02.04.2017, 04:49

Huzurumuz…

Toplum olarak gittikçe geriliyoruz ve huzurumuz neredeyse kalmadı.

Bırakın huzuru güven kalmadı.

Kavga, kaos, çatışma, soygun, vurgundan geçilmiyor.

Hadi bunlar zaten çok vardı diyeceksiniz. Ancak sorumsuzluk ve vurdumduymazlık neden bu kadar çok arttı?

Ve en önemlisi de toplumun huzurunu bozmak artık adet haline geldi.

Huzurun bozulması için de her şeyi fişeklemek birilerinin hoşuna gidiyor galiba.

Ana amaç ise moralleri sıfırlamak.

*

Bir bir felaket tellalları turda.

Haberlerde.

Her yerde.

Ve kan ile beslenenler ortada.

Gözyaşı artık ölüm haberleri ile sürekli akar iken, toplum olarak başka bekleyişlerin de içinde sıkıştık kaldık.

Ülkemizde bir sürü olumsuzluk ile birlikte olumsuzlukları alaşağı eden durumlar da var. Aslında olumlu şeyler de olmakta. Ancak gelin, görün ki, izlediğimiz ekranlarda en küçük olumluluk bizimle paylaşılmaz oldu. Bu nedenle felaket tellallığı ortalarda oldukça, bizler rahata huzura kavuşamıyoruz, kavuşamayacağız da.

*

Neden kötülük bulutları üzerimizde diye tellallık yapıyorlar?

Neden felaket üstüne felaket diye senaryolar yazıyorlar biliyor musunuz?

Toplumumuza bu durumların alıştırmasını yapmak için.

Bize bu düzeni aşılamak için.

Kötü düşünce aşılaması, her an kötü duruma düşeceğiz aşılaması ve toplumun buna alıştırılmak istenmesi oldukça acı.

Ve bu tellallıklar haber kanallarında, anonslarla izleyiciyi daha da kanala çekiyor, daha da tellallık için malzemeler artırılıyor.

*

Bunlar oyun.

Dış oyun, iç oyun. Medya oyunu. Adına ne derseniz doğrudur.

Ve bu oyunu da hep beraber kucaklıyoruz bizler.

Ülke içinde uzun yıllardır terör ile uğraşırken, vatandaşlarımızın ateşli maceralara kapı aralaması oyundur.

İçerikler her ne olursa olsun artık oyunları sadece içimize sindirir olduk.

Dikkat ederseniz kanıksadık.

Huzursuz gün yok, olaysız gün yok, kavgasız, eylemsiz gün yok.

Ve bilin ki ortalıkla dolanan ve felaket tellallığı yapmaya hevesli milyonlarca insan var bu ülkede. Bir açın kapıyı, gelen gelecektir her kavgaya.

Bir ağaç dikelim dediğinizde de sadece üç-beş meraklıyı bulacaksınızdır ortalıklarda.

Ne acı.

El birliği ile her şeyi mahvetmemiz ve sadece ‘kaos’u sevmeye başlamamız ne acı.

 

*

Halkı sindirmek kolay.

Terör sindiriyor…

Eylemler sindiriyor…

Kavgalar sindiriyor…

Politikacılar sindiriyor…

İki vergi düzenlemesi sindiriyor…

Bir ülkeler arası sorun sindiriyor…

Neden?

Her şey bir amaca hizmet ediyor da ondan.

‘Huzuru kaçırmak’ amacına.

*

Halklar arası gerginlik, ülkeler arası gerginlik derken giderek geriliyor ve bu gerginliğe paralel olarak da hızla ve hızla kutuplaşıyoruz, ayrıştırılıyoruz. Artık fark edin ne olur.

Biz çıkışları olan toplumuz ve bu çok iyi de biliniyor.

Yiğitlenmelerimiz çoktur bizim. Ateşliyiz. Meydan okuyuveririz hemen bir olayda.

Trafikte dahi hazır bomba gibiyiz. Bir fitilimiz ateşlense tamamdır.

Biz tüm bunları çok seviyoruz.

Ancak bunları yaptığımızda da olacakları hesaba katmıyoruz.

Düşman kazanmayı es geçiyoruz.

Unutuyoruz öfke dışında her şeyi.

*

Toplumun bu zaafından maalesef yararlanan akbabalar çok.

Uyanıklar çok.

