21.11.2015, 22:00

İklim karmaşası...

Dünya Meteoroloji Örgütü yıllık "Sera Gazı Bülteni" yayımlandı.

Ve küresel ısınma ve mevsim değişikliklerinin en önemli nedenlerinden biri sayılan sera gazı miktarının atmosferde rekor seviyeye ulaştığını açıkladı.

Dünya Meteoroloji Örgütü yıllık "Sera Gazı Bülteni" sonucuna göre atmosferde ki karbondioksit miktarı; 2013'te milyonda 396.

2014'te de milyonda 398.

2015'te milyonda 400'ü aşmış durumda. 

Kısaca 21. Yüzyılda ‘Enerji ve iklim’ bir ‘karmaşa’ ile karşımızda artık.

Kalkınmanın ve refahın eriştiği nokta tartışmasız yüksekte seyrediyorken toplumların kişi başına ürettiği ve tükettiği enerji miktarı iklimleri de değiştiriyor.

Yanıyoruz.

Bunalıyoruz.

Sel ve dolu.

Son yılların hava olayları maalesef bu şekilde.

Halk arasında ‘Mevsimler değişti, geçen yıl bu kadar soğuk veya sıcak değildi’ fısıldaşmaları ayyukta.

Kısaca değişik biçimler altında enerji kullanımı bizi etkilemekte, insanlığın gelişimi için son derece önemli olan enerji ve teknoloji sonumuzu da yavaş avaş getirmekte vesselam.

*

Günümüzde;

Fosil yakıtlar (kömür, petrol, doğal gaz)...

Nükleer santrallar...

Termik santrallar, barajlar...

Odun, su, rüzgâr, yeraltı sıcak ve kaynar su (hidrotermal) kaynakları...

Biyo-kütle, güneş kullanılmakta.

Ancak yeterli mi?

İnsana ne yetti ki bunlar yetsin.

Amaç ne, ülkelerin kalkınması, refahı mı?

Bu nasıl refah sistemi?

Dünyamız için rüzgâr, sıcaklık ve yükselen deniz seviyesi başa dert.

Kuraklığın yol açtığı açlık başa dert.

Keza şiddetli yağış başa dert.

Ve son zamanlarda ufak değişimlerin dahi sonuçlarını hep beraber gözlemliyoruz.

*

Şimdi düşünelim;

Isınma aslında tek başına bile değerlendirildiğinde çok büyük toplumsal boyutlara varabilecek ürkütücü bir durum.

Refahın sürdürülebilmesi için son yıllarda enerji kaynaklarının kullanımının çevreye ve dünya iklimine olumsuz etkileri malum derdimiz ise çözümümüz ne olmalı?

Coğrafî olarak bizden çok uzakta bulunan ülkelerin iklimsel değişimleri bizi ilgilendirmez mi?

Enerji kullanımıyla ilgili sorunların baş göstermesi bizi etkilemez mi?

İlgilendirir ve etkiler.

Dünya iklimi oldukça karmaşık bir yapıya sahip.

Ve değişikliklerin bizi nasıl etkileyeceği konusunda kesin bir tahminde bulunmak aslında oldukça zor.

Ancak öncelikle şunu bilmeliyiz ki; iklimimiz, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazları salımından önemli ölçüde değişimde.

Çevreyi katlettiğimizi, sonumuzu getirdiğimizi ne derece biliyoruz?

Son 20 yıldır, atmosfere salınan insan kaynaklı CO2 gazının yaklaşık dörtte üçü fosil yakıtların yanmasından kaynaklanıyor ne yazık ki...

İşte bu denli ciddi kanıtlar var ve ortaya konuyor iken, uluslararası topluluklarda duyarlık artmış iken dahi dünyayı sömürüyoruz, bitiriyoruz, tüketiyoruz, savaşıyoruz, bilinç kirlenmesi ile çirkinleşiyoruz.

*

Siyasi örgütlenmeler ortaya çıkmış da olsa, bir dizi siyasi kararlar alınmaya başlanmışta olsa hala hedefin çok gerisindeyiz insanlık olarak.

Yaşanacak süreç ise şu;

21. yüzyılda pek çok ülkenin enerji kullanımı ve iklim değişikliği kısıtlamaları karşısında siyasi ve ekonomik problemleri olacak.

Uzun süren değişimler dünya da birçok bitki türünü değiştirebilecek.

Beslenme zinciri bozulabilecek.

Hayvan türleri değişebilecek.

