İklim krizi ile yüzleşiyoruz

Marmara Denizi’nde deniz salyası probleminin görülmesi ve onu Akdeniz Bölgesi’nde büyük orman yangınları ile Karadeniz Bölgesi’nde sellerin takip etmesi; Türkiye’yi iklim krizi ile yüzleşmek zorunda bıraktı. Uzun zamandır iklim krizi ve sıcaklık artışı üzerine yapılan tartışmalar önem kazandı.

Güncel 17.08.2021 - 07:00 17.08.2021 - 07:01

Zeki Fırat Yıldırım/YENİGÜN Doğa kendine sistematik olarak zarar veren insanlara artık gözle görülür bir şekilde karşılık veriyor. Ege Bölgesi’nde bulunan Büyük Menderes Havzası üzerine de birçok çalışma yapılmış ve bu havza korunması gereken bölgelerden birisi. İklim krizi gündemimize böylesine girmiş durumda iken bizim de tehdit altında olan Büyük Menderes Havzası’nı korumamız ve bölge hakkında bilinçli olmamız gerekir.


Büyük Menderes deltasındaki ve nehrindeki sorunlara gelmeden önce “Delta ne demek ve deltanın önemi nedir?” öncelikle buna bakalım. Deltalar oluşum itibari ile bir ırmağın çatallanarak denize veya göle döküldüğü yerlerdir. Bu nedenle Türkçe karşılığı çatalağız olarak çevrilmiştir. Bunun yanında sulak yapıları ile biyolojik çeşitliliğin en çok gözlendiği ekosistemlerden biridir. Büyük Menderes Deltası da bizim ülkemiz için biyolojik çeşitlilik açısından en önemli delta ovalarımızdan biridir. Bununla beraber Büyük Menderes Havzası, Ege Bölgesi’nin tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerini gerçekleştirdiği önemli noktalardandır. 
Bölgenin bir diğer özelliği ise hem biyolojik çeşitlilik hem de endemik türlerin varlığı nedeni ile ülkemizin de imza attığı birçok farklı uluslararası sözleşme tarafından (Ramsar, Bern, Barcelona Konvansiyonu) korunmaya alınmış olmasıdır. Ne yazık ki buna rağmen havza etrafındaki insan faaliyetleri nedeni ile havzanın içindeki fauna ve flora tehdit edilmeye devam edilmektedir.


Ülkemiz ve Büyük Menderes Deltası için en büyük sorunlardan biri olan yanlış tarım uygulamalarını havza genelinde de görüyoruz. Sulu tarım uygulanan bu bölgede yer altı suları sık kullanılmakta ve bu tatlı su- tuzlu su dengesini bozmaktadır. Bununla birlikte nehir üzerine inşa edilen birçok baraj ve sulama kanalı nedeni ile deltaya ulaşan su miktarı da azalmıştır. Bu gelişmeler ile delta taşkın ovası niteliğini kaybedip tarımsal verimliliği düşerken bir yandan da tatlı su- tuzlu su dengesini koruyamadığı için bu uygulamalar buradaki canlı çeşitliliğine karşı tehdit oluşturmaktadır.


Havza genelindeki bir diğer sorun ise birçok farklı alandan gelen atık sular ile nehrin kirletilmesidir. Bunların bazıları; kentsel kullanımlardan doğan atık suların nehre deşarj edilmesi ve yanlış zamanlama veya miktarda kullanılan gübreler ile tarımsal zararı engellemek için kullanılan pestisit ismindeki kimyasal maddelerin yağış ve sulama yolu ile nehre karışmasıdır. Ayrıca endüstriyel atık sularının nehre karışmasıyla birlikte tüm bu atık sular milyonlarca yıldır oluşan canlı çeşitliliğini tehdit etmekte ve nehri kirletmektedir. Nehrin kirlenmesi ile Dilek Yarımadası'ndan havza üzerinde yapılan tüm aktivitelere kadar her türlü kullanım etkilenecektir.
Birçok canlı türüne ev sahipliği yapan ve tarımsal verimliliği çok yüksek olan Büyük Menderes Deltası’nı iklim krizinin etkilerinin arttığı bu günlerde daha fazla korumalıyız. Bunun için öncelikle çiftçilerin bilinçlendirilmesi ve tatlı su-tuzlu su dengesinin tekrar kurulmaya çalışılması gerekiyor. Yapılan çalışmalar; lagünler veya delta ovası ölçeğinde değil tüm havza genelinde entegrasyon sağlanarak yapılmalıdır.
Unutmamalıyız ki doğaya verdiğimiz her türlü zarar hem o bölgede yaşayan canlılara hem de bizden sonra gelecek kuşaklara verilmiş bir zarar olarak hanemize yazılacaktır.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@