Hazmedilemeyenler

Türkiye’de toplumun bir kısmının Suriyeliler, Afganlar ve farklı ırktaki insanların Türkiye’den gönderilmesi gerektiğini ısrarla savunuyor. Peki sığınmacılar için durum gerçekte nasıl?

Güncel 30.07.2021 - 07:00 30.07.2021 - 10:54

Nihat AK / YENİGÜN - Sayıları 4 milyona yaklaşan Suriyeli sığınmacılar siyasetin en sıcak başlıklarından biri konumuna geldi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘’İktidara geldiğimizde Suriyelileri kendi ülkelerine göndermek istiyoruz’’ dedi birkaç kere. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Kılıçdaroğlu’na cevaben, ‘’Bize sığınan Allah’ın kullarını, katillerin kucağına atmayız’’ ifadelerini kullandı. Sadece bu iki lider değil, Türkiye’deki tüm siyasi partilerin, Suriyeliler başta olmak üzere Türkiye’ye sığınanlara ilişkin açıklamaları oldu. Öyle ki göçmenler üzerinden yürütülen tartışmalar bazen çok farklı boyutlara taşınıyor. Sokakta darp edilenler, öldürülen sığınmacılar oldu. Son olarak Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, kentte yaşayan yabancıların su faturaları ve katı atık vergilerini 10 kat artıracaklarını ifade etti. Özcan’ın açıklamaları “nefret suçu” olarak değerlendirildi. Ama toplumun bir kısmının Suriyeliler, Afganlar ve farklı ırktaki insanların Türkiye’den gönderilmesi gerektiğini ısrarla savunuyor. Peki sığınmacılar için gerçekte durum nasıl?

SUÇLAMAK KOLAY YOL
Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Reinart, yaşanan gelişmeleri sığınmacılar açısından değerlendirdi. Farklı problemlerin hıncının mültecilerden çıkartılmasının yanlış olduğunu vurgulayan Üstün Reinart, “Türkiye’de ekonomik bir kriz var. Pandemiden dolayı günlerce kapanma ve iş yapamamanın moral bozukluğu var.  İki büyük problemin hıncını mültecilerden çıkartmak doğru bir yaklaşım değil. Mülteciler birilerinin iddia ettiği gibi bir eli yağda bir eli balda olan rahatı keyfi yerinde olan insanlar değil. Mülteciler yaşadığı yerler bombalanmış, yağmalanmış, yaşam koşulları sıfırın altına inmiş mağdur insanlar. İki problemin kaynağını mültecilerde aramak işin kolay yolu. Problemin gerçek kaynağına inmek isteyen insanlar mültecilerin göç ettikleri coğrafyalara baksınlar. Hangi ülkede kim savaş çıkarmış. O ülkeyi kimler karıştırmış. Mültecilerin yerini yurdunu yaşanmaz hale kim getirmiş. Sorunlara sebep olan kişi ve ülkelere karşı net tavır koysunlar” dedi.   
Dünyadaki kaynakların herkese yetecek durumda olduğuna dikkat çeken Reinart, “Mülteciler birilerinin iddia ettiği gibi rahat bir yaşam sürmüyor. Mülteciye kiralık ev istiyoruz. Kimse vermek istemiyor. Verenler yüksek fiyatlara veriyor. Yüksek fiyatlara kiraya verilen evler fare yuvası. Ülkedeki sağlık kurumlarından acil servis dışında faydalanamıyorlar. Eğitimden mahrumlar. Bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde oldukları sürece asgari insani yaşam koşulları sunulmaya gayret gösterilmelidir. Hastanede tedavi olamayan salgın hastası mülteci taşıyıcı olur. Eğitilmemiş bir nüfus ülke geleceğini aydınlık kılmamıza destek veremez. Mültecilere insani açıdan yaklaşılması ve sorunlarının çözülmesi lazım. Mültecilerin sorunları bir gün toplumun sorunları olur” şeklinde konuştu.   
Türkiye Cumhuriyeti’ndeki göçmenlerin yoğunluğuna dikkat çeken Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Üstün Reinart, “Türkiye nüfusuna baktığımızda Orta Asya, Orta Doğu ve Balkan ülkelerinden göç etmiş milyonlarca insanı görürüz. Türkiye adeta göçmenlerden kurulmuş bir cumhuriyet görünümündedir. 

