25.02.2018, 06:37

Hayatı kopyalamak...

Hayatı kopyalamak...

Yapmıyor muyuz hep bu davranışı?
Düşünün.
Hayatı her birimiz, her birimizden hep kopyalamıyor muyuz bir şeyler?
Sıkıştığımızda farklı yollara başvurmuyor muyuz?
Elbette sığınağımız kopya düzen. 
Yapıyoruz.
Belki de yapmaya mecbur bırakılıyoruz. 
Hayatın oyunu içinde bizim bazen kopya çekmeye ihtiyacımız var galiba.

*
Ve diyorum ki;
‘İleri düzeyde kopya çekme’ bunun adı. 
Ve acaba mümkün mü? Bir düşünelim.
Önce okul dönemlerinizi hatırlayın. 
Gidin o dönemlere.
Hepimiz yaptık derste kopya çekme eylemini değil mi? 
Hazır yapmışken bari usulüne uygun yapalım hayatın kopyasını da, zarara uğramayalım değil mi?

*
Öncelikle, kopya çekmeye karar vermelisiniz. 
Karar aşaması çok önemlidir hayatın her evresinde.
‘Ders çalışmadım bari kopya çekeyim’ diye düşünmeden yaptığımız gibi yapın.
Sonra  gözlem yapın. 
Yapılması ve yapılmaması gereken şeylere kısaca göz atın.
*
Öğretmeni gözlemlediğiniz gibi hayatımızda ki baş aktörleri de gözlemleyin.
Onlara, hareketlerine dikkat edin.
Ne kadar ayakta duruyor?
Ne kadar oturuyor?
Ne zaman konuşuyor?
Mutlaka düşünün, gözlemleyin.
*
Hayatın her aşaması ile ilgili gözükün. 
Kopya çekmeyi düşünmeyen öğrenci gibi davranın baş aktörlere.
İzlenimler önemlidir. 
İzleyin.
Hayatın her devresini izleyin.
*
Sınıfta okuyabildiğiniz küçücük kağıtları okuyacakmış gibi iyi bakın, iyi okuyun.
Hayatın her anını küçük yazılardan okuyacaksınız çünkü kopyacı olursanız.
Unutmayın ki;
Küçücük kağıtlardan okuduğunuz küçücük yazılar hayatınıza yön verecek.
Çünkü siz bir oyunun içindesiniz.
Çünkü siz kopya düzeninin içindesiniz.
Büyük yazıların, büyük kolaylıkları olmayacak hayatınızda, bilin!
*
Ve gelelim en önemli noktaya.
Kopya yazabileceğiniz boşluklar nasıl önemli ise, hayatda ki boşluklar da önemlidir unutmayın!
Onlarda doldurulabilir.
Ancak ne ile doldurduğunuz size kalmış. 
O boşluklarda ‘kolaya kaçan’ veya ‘zoru seçen’ de yazabilir.
Seçim sizin!
*

Hayatda ki ‘duruşunuzu’ değiştirmeyin kopya ‘çekmeyecekseniz’ şayet.
‘Ben kopyacı değilim’ diyenlerdenseniz  yerinizi değiştirmeyin. 
Gizlenmeyin.
Sadece gözlemleyin.
Çünkü baş aktörleri siz göremezsiniz, ama onlar sizi çok net görür bunu unutmayın!
*
Şimdi dikkatlice bakın etrafınıza. 
Farkında olmadan her gün, her an hayatı birbirinden kopyalayanlar yok mu?
Sürekli derslerini kopya çekerek geçenler yok mu?
Var.
Güçlüleri kopya edenler var.
Birbirlerinin hayatlarını kopya edenler var.
Ancak sevilse de, sevilmese de; sahip olduğumuz  tek şey doğum ve ölüm arasındaki bu hayat dediğimiz süreç.
*
Bu süreçte ideal ortamlar hayatı daha net görmenizi sağlar.
Ve bilin ki güven zordur.
Bu nedenle yanınızda sandıklarınız sizi yarı yolda bırakabilir.
Bu nedenle de kopyacı korku içinde yaşar hep. Bunu baştan kabul eder aslında. Korkuya yenilir aslında.
Ancak siz yine de yenilmedne korkunuza kendinize güvenin. 
Ve lütfen aşırılıktan uzak durun. 
Durun ki; 
‘Aşırılık hataya neden olur.’ 
Bunu bilin!
*