Şu süreç aşamasında, dünya ikliminde ani bir değişikliğin canlı varlıkları nasıl derinden etkileyeceği ve önemi göz ardı edilmemeli ve üzerinde derin derin düşünülmeli artık.

Önce politikacılar düşünmeli.

Toplum düşünmeli.

Devletler birleşmeli.

Dünyamızı derinden etkileyecek toplu ısınmanın varlığı ve gerçeği bizi bireysel düşünmeye itmeli.

Sonuçların etkilerini hafifletecek tedbirler üzerinde çok büyük adımlar atılmalı.

Isınmaya yol açan gazların salımı iyi denetlenmeli...

Faaliyetlerimizi kısıtlamaya, bizim yaptığımız her bir şeyi sorgulamaya itmeli.

*

Üretilen çeşitli gazların, atmosferdeki oranlarının beklenmedik ölçüde artması hepimizi tek tek ilgilendiriyor.

Bilelim ki:

Sera gazları içinde en önemlisi ve en yaygını karbon dioksit gazıdır. Ve biz her yıl kış aylarında ne yazık ki bu gazı bire bir soluyoruz.

Bu gazı kömür ile petrol ile doğal gaz ile soluyoruz.

Kısaca fosil enerji kaynaklarından soluyoruz.

İlk önlem fosil yakıt kullanımını azaltmak ve başka enerji kaynaklarının kullanılmasını gündeme getirmektedir.

Bir hatırlatma, başka enerji kaynakları denildiğinde de akla ilk gelen doğanın dengesini düzenini bozan klima kaynaklı kullanım olmamalı.

*

Şimdi sesli düşünelim.

Şu anda ki mevcut ‘tüketim eğilimi’ aynen devam ederse, kömür dışında mevcut enerji kaynakları 21. yüzyılın sonlarına doğru tükenecek.

Bu durumda insanlık zaten sanayiden tarıma yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek zorunda kalacak.

Ancak;

Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi bu sürecin geriye çevrilmemesi halinde gezegenimizdeki şartların ancak milyonlarca yıl sonra düzelebileceğini söylüyor.

Bu en iyimser tahmin.

Tam da bu nedenle Güneş (fotovoltaik), jeotermal, biyokütle, rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi ve sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesinin bu kaynaklara bağlı olduğu artık her bireye anlatılmalı.

*

İklim değişikliğine yol açmayacak şekilde enerji kaynaklarının kullanılmasını ortaya koyan uluslararası sözleşme ve anlaşmalar var bildiğiniz gibi. Bunlar; ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’.

İşte bu anlaşmalar ülkeleri enerji kaynaklarının seçimi ve kullanımında yeni arayışlara sevk ederken, iklim değişikliğinin siyasi yansımaları, yaklaşımları da değiştirilmeli artık...

Küresel düzeyde iklim değişikliğinin bilimsel bir gerçek olduğunu insanlık iyi irdelemeli.

İnsan eliyle yaratılan sera gazlarında, kirletmede payımız olduğu gerçeği beynimize kazınmalı.

Karbon-dioksit gazlarının azaltılması için belirlenecek hedef ve takvim uygulanmalı.

Sera gazı oranlarının indirimi için uluslararası işbirliği mutlaka en ince noktasına kadar harekete geçebilmeli.

Ekonomik büyüme ve çevresel endişeleri dikkate alarak ekolojiye dayalı senaryolar üretilmeli.

Yani çevreyle barışık olmalıyız.

*

Hiç düşündünüz mü?

Kötü gidişatı köklü bir şekilde değiştirebilmek için acaba daha ne kadar yıl geçmesi gerekecek?

Bilim insanları bu yok oluşu durdurabilecek mi?

Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin verilerine göre omurgalı türlerinin yüzde 26’sının soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.

Çözüm ne?

Çözüm:

İnsanlık tüm türleri korumalı.

Kendini de...

Anlaşılan 21. yüzyılda siyasetçiler, teknoloji geliştirenleri ve iktisatçılar, ‘İklim değişimi, çevre kirliliği ve ormanların azalması, dünyadaki toplu ölümlerin artışı’ile çok daha fazla uğraşacaklar...

 

Dip notlar;

 

Anlaşıldı mı ki!

 

Küresel ısınma konusunda alınacak somut önlemlerin masaya yatırılacağı ve bu konuda küresel bir anlaşmanın sağlanmasını hedefleyen BM zirvesi, 30 Kasım-11 Aralık'ta Paris'te düzenlenecek ki öncesi G 20 ile iklimdeki değişiklikler masaya yatırıldı.

