26.04.2013, 21:00

Hilenin ‘bini bin’ para...

Yoksul kesimde daha çok kayıt dışı üretim yapılmakta...¶

Ve bu şekilde de birbirini beslemekteler...

Tüm gıda üretim süreci maalesef ki tam denetlenemiyor...

Bir çok süreç var denetlenmesi gereken aslında...

Ve denetimlerin yapılabilmesi için de kayıt dışından kayıt içine geçilebilmesi gerekli...

Hepimiz biliyoruz ki gıda maddeleri pahalı...

Ve sonucunda da kayıt dışı üretim kaçınılmaz...

Sosyal yapı bağlantılı olan beslenme sebebiyle yoksul kesim, zararlı olduğunu bile bile pahalı olmayan denetimsiz ürünü almak zorunda kalıyor...

Pahalı ve organik ürünü alamayan sosyal yapısı zayıf olan kesim ne yazık ki hep kurban rolünde...

Kayıt dışı üretimde ürküten ve kullanılan bir çok yöntem kanımızı donduruyor...

Merdivenaltı tabir edilen üretimler halkın sağlığı ile oynadığı gibi, gariban sömürüsü ile sosyal bir yarayı da daha fazla derinleştirmekte...

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, gıda sektörü içinde 6 milyar dolarlık bir hileli gıda sektörü oluştuğunu açıklamıştı...

Yetkin’in şok açıklamaları kanımızı dondurdu adeta ve ‘artık bu da yapılır mı?’ dedirtecek cinsten yöntemlerin uygulanması nasıl bir kaosun içinde olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi...

Kayıtlı ve denetlenen 21 bin 600 firma var...

Ve bu firmalardan sadece içinde 9 bin 100'ü olumlu rapor alabilmiş...

Diğer 12 bin 500 firma ise kayıt dışı üretim yaparak halkın sağlığını hiçe sayan, hileci merdivenaltı tabirini hak eden, ancak ortalarda firma diye gezinen düzenbazlar...

‘Hileli gıda üretim yöntemleri’ne gelince nutkum tutuluyor... Okuduğunuzda ‘insanlık artık farklı bir boyutta’ diyerek tüketime son verebilirsiniz...Ya da tam tersi düzene uyum sağlayıp düzenbazların kesesini daha da doldurabilirsiniz...Hoş garibanın çarersizliğini bir kenera bırakarak buna meydan veren ilgilileri tebrik ediyorum...

Gelelim asıl meseleye... Alın size hileli gıdalar...

Üç kuruş aşağı satılan kaçak sigara tütünü içine tahta tozu mu katan ararsın,

Kimyasal renklendirici ve domuz kanıyla renklendirilen kaçak çaylar mı ararsın...

Kırmızı bibere kiremit tozu, karabibere renk alması için kanserojen boya katan mı ararsın...

Demet demet hizmetler...

Son kullanım tarihi geçmiş yumurtalar yeni yeni ambalajlarında maalesef taze gibi satılırken,

Yağ ve kemik külünden lahmacun yapan mı ararsın...

Bitmeyen dönerin üstüne boyuna yeniden et ekleyen mi?

Kuru üzüm bozulmasın diye kurutmadan önce mazota bulayan mı?

Bozuk, ezik, kurtlu incirlerden 'incir lokumu' yaparak halka kakalamaya çalışan mı?

Tatlılarda Antep fıstığı yerine bezelye ve yeşile boyanmış yer fıstığı kullanan mı?

Şekere tekstil boyası, şekerlemelerin içine jelatin, tekstil boyası ve hayvan yemi katan mı?

Küf tutmuş ve bayat peynirleri eritilerek, eritme peyniri olarak satan mı?

Tavuk kemiklerini öğütüp salama katan mı?

Hazır kıymaya sakatat katan mı? Hatta sakatanın rengi açık oldu diye kimyasal gıda boyası ile boyayan mı?

Yağlı tulum peynirine bitkisel yağ ve nişasta; yağlı eritme peynirine bitkisel yağ karıştıran mı?

