‘Kaybedilecek vakit yok harekete geçme zamanı’

Güven GÜNEŞ / YENİGÜN - Küresel iklim krizinin boyutları ülkemizin haritasının değişme seviyesine ulaşmak üzere. Türkiye'nin kıyı şeridini tamamen değişecek gelişmelerden en fazla etkilenecek kentlerin başında İzmir geliyor. Ege'de Gediz ve Büyük Menderes’in en verimli toprakları kullanılamaz hale gelecek.

Sıcaklık artışına bağlı meydana gelecek değişikliklerle ilgili özel bir çalışmasının olduğuna vurgu yapan TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İlker Kahraman, “Yaptığım çalışmada İzmir’de 2100 yılına kadar birçok noktanın sular altında kaldığı kesin görünüyor. Özellikle bundan en çok payı alan yer ise Menemen Ovası oluyor. 2100 yılı deyince sanki çok uzak bir zamandan bahsetmiş gibi oluyorsunuz. Aslında uzak değil aksine bu rakamlara çok yakın tarih bile diyebiliriz. Şu anda yurt dışında bazı ülkeler bu ısınma sonrasında oluşacak denizlerin yükselmesine karşı şehirlerini korumak adına çalışmalara başladılar. Hollanda topraklarının önemli bir kısmı deniz seviyesinin altında yer alıyor. İklim değişikliğiyle suların yükselecek olması sebebiyle Hollanda şu anda tüm ülkenin etrafında bir yükselti oluşturuyor. Burada sorulması gereken soru, bu gerçek karşında biz ne yapıyoruz? Paris İklim Anlaşması bize 2050’ye kadar birtakım şeylerin yapılması gerektiğini söylüyor. Tabi bu anlaşmanın şartlarını ne kadar yerine getirip ne kadarını da hayata geçirebiliriz. Bunu ilerleyen süreçlerde göreceğiz. Konuyla alakalı bir şeyler yapılmak isteniyorsa öncelikle niyetiniz önemli. Atılacak adımların bilimsel veriler ve bilim insanlarıyla ortaklaşa kararlar alıp bu yönde ilerlemek gerekiyor. Popülist söylem ve metotlardan uzak durulması gerekiyor. Günlük siyaset ve çıkarlara kurban edilmemesi gerekiyor. Şu anki en büyük problem planlama sorunu. Biz bu konu hakkında ne yapacağız. Çünkü bu bahsettiğimiz durum başımıza gelecek bu bir gerçek. O nedenle hızlı bir şekilde konuyla alakalı bir politika oluşturulup planlanma yapılması gerekiyor” dedi.

kahraman

“TABLO KARANLIK BOYUTLARDA”

 İklim krizinin ekonomik ve sosyal boyutundaki tablonun karanlık olduğunu belirten TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı E.Helil İnay Kınay, “Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormansızlaşma ile birlikte çevre sorunları ve tüm bu faaliyetlerin çevresel boyutunun yönetilmesi konusunda yetersiz kalınıyor. Çevresel kirlilik ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği süreçlerinin getirdiği baskılar sonucunda, kaynakların tükenmesi, su kıtlığı, kirlilik, aşırı doğa olayları dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam için tehdit oluşturmaktadır. Geçmişten bugüne tabloya baktığımızda sıcaklıkların arttığı, yağışın azaldığı, gelen yağışın da kaynakları besleyecek yeterlilik ve kalitede olmadığı bir süreci yaşıyoruz. Bununla birlikte gelen yağış da, kentleşme ve altyapı eksiklikleri ile sele afete dönüşüyor. İklim Değişikliği etkilerini dünyanın farklı bölgelerinde farklı şekillerde yaşayacağımız gerçeği ile hava, su, toprak kalitesindeki değişiklikler, arazi yapısı, canlı türleri, ürün deseni, meteorolojik koşullardaki değişiklikler, afet sayısı ve türündeki değişiklikler ile mücadele etmek zorunda kalacağız. Bütün bu etkilerin yaratacağı ekonomik ve sosyal boyutları da ortaya koyduğumuzda tablo karanlık görünüyor” diye konuştu.

kinay

BOŞA HARCANACAK VAKİT YOK

 Başkan E.Helil İnay Kınay, “Artık önlemleri tartışmaya vakit kalmadı, acil olarak uygulamaya geçilmesi gereken bir süreci yaşıyoruz. Bu noktada yaşamlarımıza sahip çıkabilmek için bireyden, topluma, dünya ölçeğinde ekolojiyi, yaşamı ekonomiye kurban etmeyen politikalara, yönetim anlayışına ihtiyacımız var. İklim sorununun aslında bir sistem sorunu olduğu gerçeği ile; ekolojiyi, ekonomiye kurban eden yönetim ve uygulamaların sonucu olarak ortaya çıkan iklim krizi ve afetlere yönelik olarak uluslararası ölçekte bir politika ve zorunluluk haline geldiği bir süreci yaşamaktayız. Bu noktada yaptırımlar, fonlar, karbon vergisi vb. ekonomik süreçler ile de zorunluluklar geliyor. Diğer taraftan; Kentimizde Gediz, K. Menderes, Kuzey Ege, Gördes Havzalarını değerlendirdiğimizde kalite ve miktar olarak bulunduğu durum; su kaynaklarımızın karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin yönetilemediği ve acil planlama ve yönetim süreçleri gerçekleştirilemezse geri dönüşü mümkün olmayan noktalara ilerlediğinin de bir göstergesidir. Tüm bu süreçlerde çevre mühendisleri olarak ülkemizin çevre yönetimi ve politikalarına dair yıllardır dile getirdiğimiz, kentleşme, sanayi, enerji, ulaşım, tarım, hayvancılık, madencilik, turizm vb. tüm sektörlerde planlama sürecinden başlayarak tüm faaliyetlerin çevre boyutunun değerlendirilmesi, yönetimi, izlenmesi ve denetimi sürecinin etkin yürütülmesi, kaynakların doğru kullanımı ve atık azaltımı, yönetimi, döngüsel ekonomi süreçlerinin etken olduğu bir dönemdeyiz” diye konuştu.

“Afetlerin etkileri İzmir’de yoğun olacak”

“Bilim insanları iklim değişikliği ile ilgili değerlendirmelerinde geri dönüşü olmayan noktaya geldiğinizi ve sera gazı emisyonlarını çok daha etkin azaltmazsak çözüm üretilemeyeceğini belirtiyor” diyen Kınay, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bu gerçekle yüzleşerek birey olarak yaşamımızdaki değişiklikler ile sorumluluğumuzu da unutmadan, kentlerimiz de iklim değişikliği ve etkilerini de değerlendiren dirençli kentler kavramı ile kent yönetimi anlayışının düzenlenmesi. bunu yanı sıra tarım, gıda, sanayi, enerji, turizm bütün sektörlere yönelik değerlendirmeler ve planlamalarda da bu sürecin ve etkilerinin ana değerlendirmeler içerisinde olması gerekiyor. Türkiye’de afetlerin etkileri İzmir, İstanbul, Ankara gibi kentlerde daha keskin hissedilecek. Kentlerimizde kentleşme politikaları, beton yüzeylerin artması, dere yataklarının yapılaşması, kent içindeki yeşil alanların yetersizliği gibi etkenlerden dolayı da iklim değişikliğinin olumsuz etkileri çok daha yoğun hissediyoruz. Buna bağlı olarak artan nüfus ve tüketim ihtiyaçları da değerlendirildiğinde kuraklık, susuzluk, sağlıklı suya, gıdaya erişim sorunları da büyüyerek devam edecek.”