İşte bu uyanıklar toplumumuzu maceradan maceraya da sürüklüyor.

Ve ülke içinde, dışında hızla kutuplaşmamıza çanak tutuyor.

Tarihi hatırlayın.

80 öncesini ve oluşturulan zemini hatırlayın.

İşin ilginç yanı ise, hala toplum olarak bu tür oyun düzeneklerinin farkına varamayışımız.

*

Birleşmeliyiz. En kısa zamanda hem de.

Bugün mü?

Bugün…

Yarın mı?

Yarın…

Toplum olarak ‘mutluluğun’ arayışı içine girmek, ‘kaos’u bitirmek demektir.

Tüm engellemelere rağmen huzurumuza sahip çıkmalı ve bu kaybolmaların çelişkilerine girmemeliyiz.

*

Rusya, ABD, AB, Suriye, Hollanda, İran, Kuzey Irak Kürt yönetimi derken aslımızı, huzurumuzu unutmayalım.

Bizim her hamlemiz ileriye, çağdaşlık düzeyine, barışa, hoşgörüye, ilime, bilime ve eğitime yönelik olmalı, kısa vadeli çözümlerle yükselmeye değil.

İstikrara yönümüz dönmeli.

Yükselişimiz istikrarda.

Ve bunun sonucunda da bizden beklenen asilliktir.

Ve en önemlisi, “çözümsüz” ülke değil, “çözüm sunan” ülke olmalıyız.

Dip notlar;

Giderek yozlaşıyoruz.

Toplumsal yozlaşmanın boyutunu her haberde, her olayda gözlemleyebilirsiniz.

Bugünkü tüm toplumsal olumsuzluklar eğitimsizlik ve cahillik ile eş orantılı.

Bana göre yozlaşmanın başlıca nedeni kontrolsüzlüktür.

Nüfus artışını belirleyememektir.

İşsizliktir.

Öfke kontrolsüzlüğüdür.

Mültecisi ile, cemaatçisi ile, yeşil düşmanlığı ile, turizmde can çekişmelerimiz ile ve artan işsizliğimiz ile kısıtlandık bu kontrolsüzlükte.

Ekonomi neredeyse dipte.

Operasyonlardan kafamızı kaldıramıyoruz.

Güvenli hissetmiyoruz.

Toplum olarak huzurumuz yok.

Artık silkelenip kendimize gelmemiz zaman alsa da bir an önce bir yerlerden başlamamız gerekiyor.

‘Biz’e bir ‘uyanış’ gerekli.

Bu uyanış, birbirimizi alt etmekten, ayaklarımızın altına karpuz kabuğu koymaktan vazgeçmek ile başlamalı.

Lütfen artık birbirimize düşmekten özellikle kaçınalım. Siyasi kutuplaşmaları bitirelim.

Ve ülkemize sahip çıkalım.

Yolgeçen hanı…

Siyaset nedeniyle ülkemiz neredeyse bir ‘yolgeçen’ hanına döndü. O kadar çeşitlendik ki tarifi imkansız.

Çadırlar çoğaldı.

Mülteciler artık Suriyeli mi, Iraklı mı, Afgan mı? Karıştı.

Milyonlarca insanı ağırlıyoruz ancak akıbetler belirsiz.

Hem bizim için, hem onlar için.

Türkiye hayırseverlikte önde, fakat bu şekilde ülke içindeki kaos da göz ardı ediliyor.

Biz ülke olarak acımasız değil, hayırseveriz, hayırseveriz de bize kimsenin acıdığı yok.

İnsanlık yaşam biçimi olarak ‘yardımlaşmayı ve paylaşmayı’ gerektirdiğine göre bir ipin ucunda da gelişmiş ülkeler olmalı. Her şey sözde kalmamalı.

Biz neyin peşinde koşup duruyoruz?

Mutlu kalın…

Fıkra;

Temel saat 02.30'da arkadaşı Dursun' u arıyor. Ahize kalkıyor.
- Buyurun.
Temel Dursun' un sesini tanıyor:
- Alo Dursun orasi 11,11 mi?
- Hayir Temel burasi: 1,1,1,1
- Kusura pakma Dursun yanlış numara.

Günün sözü;

İnsan hayata iki anlam yükler,
Biri ağlarken, diğeri gülerken.
Ve tek bir kere kıymet bilir.
O da elindekini kaybederken… Dostoyevski

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@