Her şey bir avuç leblebiyle başladı

Hanri Benazus ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazdığı kitapları ve Atatürk fotoğrafları koleksiyonu hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik

Röportaj 16.07.2021 - 07:00 22.09.2021 - 13:45

Mesut VARLIK / YENİGÜN - Hanri Benazus 27 Mart 1930 yılında o günün İzmir’in de doğdu. Bir dönem Altay Spor Kulübü başkanlığını yapan Türk yazar ve iş adamı Hanri Benazus, Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazdığı kitaplar ve binlerce fotoğraftan oluşan Atatürk fotoğrafları koleksiyonuyla tanınıyor. Kökleri çok eskiye dayanan İzmirli bir aileden gelen Hanri Benazus İzmir Atatürk Lisesi'nden mezun olduktan sonra, maddi olanaksızlıklar nedeniyle yükseköğrenimini tamamlayamadı. Daha sonra iş yaşamına atıldı ve Yupi Piliç'i kurdu. İş yaşamını sürdürürken, taraftarı olduğu Altay Spor Kulübü'ne başkan seçildi. 11 Aralık 1985-30 Aralık 1987 tarihleri arasında Altay başkanı olarak görev yaptı. 1988 yılında emekli oldu ve aktif iş yaşamını sona erdirdi. Daha sonra yazarlık kariyerini sürdürdü ve pek çok kitap yazdı.

Üstadım öncelikle aileniz ne işle meşguldü; çocukluğunuz nerede ve nasıl hangi koşullarda geçti buradan bir giriş yaparak devam edersek iş hayatına kaç yaşında ne zaman ve nasıl atıldınız?
Ailem küçük sıradan vasat altı ya da diğer anlatımı ile yoksul anne, baba, büyük anne ve 5 çocuktan oluşmuş bir aile idi. Babam genelde her zaman değişebilen iş yerlerinde kimi zaman birkaç aylık, kimi zaman mevsimlik olarak katiplik (Kayıt tutan) sıradan biriydi. Doğaldır ki çocukluğum bu şartların getirdiği diğer aile çocukları ile kısıtlı ancak mutlu bir ortamda geçti. Zaten daha 6 yaşında iken göçtüğümüz Aydın’ın Ortaklar Beldesinde (o zamanlar küçük bir köydü) bu sefer yine aynı şartlara sahip ve fakat köyün sunduğu farklı doğa ortamı içinde yeni bir dünya ile tanışma şansına erdim. İş hayatı diye çalışmaya başlamamı düşünüyorsak daha ilkokulda iken başlayan yamaklıklardan tutun lise sona kadar süren Tahsil/Çalışma ikilemi içinde geçmiştir. Normal olarak Yedek Subaylıkta dönüş yılım olan 1951 yılında yine bir sigorta acentesinde başlayan ve sonuçta üç sigortacı arkadaşla 1962 yılında kurduğumuz YU-Pi firması ile devam etmiştir.

'Altay' çoçukluk aşkım”

İş hayatınızda o dönem bilinen ve sektöründe başarılı bir marka olan Yupi tavukçuluğu yönettiniz. Bu serüven nasıl başladı ve nasıl noktalandı? Bir dönem sevdalısı olduğunuz Altay Spor kulübü Başkanlığını da üstlendiniz.
Yu-Pi’yi kuruş maceramız üç arkadaş olarak dünyada yapılıp da bizde yapılmayan bir iş konusunu seçmekle başladı. Kendi çapında çok da başarılı oldu, Ancak günün şartları 25 yıl sonra 1988 tarihinde iflas ile sonuçlanmasını getirdi. Altay benim çocukluk aşkımdır. Halen fanatiğiyim.

