06.11.2020, 11:58

Hayata dair...

Ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçen ve kendisinin de sık sık anlattığı bir öykü bize hayata dair çok fazla ipucu verir. Hatta bu öykü yine bize dair aceleci tavrımızı yine bize gösterir.

Ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçen ve kendisinin de sık sık anlattığı bir öykü bize hayata dair çok fazla ipucu verir. Hatta bu öykü yine bize dair aceleci tavrımızı yine bize gösterir.

Sadece insanın aceleci yapısı değil gözler önüne serdiği o kadar çok şey var ki.

*

Hikâye şöyle;

“Efendim köyde bir yaşlı adam varmış. Çok fakir. Ama kral bile onu kıskanırmış.

Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

- ‘Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?’ Dermiş hep.

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.

- ‘Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın’ demişler...

*

İhtiyar : - ‘Karar vermek için acele etmeyin’ demiş...

Sadece "At kayıp" deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.’

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.

Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takip getirmiş.

*

Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.

- ‘Babalık’ demişler... ‘Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var..."

- ‘Karar vermek için gene acele ediyorsunuz’ demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?’

*

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden ‘Bu herif sahiden gerzek’ diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara...

- ‘Bir kez daha haklı çıktın’ demişler. ‘Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın’ demişler.

İhtiyar : - ‘Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz’ diye cevap vermiş. ‘O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.’

*

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş...

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. ‘Gene haklı olduğun kanıtlandı’ demişler. ‘Oğlunun bacağı kırık, âmâ hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, Şansmış meğer.’

- ‘Siz erken karar vermeye devam edin’ demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tao/Tanrı biliyor.’

*

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış:

‘Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl insanı daima karara zorlar ve gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.’

*

Şimdi günümüze dönelim.

Hangi gün, hangi zaman, hangi dönem olursa olsun aklıselim ile değil hep aceleci tavırlarla yol alındı. Ve alıyoruz. Oysa insan doğanın bir parçası. Bu yönünü unuttu ve uzun zamandır bu şekilde yol aldı.

*

Her zaman hayatın küçük bir parçasını gördü ve ‘budur’ diye işaret etti her olaya, duruma.

Aklını geri plana itti.

Mantığını unuttu.

Duygularının hep esiri oldu.

Ve hayata dair kalbini katılaştırdı.

Oysa birlikte yol alınmalıydı.

*

Katılaşmayın, sevin!

Köleleşmeyin, özgürleşin!

Yol alın ama yolda yaralanmayın!

Tek gerçek bu.

Gerçeği ne kadar çabuk kabul ederseniz o derece rahatlarsınız ve yükleriniz teker teker sırtınızdan gider.

Ancak gerçeği göz ardı ederseniz köleleşirsiniz.

Yol alamazsınız ve hep acele karar verme hastalığına tutulursunuz.

Ve acele verilen kararlar da sonuçları iyi olmayan kararlardır.

 

 

Dip notlar;

 

Hayatın için harika tavsiyeler...
-Karakterinle uyumlu bir kariyer seç.
-Kazanmaya çalışırken, kalbini katılaştırma.
-Kendine arada bir yolun başındaki halini hatırlat.
-Her zaman kendi hayatının kahramanı gibi yaşa.
-Bir işi çevrendekilerden daha iyi yapmaya çalış.
-Yapamayacaklarının yapabileceklerini engellemesine izin verme.
-Bugün yapmadıklarının gelecekteki sonuçlarını düşün.
-Arada bir gelecekten bugüne bak.
-Olanları ne unut, ne de büyüt.
-Umutlarını yüksek, sabit giderlerini düşük tut.
-Yamyamların çatal bıçak kullanmaya başlamasını ilerleme sayma!
-Beynine zarar verecek hiçbir şey yapma!
-Kendini yaralamak için değil, kişiliğini inşa etmek için içini kaz.
-Kaderini sev ama ona teslim olma.
-Mutsuzken değil, en mutlu anlarında yarınlarını düşün.
-İnsanlarda kendini, kendinde insanlığı okumaya çalış.
-Zeki ve merhametli ol; zekân merhametini kurutmasın, merhametin zekânı köreltmesin. (Alıntı)

 

Doğurganlık…

Aile içi mutluluklarını pekiştirmek isteyen çiftlerin özlemidir bebek.

O kadar hayatımızın içine işlemiştir ki olmaması durumunda aile içi şiddete kadar dayanır durumlar ülkemizde.

Ve yine ülkemizde son yıllarda doğurganlık çok çok azaldı. Pek çok sebebi var sıralanan ve çokça da komplo teorileri.

Dünya nüfusunun azaltılmak istenmesinden tutunda yenidünya düzenine kadar pek çok teori devrede.

Bilmiyoruz.

Ancak tek bildiğimiz kadın ve erkek ile hayatımızın temel taşlarından biri olan bebeklerimiz hakkında düşünülenin çoktan devrede olduğu. Gözlemlenen doğurganlık azalması bize bunu düşündüren…

Piyasada bu kadar sağlıksız ürün varken, katkı maddeleri ile boğuşurken, hormonlu gıdalar, hibritler ve birde organik diye getirim edenlerle savaşırken doğurganlığın azalması beklenen durum bence.

Kız çocukları çok erken ergenleşirken erkek çocuklarında da göğüsler çıkıyor.

Neden?

Sorgulamaz mı anneler babalar?

Lütfen boy boy pastanelerde sergilenen tatlıların içeriklerini araştırın.

Şekerli gıdalarla çocuklarınızı ve kendinizi zehirlemeye devam ettiğiniz müddetçe, suni yemekler hayatınızda olduğu müddetçe nesillerin devamı tehlikeye girecek, genetik bozulacak ve kısırlık artacak.

Bunu gören yok mu?

 

Mutlu kalın.

 

Fıkra;

Hava birdenbire karışmış, kocaman dalgalar Temel’in takasını oradan oraya sürüklüyordu. Tayfalar telaş içindeyken Temel sesi çıktığı kadar bağırdı:

– Aca nereyeyuk? Pusulayi ncttunuz? Çabuk baa bi pusula!

Oraya buraya koşuşan tayfalar elleri boş olarak döner ve sorarlar:

– Pusulayi bulamaduk, haçan ne geturelım?
Temel, kocaman dalgaların arasında pek zavallı kalan teknesine bakarak:
– Öyle ise ‘Kelime-i şahadet’ geturun!

 

Günün sözü; "Bazen en uzun yol iki insan arasındaki mesafedir." (The Painted Veil)

Yorumlar