Yoğurda bitkisel yağ ve jelatin katan mı?

Tereyağı fazla çeksin diye içine bitkisel yağ ve patates karıştıran mı?

Yaratıcılar değil mi?

Bitmedi....

Sucuk, salam imalatında kullanılan sarımsağın kireç suyunda soyulduğunu biliyor muydunuz?

Peki, uzun soyulmuş sosise kanatlı eti, yabancı doku ve iç organ katıldığını?

Raf ömrünü uzatmak için gereğinden fazla nitrat kullanılan soyayı baharatla karıştırılıp sucuk imalatında kullandıklarını biliyor muydunuz?

Şimdi biliyorsunuz...

Hilenin bini bir para memleketimde...

Ey milletim! Keşke bu kadar engin zekayı bilimde, sağlıkta, eğitimde velhasıl daha daha yüksek düzeylerde kullanabilseydiniz de biz de bu kadar çene yormasaydık...

 

 

Dip not;

‘Hapşırık’ deyip, geçmeyin!

Bahar alerjisi özellikle çozuklarımızın hayatını zehir eden astıma yol açabilir...

Hapşırma nöbetleri, burun akıntısı, gözlerde kızarma ve sulanma gibi yakınmalar alerji. Ancak aileler tarafından ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ihmal edilirse, astıma da dönüşebiliyor!

Bu nedenle hapşırıktır, tıksırıktır, alerjidir geçer diyerek önlem alınmadığı takdirde, hayatın sonuna kadar size yapışacak olan bir hastalığına yakalanabilirsiniz...

Havaların ısınmasıyla yeniden tazelenen bir doğa var. Yeşillenen doğanın alerjik bünyelere de sürprizleri var. Bunlara polen tanecikleri diyoruz... Hava yolu ile soluduğunda vücudun ürettiği “histamin” maddesi solunum yolları, göz, burun ve ciltte mikrobik olmayan bir yangıya yol açarak güzel bahar günlerini kabusa dönüştürebiliyor. Uyku kalitesi bozuluyor... Gün boyu yorgunluk oluşuyor...

Sorumlu çayır ve çimenler belki ama, siz de sorumluyu bulup kaçarsanız daha büyük sorunlar da kapınızda demektir...

Bu nedenle 2 haftadan fazla süren hapşırma, burun kaşıntı ve akıntısı, gözlerde kızarma, sulanma, gözaltlarında şişlik ve mavimsi-mor renk değişikliği, dudak, boğaz ve damakta kaşıntı, geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı, hırıltı (astım bulguları)yüzde baskı hissi veya ağrı, sorunlarında acil önlem almalısınız...

En tipik bahar alerjisi “alerjik rinit”, yani“saman nezlesi” ve “alerjik göz nezlesi” (alerjik konjunktivit)dir...

Bu nedenle polen mevsiminde alerjenlerden korumak için;

Polenlerin en yoğun yayıldıkları 05:00-10:00 saatleri arasında mümkünse dışarı çıkmayın ve evinizi de bu saatler dışında havalandırın. Dışarı çıktığında polen maskesi kullanın veya burnun dış kısmına ve gözlerin etrafına ince bir tabaka vazelin sürün ki polenler yapışsın ve vücuda girişi azalsın...

Eve geldiğinizde mutlaka duş alın... Burnunuzu serum fizyolojik (tuzlu okyanus suyu) ile sık sık temizleyin...

Evde tüylü hayvan beslemeyin.Yorgan ve battaniyeniz pamuklu ve sentetik olsun...

 

Fıkra;

Trenin kompartımanında iki kişiydiler. Birisi Temel, digeri bir zenci.

Yol uzundu, konuşmadan çekilmezdi. Çok geçmeden sohbete başladılar.

Temel sordu:

- Siz zenci misiniz?

- Evet, nerden anladınız?

- Şivenizden!

 

Günün sözü; Güvenilmek sevilmekten daha büyük bir iltifattır.

(George MacDonald)

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@