Yeni kurulan bir Cumhuriyetin yetişen ilk çocukları arasındasınız o dönemki koşullardan biraz bahsedebilir misiniz? Okul hayatınız nasıldı?
İlk Okula başladığım Aydın’ın Ortaklar Köyünde okul diye kerpiçten yapılma, zemini toprak, camları kırık, içinde okul sıraları bulunmayan, evlerimizden getirdiğimiz kırık dökük eşyalarla düzenlenmiş, suyu, elektriği, sobası ve hatta tuvaleti olmayan boşaltılmış ve okul olarak kullanılan bir hayvan damında geçmiştir. Daha özeli de bu binanın aynı anda birlikte 5 sınıfı kapsaması ve bir tek öğretmenin bu 5 sınıfa ders vermesiyle geçmişti. Bugün hayatta olsaydı ilk yapacağım şey beni bugüne yüz akı ile getiren Rahime Hocamın ayaklarının altını öperdim.

Ne Mutlu Türküm Diyene”

1937 senesinde henüz 8 yaşında bir çocukken ulu önder gazi Mustafa Kemal Atatürk ile tanışıp birlikte zaman geçirme fırsatına nail olan birisiniz. O günü o anı bize anlatabilir misiniz? Nerede ve nasıl gerçekleşti neler yaşadınız gazi ile aranızda geçen sohbetin detayları nedir? O anlarda sizi en çok etkileyen şeyler nelerdir?
Değil tüm Türkiye, dünya da biliyor ki ben tam manası ile bir “Atatürk Fanatiği” ve bir “Atatürkçülük” doktrineriyim. Bu konuda hiçbir kimse ile bu konuda tartışmaya da, değerlendirmeye de girmem. Yaşım 91, bu yaşa kadar hayatımın hiçbir devresinde hiçbir kimse beni bu anlayışımdan çeviremedi. Zaten hiçbir kimse değiştirme girişiminde dahi bulunamadı. Yaşamında sevgiyi, hoşgörüyü kendime bir hayat felsefesi yapan, anlayışı, uyumu, paylaşımı ön planda tutan ben, konu “Atatürk ve Atatürkçülük” olunca, dünyanın en anlaşmaz, en hoşgörüsüz ve katı insanı kesilirim. Doğaldır ki bir çok insan bu duygularımın kaynağını merak eder. Evet, bu konuda iki miladım vardır. Birincisi 9 Ekim 1937 tarihinde Aydın’ın Ortaklar Kazası (O zamanlar küçük bir köydü) Atatürk’in Ege Manevralarını izleme sebebiyle gelişiyle başlar. Karşılamaya çıkan İstasyon Müdürü, Muhtar, İmam ve İncir Kooperatifi katibi olan babamın eline nasıl yapıştığımı, nasıl onunla Atatürk’ü karşılamaya çıktığımızı ve ardından da nasıl babamın elinden kaçıp Atatürk’ün yanına gittiğimin anısı bende “Atatürk Tutkusunun” ilk kıvılcımını çakmıştır. Hele hele ardından Atatürk’ün beni elinden tutup trenine bindirmesi ve benim ona getirilen rakısının yanındaki leblebilerini yemem, zannedersem memleketimizde, şu anda yaşayan 80 kusur milyon insan arasında beni ayrıcalıklı kılmaktadır. İkinci miladım ise artık kendimi bilmeğe ve tanımağa başladıktan sonra Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün bana bir yandan verdiği yükümlülük, bir yandan da beni ve benim gibilerine “Azınlıktan-Vatandaşlık”a geçiş hakkını verişi ve kendimi tam ve eksiksiz bir Türk olarak benimsememi sağlamasıdır… Evet, koyu bir Atatürkçü’yüm. Çünkü ben “Bir Türküm” demekle, “O”nun direktifi ile bu Güzel Vatanda bir “Onurlu Yurttaş” kademesine eriştim.

