Çağdaş devletlerde, vatandaş ödediği verginin nereye harcandığını ve etkin olarak kullanılıp kullanılmadığını gerek sivil toplum örgütleri gerek parlamento aracılığıyla iktidarlara sorar. Çünkü vergi, vatandaşlardan kamu hizmetlerinin karşılanması amacıyla ve karşılıksız olarak toplanır. Toplanan vergiler kamu harcamaları yoluyla yeniden dağıtılır. Bu dağıtım hem gelir dağılımını hem de kamu hizmetinin kimler için ve hangi kalitede yapıldığını belirler. Bir başka deyişle, devlet senin verdiğin vergi ile çalışır ve hizmet eder. İşte kamu kaynaklarını kullanan ve harcayanlar, kaynağın gerçek sahibine bu harcamaların hesabını vermelidir. Demokrasi ve hesap sorma aslında birbirinden ayrılmaz ve birlikte yürüyen kardeşlerdir.

Magna Carta (1215- Büyük Şart) Avrupa’da demokrasinin ilk adımı kabul edilen bir sözleşmedir. İlk iki maddesi “kralın halktan zorla vergi toplayamayacağı ve mutlaka vergilerin yasayla düzenleneceği ile kimseye haksız yere ceza verilemeyeceğini” ifade eder. Zaman içinde demokrasinin gelişmesiyle birlikte yasaya dayanmayan verginin toplanamayacağı ilkesinin yanına, çağdaş ülkelerde toplanan vergilerin nereye ve nasıl harcandığı konusunda hesap verme ilkesi eklenmiştir.

Bize gelince anayasamızın vergi ödevi başlıklı 73. maddesi; “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır” şeklinde düzenlemiştir. Bu amaçların gerçekleştirilebilmesi ise adil ve etkin bir vergi düzeninin kurulması ayrıca toplanan gelirlerin de rasyonel harcanmasıyla mümkün olacaktır.

Toplanan vergilerin hangi kamu hizmetlerine harcandığı, hangi kamu yatırımlarına ve hizmetlerine öncelik verildiği, harcamaların etkin ve verimli kullanılıp kullanılmadığı ve yapılan harcamaların performans denetimi vergilemenin toplumsal sosyolojisi ve psikolojisi açısından önemlidir. İşte bu soruların sorulması bir vatandaş için hak olduğu kadar devlet içinde cevaplandırılması gereken bir yükümlülüktür. Çünkü vergilendirme beraberinde hesap sorulabilirliğe de imkân sağlamaktadır.

Demokratik yönetimlerin temel ilkeleri; şeffaflık, katılımcılık, hesap
verilebilirlik /sorulabilirlik, tutarlılık ve etkinliktir. Bu temel kurallardan “hesap verilebilir” ve “hesap sorulabilir” olmak birlikte önem kazanır. Hesap verilebilirlik, yaptıklarının açıklamasına hazır olabilmektir. Hesap sorulabilirlik ise daha çok sistem ile bağdaştırılır. Hesaplar sorulmadan verilmediğinden, sistemin hesap sorabilmeye dayalı olması gerekir.

Günümüzde hem merkezi hem de yerel yönetimlerde kaynak israfı ve

yolsuzluk konuları sık sık gündeme gelmekte, buna paralel olarak kamuoyunun duyarlılığı eskisine oranla az da olsa artmakta ve bu konularda bilgilenme ihtiyacı da belirginleşmektedir. Bu bağlamda 1997 yılında bir sivil toplum örgütü olarak kurulan ve şu anda başkanlığını yürüttüğüm VAVEK, vergilerin adil ve doğru toplanıp toplanmadığını, doğru harcanıp harcanmadığını, yolsuzlukların izlenmesini ve bu alanlarda toplumsal bilincin arttırılmasına katkıda bulunmak amacıyla yola çıkmıştır. VAVEK kuruluşundan itibaren kamuoyunun dikkatini, toplanan vergilerle yapılan harcamaların üzerine çekmiş, bu konuda paneller ve sempozyumlar düzenlemiş ve bu alanda belli bir farkındalık yaratılmasını sağlamaya çalışmıştır. 

Sadece VAVEK gibi sivil toplum kuruluşlarının değil sokaktaki vatandaşın ve onların meclisteki temsilcileri olan siyasi partilerin bu konuda duyarlı olması, bunu içinde her kuruşunun takibinin yapılması ve hesabının sorulması gereklidir.

Sevgili okuyucu bundan sonra her çarşamba sizlerle bu köşede birlikte olacağım. Bu yolculuğun heyecanını taşıyor ve keyifli geçmesini umuyorum.

Not: VAVEK’e katılmanız ve sosyal medya hesaplarımızı takip etmeniz bize güç verecektir. Üye olmak için internet üzerinden formu doldurarak info@vavek.org.tr adresine iletebilirsiniz.