06.06.2015, 21:00

Hayatımız sınav...

İyi bir okula girmek için sınav...

Kariyer elde etmek için sınav...

Kıdem için sınav...

İşe giriş için sınav...

Sınıf geçmek için sınav...

Evlenirken topluma verilen sınav...

Din bile bir sınav...

Kısaca hayatımız bir tür sınav...

Ve ortaya çıkan sonuç; ‘Sınav kaygısı artık çok yaygın bir fenomen’.

Hayatımızı nasıl bir blokaj altına alıyoruz, nasıl da ‘sisteme kurban gitsek de hayatımızı bitirsek’ diye çabalıyoruz farkında mısınız?

 

*

Sınav stresi, ilkokul çağından üniversite dönemine kadar bizi ele geçirdi ve perişan etti, yetmedi hayatın her döneminde karşımıza dikilmekte.

Bu dönemde ise çocukların bir çoğu bu ‘yarış’ içinde iştahsızlık, iştahta artış ve ruhi durumlarının bozulması dahil bir çok olumsuz etki ile yaşıyor.

Aslında bir kısır döngü içerisinde her birey. Ve bu kısır döngüyü bir türlü kıramıyoruz.

*

Üniversite sınav sistemi neredeyse her yıl değişikliğe uğruyor...

Sınavlar dönemi stresi ile yine yutuyor genç beyinleri.

Sınav sistemini oyuncak ettiler, öğrenciler adeta bir robot.

Ne özgür fikirleri var, ne de yeni becerileri.

Özgüvenli, kendini tanıyan öğrenci yetişebiliyor mu? Çok az.

Eleştirebilen veya eleştirildiğinde düzeltebilen bir öğrenci yetişebiliyor mu? Çok az.

*

Ortak korku şu; “Başarısız bir sınav felaketim mi olur?

Başaramama korkusunun başarısızlığa götürdüğüne inanıyorum...

Çocuklara aşırı gerilim yaşatmanın anlamı nedir?

Yıpratmanın...

Korkunun anlamı nedir?

Yaşanılan bu korkunun nedeni acaba ailelerin geçmişteki yaşadıkları mı?

Başarı baskısı mı?

Okul yıllarındaki travmaların hayatımıza malolduğunun artık farkına vaması gereken aile ve devlet iken neden bu durumdayız?

*

Bu çocuklar çevreleriyle sürekli polemik içindeler...

Hiç düşünmeden risk alıyorlar...

Sürekli stres altındalar...

Kararsızlık içinde bir o yana bir bu yana koşturuyorlar...

Sabırsızlar...

Bir türlü hayata geçemiyorlar...

Kural tanımıyorlar...

Dengesizler...

Bir çoğu çareyi madde bağımlılığında buluyor...

*

Tüm bunların temelinde olan nedir?

Özgüven ile yürümek yerine kontrolsüz yaşam onların suçu değil.

Suç ilk başta sistemin kölesi olunması ve bu köleliğe ailenin de paravan olması.

Yapılması gereken şu; Kabullenmek.

Onlar yarış atı değil...

Onlar sistemin bir parçası değil...

Onlar sizin olamadıklarınız değil...

Onlar bizim sevgimiz...

Onlar bizim çocuklarımız...

Onlar geleceğimiz...

*

Stres bellerini bükerken, gelecek korkusu hayatlarını ne yazık ki ele geçirmiş durumda iken kaderleri ‘bir- sıfır yenik başlamak’ olmamalı...

Bilin ki!

Çocukluk, yetişkinlik dönemi bitiyor, bireysel yaşam başlıyor.

Başladığında da yukarıda saydığımız tüm olumsuzluklar, korkular ile şekillenmiş beynimiz, iç güdülerimiz tüm hayatımızı yönetmeye başlıyor...

Nasılda hayatımızı bir fanus içine alıyoruz görmek gerek...

Sınavlar kazanılır, sınavlar kaybedilir... Tekrarlanan sınavlar zincirinde yüzüyoruz zaten.

Mükemmel değiliz...

İnsanız...

Kabullenin...

 

Dip notlar;

 

“Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite”

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bir hastalık mı?

Yoksa algılama güçlüğü mü?

Yoksa bir sosyal öğrenme eksikliği mi?

Türkiye’de, “Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite” ilkokul çağındaki her 20 çocuktan birinde görülüyor artık.

Acaba neden?

Onları yarış atı gibi kullandığımızdan olmasın...

Bu tanıdaki çocukların %80'i ergenlikte bu belirtileri taşıyor.

Gelelim işin bir başka bölümüne.

Bu tanı sebebiyle ilaç kullanan çocukların sayısı da gittikçe artıyor.

Kısaca ilaç kullanma yaşı da artık çok küçülüyor.

Bu çocuklarımız hareket huzursuzluğu, konsantrasyon zayıflığı, her şeye tepki verme ve bunlara bağlı gelişen algılama zorlukları yaşıyorlar...

Ancak hemen belirtelim ki bu çocukların, sağlıklı gelişimi için anlayış, sabır ve iyi, doğru eğitime ihtiyacımız var...

 

Gelelim ilaçlara...

Çocuğun ileriki yaşlarında kişilik gelişimini olumsuz etkileyen bu ilaçlar neden alınıyor?

Duyguların dışa vurumunu engelleyen bu ilaçlar neden kullanılıyor?

Farkındalığı azaltan bu ilaçlar neden varlar?

Kısaca yan etkileri hiç de küçümsenmeyecek olan bu ilaç kullanım yaşı neden düştü?

Soru çok...

Cevap ise dikkat eksikliğinin tedavisi.

Bedensel olarak sinirlilik, uykusuzluk, kilo kaybı, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, kusma, ruhsal olarak üzüntü, ürkeklik, depresif ruh hali, tikler ortaya çıkaran ve çocuklarımızı içe kapanık halae getiren bu ilaçları kulanmak yerine onları kazanmayı deneyemez miyiz?

İlaca alternatif yöntem yok mu?

Bir çıkmaz sokak olan ilaç aslında bağımlılığın bir başka yönü...

Aileler, öğretmenler ve rehberler bilinçlenmeli diyoruz ancak çocuklarımızı yarış atı yerine koyan sistemi bir türlü düzeltemiyoruz....

 

 

Sınav kaygısından kurtulmak...

 

Öğrenme Terapistitlerine göre sınav kaygısını çocuklarımızdan azaltmanın yollarından biri özgüveni artırmak...

Diğeri pozitif olmak, korkuları bırakmak...

Nefes egzersizleri ile gevşemek...

Ve başarı baskısından kurtulmak...

 

Hayat size kolay gelsin...

Mutlu kalın...

 

 

Fıkra;

Bey, telefonu açıp seslendi :
-Alo... Doktor Bey, bizim oğlan kızamık.
-Biliyorum, dedi doktor, dün sizin eve girip gerekli şeyleri söyledim,
kendisini kimseyle temas ettirmeyin ve..
-Ama doktor bey, oğlan hizmetçiyi öpmüş bir kere...
-Ya bu fena işte... Öyleyse hizmetçiyi de karantinaya almalı.
-Doktor bey, bir şey daha var, sonra hizmetçiyi ben de öptüm...
-O... İşler çatallaştı, hastalık herhalde size de bulaşmış olmalı.
-Ya.. Sonra ben karımı öptüm...

Ve doktor korkarak:
-Ne diyorsun be? Öyleyse ben de kızamık olacağım demek...

 

Günün sözü;

"Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklımızı başımızdan alırdık."
Thomas A. Edison

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@