Mustafa Kemal Atatürk’e olan hayranlık ve bağlılığınız bugüne kadar bilinen ve çok kez gündeme gelen bir konu. Henüz 17 yaşındayken Atatürk’e ait dönemin fotoğraflarını toplamaya başladınız bu serüven nasıl başladı? Şu ana dek arşivinizde toplam kaç fotoğraf yer alıyor? Ve bu eserleri elde etmek uğruna ne gibi zorluklar yaşadınız; nasıl fedakarlıkta bulundunuz?
Şu anda elimde çekilme yeri ve tarihi belirli olan 10.000 fotoğrafın ve çekilme yeri ve tarihi belirsiz 10.000 fotoğrafım daha var. Bunlar uzun çalışmalar sonucunda ana koleksiyona katılabilecek fotoğraflardır. Doğaldır ki çok zorluklar, çok maliyetler ödemişimdir. Ancak Atatürk için yapılan bir şeyin karşılığı gerekirse tüm ömür bile küçük kalır.

90 yaşını aşmış geride birçok yaşanmışlık ve iz bırakan Hanri Benazus’un hayatta ki amacı ve yaşamdan beklentileri nelerdir? Bugüne kadar hedeflediğiniz şeylere ulaşabildiniz mi? Hayatta sizi en çok mutlu eden üç şey nedir?
Şu anda hayattaki amacım Allah’ın vereceği ek her güne Atatürk’e, Yurduma elimden geldiğince yararlı olacak şeyler yapmak ve gençlere bunu aşılamaya çalışmaktır. Şu anda en önemli projemiz İzmir’e Sayın Tunç Soyer’in desteği ile tüm arşivimin içinde yer alacağı büyük bir Atatürk Müzesi açma çalışmalarımızdır.

Bir söyleşinizde 130 yaşına dek yaşayacağınızı esprili bir dille söylemiştiniz.90 yaşını geride bıraktınız sağlığınıza nasıl özen gösteriyorsunuz?
Hayat felsefem önemli bir sağlık sorunum olamadığı sürece canımın her istediğini yemek, istemediğimi yememektir. Bedenin neye ihtiyacı olduğunu en doğru şekilde bedenimin bildiğini ve onu dile getirdiğine inananlardanım.

Bu zaman kadar çok sayıda kitap yazdınız 90 ın üzerinde kitabınız bulunuyor. Ağırlıklı olarak kişisel gelişim ve felsefe üzerine yazıyorsunuz peki neden? Hayatınızda yazma düşüncesi ne zaman nasıl gelişti bu serüven nasıl başladı ve devam etti?
Düşünebilen her insan kendi çapında kendi felsefesini yapar diye düşünen biriyim. Şu ana kadar yayınlanan kitap sayım 101 oldu. Bu kitaplarımın en az yarısı Atatürk ve Atatürk Dönemine ait araştırma kitaplarımdır.

Şu an olmak istediğiniz noktada mısınız? Hanri Benazus olarak tekrar doğsanız aynı hayatı yaşamak ister miydiniz?
Her insan yaşadığı süreç içinde yaşadıklarının özetini oluşturur. İyisi ile kötüsü ile tüm yaşadıklarım da bugünkü “BEN”i oluşturduğuna ve benim de bir şikayetim olmadığına göre yaşadıklarımdan memnunum demem gerekmez mi? Siyaset ömrümde üzerinde asla düşünmediğim bir konudur.

Üstadım bir yazar ve hepimizin saygı duyduğu bir büyüğümüz olarak gelecek nesillere öğütleriniz nelerdir?
Gelecek nesiller şunu asla unutmasınlar ki kendi yaşlarında iken ATATÜRK Atatürk değil sıradan Mustafa Kemal adlı bir Çocuk/Genç idi. Günlerin şartları “O”nu ATATÜRK yaptı ve Türk Milletini sundu. Çocuklarımız, gençlerimiz de kendilerine şunu sormalıdırlar.” “Ben de neden bir Atatürk olmayayım?...” Unutulmasın ki bu Milletin her zaman yeni yeni ATATÜRK’lere gereksinimi vardır ve bu ATATÜRK’ler onların arasından çıkacaktır.

Yorumlar