'AB SORUMLULUK ALMIYOR'
Göçmen göçmeni, mülteci mülteciyi anlamaz ise kim anlayacak? Orta Doğuda barınamayanlar bu ülkeye geçmişte gelmedi mi? Balkanlarda yaşam haklarına müdahale edenler koşarak bu ülkeye gelmedi mi? Dün bu zorluk ve zulümden kaçan insanlarımız geçmişlerini mi unuttu? Mülteciler kendi ülkelerinde yaşayamadıkları için Türkiye’ye geldiler. Avrupa Birliği ülkelerine gittiklerinde rahat bir hayata kavuşacaklarını da zannediyorlar. Aslında mültecilerin bu ülkede kalma hedefleri de yok”dedi.  Avrupa Birliğinin mültecileri kabul etmemek için bin bir dereden su getirdiğine dikkat çeken Reinart, “1951’de kabul edilen Cenevre Mülteci Sözleşmesi iki yıkıcı dünya savaşının etkisi altında oluştu ve günümüzde dünya çapında mültecilerin korunmasının temelini oluşturmaktadır. Sözleşme halen önemini ve güncelliğini sürdürüyor. Mülteci Sözleşmesi, çığır açan bir öneme sahiptir. Milyonlarca insanın İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında katlanmak zorunda kaldığı ölçülemez acılar karşısında ortaya çıktı. Mütecilerin o dönemde yaşadıklarının asla bir daha yaşanmaması için bu gerçekleştirildi. Ama insan hakları noktasında mangalda kül bırakmayan Avrupa mültecilerin sorunlarının çözümü yerine Türkiye’ye para vererek sorundan kaçma yöntemini seçiyor. Avrupa Birliği Mültecilerin sorunlarını çözme konusunda gerekli sorumluluğu almıyor. Türkiye sorunun kalıcı olarak çözmek yerine Avrupa Birliğine karşı mültecileri adeta koz olarak kullanıyor” şeklinde konuştu.  

Türkiye’de 3 milyon 684 bin 412 Suriyeli yaşıyor

Türkiye’deki geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 23 Haziran 2021 tarihi itibarıyla 3 milyon 684 bin 412 kişi oldu. Bu kişilerin 1 milyon 746 bin 253’ünü (%47,4) 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. 0-18 yaş arası çocukların ve kadınların toplam sayısı ise 2 milyon 609 bin 722 kişi. (%70,8)

