Gözde Yılmaz'ın 30 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Merhaba sevgili kitap dostları;

Bu hafta da elinizden bırakmadan bir solukta okuyup bitireceğinize inandığım iki farklı kitap tavsiyem var sizlere.

İlk Kitap tavsiyem Şebnem Burcuoğlu tarafından yazılmış Çevrimdışı aşk kitabı. Bu kitap ile hayatın gerçeklerine muzip şekilde tanıklık ederken, hikaye ilerledikçe yüzümüzde oluşan kocaman bir gülümsemeye engel olamıyoruz.

İkinci değerlendirme kitabımız, Amin Maalouf tarafından yazılmış Doğunun Limanları kitabı ile gerçek bir hikaye, tarihin tozlu sayfalarında, muhteşem bir kurgu ile yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Hem gülmeye hem de gerçek bir kurgunun tarihi derinliğinde kaybolmaya varsanız hemen yorumlarımıza geçelim.

gozdecevrimdisiask

Çevrimdışı Aşk-Şebnem Burcuoğlu

Bu hafta sizlere eğlenceli kalemi ve her yaşa uygun tarzıyla yediden yetmişe herkese hitap edecek bir kitap yorumu var değerlendirmemde. Akıcı diline ve eğlenceli üslubuna her zaman hayran olduğum yazar Şebnem Burcuoğlu tarafından yazılmış “Çevrimdışı Aşk” kitabının gülümseten hikayesi, hem plaza çalışanlarının kronikleşmiş tiplemelerine gönderme yapıp bizleri gülümsetecek hem de bizlere bu toksikleşmiş ilişkilerden kendimizi kurtarmanın yollarını öğretecek.

Kitabın ana karakteri Kumru, kendini çalıştığı şirkete adamış, hayattaki tek amacı iş yerinde yükselmek olan bir çalışandır. Hayatının tek odağı iş olduğu için özel hayat ve arkadaş ortamı yok denecek kadar az olan Kumru, yaşadığı hengâme içinde iş tutkusu yüzünden hayatı kaçırdığının farkında değildir. Tabi ki Kumru’nun çevresi, hepimizin iş hayatında maalesef ki karşılaştığı: Müdüre oynayanlar, türlü entrikalarla iş yapar görünenler, tüm gününü sigara molasında dedikoduyla geçirenler, kısaca çalışıyormuş gibi yapan ama ellerinden iş çıkmayan emek hırsızları ile doludur. Çok önemli bir sunum öncesi yıllardır görüşmediği babaannesinin ölüm haberini alan Kumru, cenazeye katılmak için sunuma katılamaz. Bu kısa ve mecburi izin Kumru’nun kariyerini tepe taklak eder. Çünkü işe geri döndüğünde onu çok büyük bir sürpriz beklemektedir. Yıllardır beklediği terfiyi en büyük rakibi Osman’a kaptıran Kumru, boşa kürek çektiğini anlayarak kurumundan istifa eder. Yıllarını verdiği iş yerinden hak ettiğini alamadan ayrılmak Kumru için çok zor olur, kısa bir süre için  hayat amacını yitirmiş hissetse de kendisini toparlamak ve babaannesinin mirasına sahip çıkmak üzere Datça’ya yol alır. Yaşadığı toksit ilişkilerden kurtulup böylece organik hayata geçiş yapan Kumru için Datça daha önce tatmadığı samimiyeti, sadeliği ve gerçek aşkı bulduğu yer olacaktır. Datça’da işler beklediğinden daha kolay ve yolunda gider. Kısa süre sonra karmanın da yardımıyla iş hayatında kendine yapılan haksızlığın intikamını alma fırsatı yakalayan Kumru, aldığı bu intikamla iş hayatı kurnazlarına bizim için de okkalı bir cevap vermiş olur. Peki Kumru intikamını nasıl mı aldı?  Sizlerde Kumrunun eğlenceli hikayesini ve yüreklere su serpen intikam hikayesini okumak isterseniz dili sade, anlatımı akıcı, hikayesi eğlenceli bu kitap, kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.

gozde dogununlimanlari

DOĞUNUN LİMANLARI-AMİN MAALOUF

Merhaba Sevgili kitap dostları;

Bu hafta tanıtacağım ikinci kitap tarih ile kurguyu en iyi harmanlayan yazarlardan biri olduğunu düşündüğüm yazar Amin Maalouf’a ait” Doğunun Limanları”  kitabı ile tarihin derinliklerine dalacağız. Yazarın gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek oluşturduğu hikaye, hem tarihi gerçeklere yer veriyor hem de Asya ve Akdeniz Kültürlerinin lezzetli bir sentezi şeklinde başlayıp, gelişiyor. Bu kültürel geçiş ve tarihin derin izleri sayesinde kitap bir solukta okunup, akıllarda yer edecek bir lezzete ulaşıyor. Ayrıca kitabın bizlere alt nota olarak verdiği din, dil, ırk, milliyetten öte insanların sadece insan oldukları için kardeş olmaları gerektiğinin mesajı, kitap hakkında en etkilendiğim detaylardan biri olarak yerini alıyor.