Türkiye'nin ilk kez ev sahipliğini yaptığı ve dünyanın ilk 20 ekonomisini buluşturan küresel çapta ki en önemli zirvelerden biri olan G-20 Liderler Zirvesi konularından biri olan iklim konusu bize bir kez daha tehlikenin büyüklüğünü anlattı mı acaba?.

‘Paris Konferansı'nın hemen öncesinde düzenlenen G-20 Antalya Zirvesi'nde büyük beklentiler oldu tabikii.

G-20 ülkeleri olarak,  Antalya'dan Paris'e güçlü bir mesaj gitmesi çok önemli...

Ancak sadece mesaj seviyesinde kalınmadan somut önlemlerin bir an önce alınması,BM İklim değişikliği Çerçeve Sözleşmesi müzakere sürecinin zorluk arz eden hususlarının bir an önce aşılması gerek...

 

Değişimler...

 

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya ikliminin yavaş yavaş değişmesi ile başladı büyük sorunlar.

Bilimsel çalışmaların ortaya çıkardığı sonuç şu;

Önce kara ve deniz yüzeylerindeki ortalama sıcaklıklar değişti. Dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20 yüzyıl boyunca 0,6 °C kadar arttı.

Son kırk yıldır atmosferin 8 km’lik alt bölümünde sıcaklıklar 0,15 °Cye kadar arttı.

Kuraklıkta büyük artış gözlemlendi...

Kar örtüsü yüzde 10 dolayında azaldı...

Bazı bölgelerdeki ortalama yağış miktarı azalırken, bazılarında arttı...

Yani, kuzey yarıkürenin orta ve yüksek enlemlerinde yağış miktarı her onyılda bir % 0,5 ila 1 arasında, kuzey yarıkürenin orta ve yüksek enlemlerinde şiddetli yağış % 2 ila 4 arasında artar iken, kuzey yarıkürenin dönencealtı bölgelerinde yağış miktarı her onyılda bir % 0,3 oranında azaldı...

Kuzey kutbundaki buz dağlarının erimesi, buzulların çekilmesi, deniz seviyesinin yükselmesi gibi etkiler korkutucu düzeyde...

Ve buzlanma denizlerde, 1950’lerden itibaren % 10 ila 15 dolayında azaldı...

Kuzey Kutup denizindeki buzların kalınlığı, yaz ve sonbahar dönemlerinde % 40’a varan eksilme yaşadı.

Kuzey yarıkürede, nehir ve göllerdeki yıllık buzlanma süresi 2 hafta kadar kısaldı...

Deniz seviyesi yükseldi ve okyanusların tuttuğu ısı miktarı arttı ve 20.yüzyıl boyunca dünya deniz seviyesi 0,1 ila 0,2 metre yükseldi...

El-Nino daha sık, daha kalıcı ve daha şiddetli olmaya başladı...

 

 

Sera gazları...

Karbon dioksit gazı:

1750 yılından beri ne yazık ki % 31 oranında artarak 20 milyon yılda en büyük yüksekliğe çıktı.

Metan ve karbon monoksit gazları:

1750 yılından beri % 151 oranında arttı. Metan gazı salımının yaklaşık yarısı, fosil yakıtların kullanımı, pirinç tarımı, atıkların gömülmesi, büyük baş hayvan yetiştiriciliğidir...

Azot oksit gazı:

1750 yılından beri % 17 oranında arttı.

Azot oksit salımı büyük baş hayvan yemleri, tarıma açık topraklar ve kimya sanayii gibi insan faaliyetlerinden ileri gelmektedir.

Halokarbon gazları:

Hem ozon tabakasını zayıflatan, hem de sera gazı etkisi gösteren halojenli karbon gazları 1995 yılından beri azaldı ancak yerine kullanılan ve sera gazı etkisine sahip diğer halokarbon gazları ise hala artışta.

 

 

Mutlu kalın...

 

 

Fıkra;

Bir gün Nasrettin hocaya sorarlar: 
Hocam kıyamet ne zaman kopacak?

Hoca: Hangi kıyameti soruyorsunuz? 
‘Aman hocam kaç kıyamet var ki’ derler. 
Şaşkınlıkla hoca cevap verir;

İki çeşit kıyamet vardır. Biri küçük, diğeri büyük kıyamettir ki, başkası ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopar...

 

 

Günün sözü;

Düşüncen konuşmana, konuşman hareketine, hareketin kaderine yansır. Güzel düşün, güzel yaşa...

Mevlana

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@