14.11.2014, 22:00

İç savaş sorunu bize ayrımı taşıdı mı?

Dört yıl önce bir iç savaş çıktı...

Komşumuz Suriye’de...

İç savaşın sonucu ne oldu?

Yıkım...

Ölüm...

İsyan...

Vurdumduymazlık...

Beklentilere ulaşamamak...

Sınırlarımıza yığılma...

Ülkemizin misafirperverliği...

Karşıt görüşler...

Göç...Göç...

Göçün getirdiği sorunlar ve sorunların ötesinde yeni başlayan ayrımcılıklar...

*

Kırmızı çizgimiz neydi?

100 bin mi?

Şimdi durum ne?

Sığınmacı sayısı 2 milyonu çoktan aştı...

İllerimiz ayrı dert, ilçelerimiz ayrı dert...

*

4 yıl öncesinde, ‘Suriye içinde güvenli bölge ilan edilmeli’ diye konuşulurken, şimdi ne durumdayız?

Güzel İzmir’de bile yüz binlerce mülteci var...

Artık pazarda satıcı, hurdacı Suriyeli...

Geçtiğimiz gün bir baba ve kızı ile küçük oğlunu çöpleri karıştırıken gördüm...

Hurda topluyorlardı...

Küçücük eller çöp içinde dolanıyorken benim içim acıdı...

Böyle birçok dram var... Say say bitmez.

*

‘Gözümüzü kapatamayız’ haklısınız da... Neden diğer ülkelerden tık yok?

Yaptıklarımız karşısında sıkıntılarımızı kucaklayan yok...

Nerede saklılar?

Güvenli bölge nerede?

Ya tampon bölge...

*

Durun, daha bitmedi...

Halep düşüşü neticesinde gelenlere ne olacak?

Vicdan der mi hiç ‘kapılar kapansın, çoluk çocuk ölsün’diye...

Demez...

Hangi şehir alacak, hangi ilçe?

Hangi iş dalı kucaklayacak bizim vatandaşımız işsizlikle boğuşurken...

Şimdi düşünün...

2 milyona bir bu kadar daha eklerseniz ne olur...

Peki, gelecek nasıl şekillenir?

Çözüm mü göç?

*

Durun, daha bitmedi...

Ne olacak sosyolojik sorunlara?

Ne olacak iç güvenliğe?

Giderlere?

Artık endişe boyutunu geçtik ve göç sorunu ayrımcılığa gider oldu...

Halkın içinde ki söylentiler ise insanı üzmekte. Hırsızlığın arttığı yönünde endişeler artarken, direk suçlananlar ‘Suriyeliler’

İşte tam burda ayrımcılığın kapıları aralanmaya başladı...

Önceleri acıma, vicdan, ‘düzelince giderler’ düşüncesi yerini ‘kaldılar, ayrı bir milletin ayrı insanları’nın farklı dünyası bizi kucaklar oldu...

Ve bu ayrım daha da güçlenecek gibi duruyor...

Zaman geçtikçe artacak...

Ve sorun dallanacak budaklanacak...

*

Peki, bu durumda ne yapılabilir ki?

Yardım beklenebilir.

Nasıl sınırımızı açarak biz yardım severliğimizi gösterdiysek, diğer ülkelerden de bu beklenebilir...

Hatta zorlanabilir...

‘Yardım etmiyorlar’ diyerek dövünmek yerine akılcı çözümler bizi bekler.

 Türkiye’de dayanışma ruhu” yüksek ise, mücadele ruhu da yüksektir...

 


Dip notlar;

Yürüyelim ...

‘14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nü geride bıraktığımızda, ülkemizde yüzde 45’lik bir artışı da gördük...

Korkutucu...

Yine dert diyabet ve obezite...

Hibritler, GDO’lar yüzünden, giden doğa yüzünden, doğal olmayan ürünler yüzünden ve artan çarpık inşaatlar yüzünden obezite ve diyabet artışta...