Kadın ve Çocukların Oranı %70,8: Göç İdaresinin yayınladığı yaş aralığı tablosuna göre; Suriyeli erkekler toplam Suriyeli sayısının %53,8’ini oluşturuyor. Suriyeli kadınların oranı ise %46,2. 10 yaşın altındaki Suriyelilerin sayısı 1 milyon 67 bin 36 (%28,9). 
Suriyeli Genç Nüfus (15-24 yaş):  752 bin 284 kişi
Suriyelilerin Yaş Ortalaması: 22,2
Kamplarda Yaşayan Suriyelilerin Sayısı (Geçici Barınma Merkezleri):  55 bin 972 kişi
Şehirlerde Yaşayan Suriyelilerin Sayısı: 3 milyon 628 bin 440
Suriyelilerin En Yoğun Olduğu İller: En çok Suriyeli barındıran şehir 527 bin 749 kişi ile İstanbul. İstanbul’u 451 bin 962 kişi ile Gaziantep, 435 bin 845 kişi ile Hatay takip ediyor. İzmir’De 148 bin 606 Suriyeli bulunuyor. Yerli nüfusa oranla en yoğun olduğu şehir ise % 42,6 ile Kilis. Kilis’te 142 bin 792 Türk Vatandaşına karşılık 105 bin 9 Suriyeli bulunuyor. Suriyeli yoğunluğunda Kilis’i %20,8 oran ile Hatay takip ediyor.
Suriyelilerin Türk Nüfusa Oranı: Geçici koruma altına alınan kayıtlı Suriyelilerin Türk nüfusuna oranı ise ülke genelinde %4,39. TÜİK tarafından Türkiye’nin nüfusu son olarak 83 milyon 614 bin 362 olarak açıklandı. (31 Aralık 2020 tarihine göre)
Ülkesine Dönen Suriyeli Sayısı: İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 6 Aralık 2020 tarihi itibarıyla ülkesine dönen Suriyeli sayısının 419 bin 40 olduğu belirtildi.
Devlet Üniversitelerinde Okuyan Suriyeli Öğrenci Sayısı: Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1 Kasım 2020 tarihinde yapılan açıklamada 2018-2020 arası devlet üniversitelerinde okuyan Suriyeli öğrenci sayısının 73 bin 570 olduğu belirtildi.
Anaokulu, İlkokul, Ortaokul ve Lisede Okuyan Suriyeli Öğrenci Sayısı: Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 30 Haziran 2020 itibarıyla anaokulunda 35 bin 553, ilkokulda 338 bin 807, ortaokulda 222 bin 703 ve lisede 89 bin 518 öğrencinin eğitim gördüğünü açıkladı.
Çalışma İzni Verilen Suriyeli Sayısı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 31 Mart 2019 tarihinde yapılan açıklamada Türkiye’de çalışma izni verilen Suriyeli sayısının 31 bin 185 kişi olduğu belirtildi.
En Az Bir Ortağı Suriyeli Olan Şirket Sayısı: Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada 26 Şubat 2019 tarihi itibarıyla en az bir ortağı Suriye uyruklu olan şirket sayısının 15 bin 159 olduğu belirtildi.
Türk Vatandaşlığı Verilen Suriyeli Sayısı: İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Türk vatandaşlığı verilen Suriyeli sayısının 110 bin olduğu belirtildi. Bu kişilerin 53 bini yetişkin, 57 bini ise çocuklardan oluşuyor. (30 Aralık 2019 tarihi itibarıyla)
Türkiye’de Doğan Suriyeli Sayısı: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 19 Eylül 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısının 450 bin civarında olduğu belirtti.

'Sorunların suçlusu değiller'
İnsan Hakları Hukukçusu Av. Ali Deman Güler, “Türkiye’de 5 milyonun üzerinde mülteci var ve ortada bir sorun net olarak var. Ekonomi açısından bir sorun var. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları açısından bir sıkıntı var. İkamet ettikleri coğrafyada yaşam koşulları olmadığı için yerinden yurdundan olan mülteciler açısından bir sorun var. Her şeye tüm açılardan dengeli yaklaşmak gerekir. Ortadaki sorunun suçlusu mülteciler değil. Türkiye’nin açık kapı politikası uygulayan Ak Parti Hükümeti ve bunun destekçisi olan Avrupa Birliği sorun yaşanmasına neden olmuşlardır. Mülteciler bu sorunun yaratıcısı değil mağdurudur, dönüp dönüp onları suçlamakla bir sonuca ulaşılamaz. Kullandığımız dilde mültecileri ötekileştiren ve ayrılcıyaştıran kelimeler kullanmamak gerekiyor. Sorunu da çözümsüz bırakmamak gerekir. Bu ülkenin sınırları içerisindeyse bu insanlar çoluk çocuk, temel hak ve özgürlüklerini temin etmek zorundayız. Mevcut hükümetin politikaları bu meseleyi çözemiyor. 30-40-50 yıllar sonrasına hiçbir statüsü olmadan mültecilik aktarılırsa bu toplumsal krize neden olur. İyi kurgulanmış insan haklarına uluslararası hukuka uygun bir geri dönüş projesi hayata geçirilmelidir. Ak Parti hükümeti ne yapmak istediğini açık bir dille söylemelidir. 
'Kölelik düzeni var'
Vatandaşlık mı verecek, hangi haklardan yararlandıracak? Geriye mi gönderecek. Hükümet gerek kendi vatandaşları gerekse mülteciler açısında bu durumu böyle sürdüremez. Türk vatandaşları iş bulamaz iken mültecilerin iş buluyor olması yurttaşlarımız açısından sıkıntı. Mültecileri asgari ücretin altında sosyal güvencesi olamadan insan haklarında geçen köle vari çalıştırılmaları da uygun bir durum değil. İki taraf da mağdur. Ucuz iş gücü kölelik düzeni birilerinin hoşuna gidiyor. Türkiye’yi dünyanın en büyük mülteci ülkesine getirenlerin çözüm adına hiçbir fikirleri yoktu. Bu problemin buraya gelmesine vesile olan Ak Parti hükümeti bu güne kadar bu problemi çözmeliydi. Türkiye mülteciler konusunda geçekçi bir politikayı ortaya koymak ve adım adım hayata geçirmek zorunda” dedi.  