Kitap, 1976 yılında kitabın anlatıcısı olan yazarın Paris metrosunda son derece ilgi çekici olan bir turiste odaklanmasıyla başlar. Farklı tarzından çok etkilendiği için turisti takibe alan yazar, Hubert Hugles sokağında turist ile karşı karşıya gelir. Yazar, türlü yollarla bu adama yaklaşmaya başlar. Turistin amacı, Paris’te direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde ve sokağı gezmektir. Turiste yaklaşmak için bu bilgiyi kullanan yazar, rehberlik konusunda turiste yardımcı olabileceğini söyler. Aralarında derin bir sohbet oluşan bu ikili kısa sürede arkadaş olur. Turistin adının Kitabdar olduğunu öğrenen yazar, misafirinin yalnızca 4 gün Paris’te kalacağını öğrenir ve bu ilginç turisti hayat hikayesini anlatması için ikna eder. Kitabdar’ın hayat hikayesi, bir Osmanlı prensesinin aklını yitirmesiyle başlar . Kitabdar (turistin dedesinin adı da Kitabdar’dir) adlı Acem doktor tedavi amacıyla onu Adana’daki evine götürür. Gizlice prensese sevgi besleyen doktor, prenses ile evlenir ve bir çocukları olur. Halk tarafından mesleğinin kötüye kullanması olarak algılanan bu evlilik, ailenin halktan kopmasına sebep olur. Toplumda izole, genelde evde yalnız ve özel hocalarla büyüyen ailenin tek çocuğu prens bir gün Adana’da çıkan ayaklanmalar nedeniyle en iyi arkadaşı olan Nubar adlı bir Ermeni ile Beyrut’a gider. Burada Nubar’ın kızı ile evlenir, bir kızı ve iki oğlu olur. Karısı oğlu Salem’i doğururken ölür. Kitabın asıl kahramanı prensin babasının adını verdiği oğlu Kitabdar’ dır. Kitabdar, isyan manasına gelmektedir. Oğlunun bir ihtilalcı olmasını isteyen prens babası ona bu sebeple bu ismi vermiştir. Kitabdar babasının isteğinin aksine doktor olmak istemektedir ve ablasının desteği ile Paris’e tıp eğitimi almak için gönderilir. Paris’te Bertrand takma adlı bir direnişçi ile tanışan Kitabdar bir anda kendini 2.Dünya Savaşı’nda bulur. Bu sırada hayatının aşkı olan Clara ile tanışır. Savaştan sonra Beyrut’a dönen Kitabdar tıpkı babasının hayali gibi bir kahraman olarak karşılanır. Kısa süre sonra Clara ile evlenen Kitabdar, Hayfa ve Beyrut arasında mekik dokur. Clara hamileyken Hayfa’da kalmayı tercih ederler. 1948’de Kitabdar’ın babasının rahatsızlığı üzerine Beyrut’a dönüş yaptığı sırada patlak veren Arap-Yahudi savaşı nedeniyle birbirlerinden ayrı kalırlar. Bu ayrılık Kitabdar’ın hayatını değiştirir. Bu savaş nedeniyle Kitabdar karısını ve doğacak çocuğunu uzun süre göremez. Onların sağlığından duyduğu endişe, onu bir takım psikolojik sorunların içine iter. Davranışlarında gözle görülür farklılıklar oluşur. Bundan yararlanan kardeşi Salem onu sadece zengin hastaların bulunduğu bir tımarhaneye kapattırır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bu tımarhaneye kapalı kalan Kitabdar, bir gün kızı Nadya’nın onu ziyarete gelmesiyle şok olur. Bu haber ile tekrar hayata tutunan Kitabdar, 1976’da Lübnan da çıkan çatışmalar sırasında fırsatını bulup, yaşadığı hastaneden kaçar. Bir şekilde Paris’e gider ve orada Bertrand’ı bulur. Tüm yaşadıklarını anlatarak ondan Clara’nın adresini ister. Clara’dan 28 yıl sonra hiçbir şey bekleyemeyeceğini bilmesine rağmen yine de ona bir mektup yazar ve başından geçen her şeyi anlatır. Mektuba dönüş alan Kitabdar’ın, Clara ile buluşmasıyla kitap son bulur.

Tarih, aksiyon, aşk ve aile bağları gibi çeşitli insani konuların harmanı bu gerçek hayat hikayesi kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.