 

Amerika’da ‘yürümeyen insanlar’ toplumun büyük derdi iken, bizde de aynı dert büyüdü de büyüdü.

O zaman ne yapalım?

Onlarda oluşan ve artan otomobil kenti modasını lütfen bizde oluşturmayalım...

Ve yürüyelim...

Kolları sıvayın...

Şehirden uzaklaştıkça, yürünür ortamın azaldığını görürsünüz ancak yine de vazgeçmek yok...

Yürüyün...

Kaldırım ‘var-yok’ meselesi yok...

Yürünecek ortamın çekiciliği yok...

Geçtik artık güzelliği, yeşilliği falan. Bu acı içimize dert olsada yürüyün...

Gönül ister ki ‘ağaç’ dolsun çevremize, ama vazgeçmeyin yürüyün...

Yani, otomobille giderken göremeyeceğiniz, fark edemeyeceğiniz, keyiflenemeyeceğiniz yerleri keşfetmek için yürüyün...Yürürken çevremizde olmaması gerekenleri görseniz bile, yine de vazgeçmeyin yürüyün...

Çünkü mesele büyük...

Beklerseniz çözümü, şişeceksiniz, diyabet olacaksınız...

O nedenle yürüyün...

Otomobille rekabet edin, yarışın...

İnsanları tadın...

Gerekirse vitrinleri tadın. Ama yürüyün...

Yürümeyi çekici kılacak yeşillik yok, haklısınız, ama siz yine de zevk verici bir şey bulun yürüyün...

Ve artık işlenmiş, katkılı gıdalardan, tatlılardan lütfen uzak durun...

 

Obezite ve diyabet çözümü liflerde mi?

 

Göbek, karın, basen derken ortak dert kilo... Bir de obezite ile diyabetseniz yandınız...

 

Türkiye’de artık gündemde olan ancak Avrupa ve Amerika'daki zayıflama diyetlerinde yıllardır kullanılan ve en üst sıralarda yer alan diyet lifleri (fiber) reveçta ve sizin için çözüm olabilir...

Beslenmenizde bol lifli ürünler tüketerek tabi bu düzeni sağlayabilirsiniz...

Temizleyici ve yağ yakıcı özelliği olan diyet lifleri, su çekici özelliğinden dolayı midedeki su ile birleşerek, mide boşalmasının geciktirilmesine ve bu sayede tokluk hissi oluşturarak, bireyin yeme isteğinin azalmasına yardımcı oluyor...

Diyet lif; pektin, selüloz, lignin ve hemiselülöz içerir ve bağırsak faaliyetleri konusunda olumlu etkiler yanında dışkılama yumuşaklığını da arttırarak, bedendeki toksinlerin ve de yağların atımını sağlar. Karbonhidratların emiliminin süresini uzatır.

Kan şekeri düzeylerinin normal düzeyde tutulmasını sağlar. Kısaca iştah kontrol altındadır.

Beden de tuz birikimini önler. Kolestrol üretimini engeller. LDL dediğimiz, kolesterolü azaltır.

Suda çözünen lifler, bağırsakta ki safra asitlerini engeller…

Bu nedenle bilinçsiz diyetlere, tek seçenek diyetlere ve kulaktan dolma diyetlere son vererek sağlığınızı koruyun...

Durum bu şekilde olunca sürekli, sağlıklı zayıflamak isteyenlere, acıkmadan kilo verebilecekleri en etkili kilo kontrol ürünü olan lifler ön planda tutulmalı...

 

 

Mutlu kalın…

 

 

Fıkra;  

Temel kırtasiye'ye girmiş, tezgâhtara : 
- Pana pir roman lazum, demiş. 
Kırtasiye tezgâhtarı sormuş : 
- Efendim ağır mı olsun hafif mi? 
Temel : 
- Farketmez, nasul olsa arabam dışarudadur.

 

Günün sözü; Aslında seni sevmeyenlere teşekkür etmelisin. Zaten sende onlara bayılacak değilsin…Ece Ayhan

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@