'Çıray: Açık kapı politikası hatalıydı'
İYİ Parti Milletvekili Aytun Çıray ise konuya ilişkin şu açıklamaları yaptı: “Sığınmacılar sorununun ortaya çıkmasının tek nedeni AK Parti’nin yanlış Suriye politkasının sonucudur. Türkiye’nin milli çıkarları ne Suriye’nin ne de Irak’ın parçalanması yönünde olamaz. Tam aksine AK Parti, Amerika’nın da etkisiyle Suriye’nin parçalanması konusunda çok önde bir rol oynadı. Parçalanma ve iç savaş esnasında insanlar savaş korkusuyla Türkiye’ye doğru kaçmaya başladılar. Bu konuda gereken tedbirleri almadılar. Açık kapı politikası uygulayarak gelen misafirleri bir kampta bekleterek daha sonra barışı sağlayıp geri götürme planları olmadı ve Türkiye’nin içerisine rastgele dağılmalarına izin verdiler. Şu anda Türkiye’de sadece 3 milyon kayıtlı 1.5 milyon da kayıtdışı Suriyeli sığınmacı var. Yani Türkiye adeta bir sığınmacılar deposu haline geldi. Bakın şimdi de Afganistan’dan gelen sığınmacılar insan kaçakçıları vasıtası ile geliyorlar. Sınırlarımız kevgire döndü, İran önlerini açtı. Türkiye’ye gönderiyorlar. Cahil siyasetçiler ve hükümet bütün bunlara önlem alamıyor. Bu artık Türkiye’nin bir milli güvenlik sorunu oldu. 4 gençten birinin işsiz olduğu ülkede bir süre sonra iş konusunda çatışmalar olacaktır. Ben bir kaç yıl önce Urfa’ya gittiğimde geçici işçilerin Suriyelilerle zaman zaman silahlarla çatıştığını onlardan dinledim. Şimdi özellikle Afganistan’dan gelenler.. Batılılar bu sığınmacıların nitelikli olanlarını kabul ediyorlar diğerlerini ise kabul etmiyorlar, bize de insan hakları nutukları çekiyorlar. Burada yapılması gereken ilk şey seçimlerde AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak. Çünkü Tayyip Bey orada oturduğu sürece bu sorunun çözülmesi imkansızdır. Beşar Esad ile ilişkileri kişisel kine dönüştü. Halbuki devlet meselelerinde kişisel duygualara yer yoktur. Ülkenin çıkarları önemlidir. İkinci çözüm noktası ise Türkiye’nin çıkaralarını gözeterek bütün komşularla barışı sağlamak. Esad’la anlaşma yaparak Suriyelileri geri göndermek gerekiyor. Türkiye artık ne ekonomik ne sosyal ne de siyasal olarak bu yükü kaldıramaz. Bu arada Türkiye ekonomisini Suriyeliler sırtlıyor diyen AK Partililere de yazıklar olsun diyorum. Demek ki 20 senedir biz bu ekonomiyi düzelttik anlatıları hikayeymiş. Kendileri itiraf etmiş oldu.”

