14.05.2017, 07:53

İkinci Pazar…

Anneler günü nereden çıkmış ve günümüze kadar nasıl süregelmiştir hemen açıklayalım.

Amerikalı genç Jarvis yüzünden.

Jarvis annesinin vefatı yüzünden büyük yıkım yaşar ve ruhunda yaşadığı o acıyı atabilmek için her yolu dener.

Ancak başaramaz.

*

Ve Jarvis her sene annesinin ölüm yıl dönümü olan yani Mayıs ayının ikinci Pazar günü geldiğinde büyük acı duyar. Ve o gün etrafındaki herkesi biraraya getirmeyi başarır.

Ve bu günün anneler günü olarak her yıl kutlanmasını önerir.

Ve işte ilk tohumun atıldığı andır bu.

Ve gelişimin.

*

Düşünce tohumu yıllar içinde büyür gelişir.

Artık her Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’olur.

Bu Jarvis’in hikâyesi.

Biliyorum ki hepimizin kendine has hikâyeleri var.

Biz de o hikâyeleri yaşıyoruz bilmeden.

 

*

Bu hikâye tabii ki acılar içinde doğdu, kabul gördü bu gün.

Değerler belirlendi.

Ancak acı tarafı da şu ki, kısa süre sonra ticarileşti.

Maddeleşti.

Ve asıl kavramından çıkarıldı.

Önemini ‘hediye’ konumuna çevirdi.

O zamanlar ticari değildi.

Sadece ‘özlem’ yüzünden bir istekti.

Özü buydu.

Şimdi o özü arıyoruz mumla.

*

 

Artık her Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’. Ancak bana ve benim gibi düşünenlere her gün kıymet günü.

Annesi olmayana, yitirenlere her gündür.

Ben işin ticari kısmını geçtim ve derinlerde ki özlemi hissettim hep.

 

*

Annelik güzel...

Annelik zor...

Annelik meşakkatli...

Annelik büyük sorumluluk ve öğle bir bütündür ki içsellikte. Adı merhamettir.

 

*

Ve o sabır demek.

O paylaşım demek.

Sınırsız bir sevgi, en aziz varlığımız demek.

Annelik bambaşka bir dünya.

Ancak ülkemiz de annelik ayrıca kaygı demek, düşünce, üzüntü, kahır demek.

Ve her şehide ağlayan yaralı yürekler demek.

Var mıdır ki başka kendi hayatlarını hiçe sayan karakter?

 

*

Ve bir günümüzde değil her günümüzde gizlidir o şefkat.

Her yıl Mayıs ayı geldiğinde ikinci haftasını dört gözle bekleyenler lütfen hediye için beklemesin.

Pazar sabahı içimizde bir heyecan oluşacaksa sevgiden olsun. Günü geçirmek için değil.

Sevdiğimiz annelerimize özel şeyler yaşattığımız için olsun.

Hoş her gün, her an heyecan, her an özel hissettirmek daha bir makbul ancak yine de dillendirilen bu günlerde de bir başka olsa gerek sevgiyi duyumsamak.

 

*

Anneleri saf sevgimizle seviyoruz biz.

Onların dik duruşlarını seviyoruz.

Bütün acıları göğüslemelerini, merhamet ve şefkatlerini, fedakârlıklarını seviyoruz.

Ellerini seviyoruz.

Seslenişlerini.

Beklentisiz sevgilerini seviyoruz.

Hep yitip gidenlerin kıymetini yaşarken bilmediğimizden keşkeler yakalar bizi.

Oysa sevgi tohumlarınızı büyükleriniz yaşarken içinize ekmeniz büyük nimet.

Güzel dünyanızın, güneşinizin, fidanlarınızın, ağaçlarınızın, kardeşlerinizin, annelerinizin, babalarınızın değerini yaşarken verin, anlayın.

Bilin ki; bir günde değil, her gün onlar bizim içimizde.

Yanımızda olmasalar bile, ruhen bizimle.

 

*

İşte nereye gidersek gidelim bizimle gelen ruhlarını seviyoruz onların.

Bizi koruyan kollarını ve gücümüze güç katmalarını seviyoruz.

Onlar bizim hayat ışığımız, hayat da olmasalar bile ışığımız.

Umudumuz, sabır ve güzelliklerimiz.

Galiba ne kadar büyürsek büyüyelim, her zaman onların ‘küçük bebek’leriyiz bizler.

Her zaman annelerimizin karşısında masum ve sevgiye muhtaç bir çocuğuz biz.

Onlar da bizim meleklerimiz…

Bizim sevgimiz tanrısal bir sevgi biliyorsunuz değil mi?

 

 

Dip notlar;

 

Yay ve ok…

 

Anne ‘yay’dır. Yay hayat verendir.

Ok ise hedefine ilerleyen çocuklarımızdır.

Ancak unutmamak gerekir ki ok, ‘yay’ı zamanı geldiğinde terk edecek ve uzaklara gidecek.

Yay da günü geldiğinde ortadan kaybolacaktır.

Fakat yok olmak görüntüdedir.

Ancak duygular, hatıralar bakidir hep. Sevgi bakidir.

Şefkatle sarılan o kollar bakidir. Unutulmaz.

Başımızı okşayışı, çarpan yüreği unutulmaz.

Ok yay’dan ayrıldığı zaman unutmayın ki geri gelmez.

Yay kendi dünyasındadır.

Ok ise kendi küçük çeperinde.

İşte hepimiz kendi çeperlerimizde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ancak savaşımız hep bizim olma içgüdüsüdür.

Ancak bilin ki;

‘Çocuklarımız bizim değiller, biz sadece onlara kısa süre eğitmenlik yapıyoruz o kadar diye’ bütünüyle düşünürüm.

Çocuklarda o eğitmenlerin sevgilerini tüm kalplerinde derinden hissettiklerinde bütünlük başlar.

Yoksa hayat oyununda çok iyi veya çok kötü sahneler var.

Önemli olan kabullenmek ve kabullenmeyi içinize sindirebilmektir her iki taraf olarak.

 

Müdahale…

 

Anneler. Sadece çocuklarınızı müdahale aracı olarak görmeyin. Bilin ki; müdahale etmek, ‘ok’ olan çocuklarınıza yön vermeyecek, onları sadece geriletecektir...

İstekleriniz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalı ki onları anlayabilelim.

Gerekli adımları atalım, ancak sevgiyle.

Onlar bizim çocuklarımız diye saygı duymamak olur mu?

Esirlerimiz mi?

Yoksa şefkat ile beslediklerimiz mi?

Yön verdiklerimiz mi?

Onlarla girdiğiniz mücadele ile yüzleşerek kendinizi tanımak zorundasınız.

Emin olun ki bu yöntem ‘sorumluluklarınızı’ hafifletecektir.

Risk alın ki sevginiz ve saygınız baki kalsın.

Şayet risk almazsanız, neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz ki.

Ya değişenler değişmeyenlerden iyi ise.

Buna değmez mi?

Bir düşünün.

 

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Çocuk annesine sormuş bir gün; 
-Anacığım kafandaki saçların neden beyazlıyor senin? 
Annesi; 
-Yavrum, sen beni her üzdüğünde saçımın bir tel beyazlıyor, elbette sebepsiz değil! 
Çocuk annesinin duyacağı tonda başlamış cevabı yorumlamaya; 
‘Hıı şimdi anlaşıldı, anneannemin saçları neden bembeyaz olmuş!’

 

Günün sözü;

Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı ne de sonu vardır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@