen hemen hiçbir alan kalmadı artık.

Şimdi neyiz?

Kimiz?

Web dünyası içinde bir nokta...

Bilişim platformları almış başını gidiyor iken ruhumuzu nerede bırakıyoruz acaba?

Bir gün aramak için çıktığımızda nerede bulacağız?

Umarım yapacağımız ‘koca dijital çöp dünyasının’ ta dibinde bulmayız...

Mutlu kalın...

Fıkra;

Delinin biri oldukça soğuk bir havada hamamda yıkanıyordu. Öte tarafta iki kişi, birinin soğuktan donduğundan bahsediyorlardı.

Bunu işiten deli:
-Allah Allah, insan bu sıcakta hiç donar mı ya..

Günün sözü;
''Aynı günde dört mevsime şahit olmak gibi bir şey bu. Önce özlüyor, sonra ağlıyor, akşamları küsüyor, geceleri çok seviyorum". Özdemir Asaf

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@