Bakan: 'Mültecilerin sömürülmesine gönlümüz razı değil'
Adına Arap Baharı denilen süreçte bütün Ortadoğu, emperyalistler tarafından mezhep çatışmaları körüklenerek tarumar edildiğini söyleyen CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, “Milyonlarca insan hayatını, evlerini, yurtlarını kaybetti. Türkiye’nin göçmen politikasını yönetme tarzına bakıldığında; insani ve uluslararası hukuk normlarına uygunluktan ziyade siyasi kaygılar güdüldüğü açık. Bir ülkenin tampon olarak görev yapması gerekiyordu, o ülke de tabii ki Türkiye oldu, bu fedakârlığı karşılığında AB`den para beklendi. İç politikada “savaştan kaçana kapımızı açmayalım mı? deyip, dış politikada AB`ye kapıları açar, mültecileri yollarım demek” izlenen politikanın kısa özetidir. Ne mültecilerin sömürülmesine ne de ülkemizin emperyalistlerin mülteci hapishanesine dönüştürülmesine razı değiliz” dedi. 

'Suriyeliler giderse sanayi çökmez!'
Türkiye’de bulunan Suriyeli göçmenlerin ekonomiye önemli katkıları olduğunu savunan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, “İşverenler, yatırımcılar, sanayiciler Suriyelilerden çok memnun. Çok önemli bazı yerlerde Suriyelileri çekin, bu ülke ekonomisi çöker” ifadelerini kullanmıştı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki ise Aktay’ın açıklamalarına paralel, “Şimdi bazı şehirlerde sanayiyi onlar ayakta tutuyorlar. Gaziantep sanayisine gidin yüzbinlerce insan en ağır ve en zor işlerde çalışıyorlar” demişti. Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, son günlerde sıklıkla tartışılan göçmen konusuna ilişkin sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Yorgancılar; “Ülkemizin Sanayisi bugünlere Türk mühendisleri Türk çalışanları ile gelmiştir. Suriyelilerin gitmesi ile ekonomi ve sanayinin çökmesi fikrine katılmak mümkün değildir” dedi.

Doğru bilinen yanlışlar neler?

Suriyeliler devletten maaş alıyor mu?
Devlet şimdiye kadar hiçbir zaman kendi bütçesinden Suriyelilere aylık bağlamamıştır. Türkiye’de Geçici Koruma veya Uluslararası Koruma altında olan ve belli kriterleri sağlayan kişilere, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve ismi Sosyal Uyum Yardımı (SUY) olan aylık 155 lira destek verilmektedir. Bu para Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin hepsine değil sadece belli kriterlere sahip kişilere verilmektedir. Bu paranın ihtiyaç sahibi kişilere ulaştırılmasına Türk Kızılay’ı, KIZILAY KART sistemi ile aracılık etmektedir.
Suriyeliler çalışma izni alıp istediği yerde çalışıyor.
Yabancı kişiye çalışma izni yalnızca işveren tarafından alınabiliyor. Yani bir Suriyelinin kendisine çalışma izni alma hakkı yok.
Suriyeliler istediği üniversiteye sınavsız giriyor.
Türk vatandaşı olmayan her öğrenci yabancı öğrenci statüsündedir. Suriyelilerin ne devlet üniversitelerinde ne de vakıf üniversitelerinde diğer yabancı uyruklu öğrencilere göre bir avantajı yoktur.
Suriyeli esnaflar vergi vermiyor.
Suriyeli esnafların vergi konusunda ne bir muafiyeti ne de bir ayrıcalığı vardır.
Suriyeliler su, elektrik ve doğalgaz faturası ödemiyor.
Su, elektrik ve doğal gaz herkes için ücretlidir.
Suriyeliler hastanede sıra beklemiyor.
Suriyelilere hastanelerde yasal bir öncelik tanımlanmamıştır.
Suriyeliler 5 yıl sonra türk vatandaşı olacak.
Türkiye’de bulunan Suriyeliler Geçici Koruma statüsüne sahiptir. Geçici koruma kapsamında olan kişilerin 5 yıl ikamet yoluyla Türk Vatandaşı olma hakları yoktur. 
Seçimlerde Suriyeliler de oy kullanacak.
Türk vatandaşlığı verilen Suriyeli sayısı 110 bin olup, son yapılan seçim olan 31 Mart yerel seçiminde yalnızca 53 bin 99 Suriye asıllı Türk vatandaşı oy kullanma hakkını elde etmiştir.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@