‘Kopyacı’ veya ‘kopyacı olmayanlar’ olarak bilelim ki, hayatın yöntemleri farklıdır. 
Her kişiye farklı davranır. 
Sakince izlemek gerek.
Seçimler sizindir, ancak bir nokta da var ki bazen su deli akar.
Gandhi’nin biz sözü var ki bize uyarlamak gerek.
“Yön yanlış ise hız önemsizdir.” 
Şimdi yönünüz yanlış ise, kopyacılık size ne fayda sağlayabilir ki?
Hala ben hayatı kopyalamak istiyorum diyenlerden isen, sabır seninle olsun dostum...


Dip notlar; 

Atmaya karar verdim...

Bir dergi...
Bir kitap...
Birileri...
Bir şeyler...
Atmaya karar verdim derken, bir de baktım ki neler birikmiş neler.
Ne hüzünler ne hikayeler.
O kadar sır geldi ki saklandıkları zaman dilimi.
Nerede idiler bunca zaman?
Nasıl saklandılar?Bilemiyorum .
Ancak, bildiğim hayatın içinde yaşadığımız her anı biriktiriyor olmamız.
Kime anlatsak? 
Anlamaz.
Açtığımızda yüreği.
Dayanamaz.
Hepimiz sıkıcı hayatdan dem vururuz. Haklıyız da.
Yaşadığımız olaylar bizi bu hale getirdi belki de.
Belki de ülke olarak o kadar çok depresyondan geçtik ki, hüzünleri artık kaldıramıyoruz.
Gencecik ölümleri kaldıramıyoruz.
Daha da yüreği kaldırmaz ülkemin analarının gelecek acılara.
Bu yüzden saklı kalır bazı acılar derinlerde.
Ülkemde de atılacak o kadar çok birikmişlik var ki.
Nereye atsak, kime söylesek bilinmez.

Yankı...
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarken birden oğlan takılıp
düşüyor ve canı yanıp "ahhh" diye bağırıyor. İleride bir dağın
tepesinden "ahhhh" diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak
ediyor ve "sen kimsin?" diye bağırıyor. Aldığı cevap, "sen kimsin?" oluyor. Aldığı cevaba kızıp, "sen bir korkaksın"
diye tekrar bağırıyor. 
Dağdan gelen ses ,"sen bir korkaksın" diye
cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp, "baba ne oluyor böyle?" diye soruyor.
"Oğlum" diyor adam, "dinle ve öğren!" ve dağa dönüp
"sana hayranım" diye bağırıyor. 
Gelen cevap, "sana hayranım" oluyor. Baba tekrar bağırıyor, "sen muhteşemsin!".
Gelen cevap, "sen muhteşemsin!". Oğlan çok şaşırıyor, ama halen
ne olduğunu anlayamıyor.
Babası açıklamasını yapıyor. "İnsanlar buna `Yankı` derler, ama
aslında bu `Yaşam`dır. Yaşam daima sana verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. 
Daha fazla sevgi istediğin zaman, daha çok sev!
Daha fazla şevkat istediğinde, daha şevkatli ol! 
Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. 
İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. 
Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır,her kesiti için geçerlidir."
 bakın ki yaşam bir tesadüf değildir.
Bir kopya değildir.
Yansımadır. Ne yaparsak o yansır.

Mutlu kalın...


Fıkra; 
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan heyet bir araziye araştırma için gelmişler. Birden yağmur bastırınca, hemen yakındaki bir eve sığınmışlar. Ev sahibi bir şeyler ikram etmek için ev dışına çıkmış. Bunlar da ev sahibini beklerken, dikkatlerini yerden bir metre yukarıda altında dizili taşlar ile duran soba çekmiş. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair, kendi aralarında tartışmaya başlamışlar.
Kimyacı:
– Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.
Fizikçi:
– Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.
Jeolog:
– Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.
Matematikçi:
– Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.
Antropolog:
– Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle, sobayı yukarıya kurmuş.
Bu sırada ev sahibi gelmiş. Ona sobanın yukarda olmasının nedenini sormuşlar. Adam demiş ki:
– Boru yetmedi!..


Günün sözü;
 “Hayat hızla ilgili değildir ancak yöndür.” Goethe
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@