Cem Arıkan'ın 5 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Futbol takımları lig başlamadan önce toplanır, yeni sezon için hazırlıklara başlar. Antremanlar, hazırlık maçları derken lige en iyi performanslarıyla başlamak için hassas bir çalışma yürütürler. Bu sürecin zamanlaması çok önemlidir. Erken form tutan takımlar, bir sezon sürecek olan uzun maratonun en kritik virajlarında sürdürmeleri gereken temponun çok gerisine düşüp beklenmedik başarısızlıklar yaşarlar. Teknik direktör Abdullah Avcı'nın da dediği gibi "Erken form tutan erken dağılır".

Bir çoğumuzun spor eleştirmenlerini eleştirecek kadar (!) futbol bilgisi olduğunu biliyorum. Siyaset bilimcilere siyaset anlatmak gibi riskli bir konuya girmeden önce spordan bir örnekle konuya giriş yapmak istedim. Ne yalan söyleyeyim, ülkemizdeki spor ve siyaset arenalarının benzerliği de işimi kolaylaştırdı. Hepimiz sporun olduğu kadar siyasetin de duayeni sayılırız.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimlerinden biri bekliyor. Yaklaşık 20 yıllık bir sürenin sonunda iktidar değişikliğinin beklendiği seçimlerle birlikte, ülkenin yapısal olarak da ciddi değişimler yaşaması kaçınılmaz. Çünkü, iktidarın siyaseti kontrol etme argümanları her geçen gün, ülkenin sosyo-ekonomik yapısında büyük hasarlar oluşturuyor.

Aklıselim bir yönetim anlayışının, yaşanan bunca olumsuzlukları olağanlaştırmaya çalışmayıp çoktan erken seçim kararını almış olması beklenirdi. Oysa mevcut iktidar, yönetim erkini bir gün daha fazla elinde tutarak elde edebileceği kazanımları hesaplamaktan öteye gidemiyor. Ortaya koydukları ekonomi politikaları, istikrarlı bir süreç dahilinde yapısal değişiklikler ön görse seçim olmadan geçen süre anlam kazanabilir. Oysa bırakın istikrarı hedefleyen ekonomi politikalarını, ekonomistler ve piyasa tarafından kabul edilmiş iktisadi bir bakış açısı bile yok. Günü kurtarmaya çalışan popülist siyasi argümanlarla seçimi ve olması gereken iktidar değişikliğini mümkün olduğunca ertelemek, Erdoğan yönetiminin tek amacı gibi görünüyor.

Ülkede yaşanan mevcut kriz ortamı ve iktidarın yıpranmışlığı muhalefetin şansını artırıyor. Siyasi hareket alanı genişleyen muhalefet, bir ağacın altında oturup "Godot'yu" beklemiyor elbette. Şartların, iktidar fırsatını kendiliğinden muhalefete bırakacağına inanıp, atalet içinde yüzdelik hesaplar da yapılmıyor. Seçim süreci ve sonrasının büyük bir titizlikle kurgulandığı güveni toplumda oturmaya başladı. 'İşlevsiz muhalefet' algısı yerini 'Alternatif iktidar' algısına bırakıyor büyük bir hızla. Bu noktada, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu tarafından uzun süredir verilen emeğin göz ardı edilmemesi gerekir. 6 benzemezle rest çeken liderleri bir masa etrafında birleştirmek, emek dolu bir sürecin çıktısı.

Muhalefeti iktidara taşıyacak sürecin ne kadar zor olduğu ilerleyen yıllarda büyük bir titizlikle kaleme alınacaktır. Siyasetçiler için ders niteliğinde olacak olan bu süreç, seçimlerin kazanılmasıyla daha zor bir aşamaya geçecek. Her biri kendi alanlarında çalışan 6 partinin lideri, 5'inci defa bir araya gelerek bu zorlu süreçlerin de ön hazırlıklarını tamamladıkları güvenini topluma veriyorlar. AKP iktidarının yönlendirdiği kısır tartışmalardan uzak kalarak vatandaşın sorunlarını çözecek yapısal bir süreci kurguladıklarının mesajını da kamuoyuna net bir şekilde veriyorlar. Bundan sonraki adımlarda bu sürecin yol haritasının, özellikle ekonomik reçetelerin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Bu beklentinin de her geçen gün artarak kendini dayattığını bir not olarak yazımıza ekleyelim.

Bunca çabanın içinde, önlem alınmazsa, özellikle CHP'de "erken form tutmanın" sancıları başlayacak gibi görünüyor. İktidar havasına erken girilmesi, yönetimsel anlamda taktik hataları yaptırmayacaksa da sahada yapılan çalışmalarda olumsuz geri bildirimler gelmeye başlayacaktır. Öncelikle milletvekilliği süreçleri öncesi ve sonrasıyla bir gerginlik yaratacak. Bunun en önemli sebebi ise Parti içinde siyasetin tamamen Genel Merkez odaklı bir hale gelmesi. Diğer partilerde de siyaset genel merkez, hatta genel başkan odaklı, neden sorun olsun, diyeceksiniz. Haklısınız. Ancak diğer pariler sağ orjinli ve lider odaklı siyasi yapılar. CHP ise, her ne kadar sağ seçmene ve siyasetçilere kapılarını sonuna kadar açsa da temelinde sol değerleri taşıyan bir parti. Bu nedenle, mevcut durumdaki 'kişilerle siyaset yapma' anlayışı uzun soluklu olmayacaktır. Parti tabanı sesinin duyulmadığı noktada tepkisini ortaya koyacaktır. Şu an için iktidar hedefinin bu kadar yakın olması bir çok tartışmanın üstünü örtüyor. Sorunları ortadan kaldırmıyor. Eleştiri- özeleştiri mekanizmasının işler hale gelmesi için örgüt tabanında genel seçimlerin atlatılması bekleniyor. Mevcut siyasi aktörlerin – milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri...- hataları kısık sesle dillendiriliyor. Yüksek sesle sorunları dillendirenleri, hem yönetim hem de partililer mevcut konjonktürün dışına atıyor ama bu tepkiler tozları halının altına süpürmekten farksız. Seçimlerin ardından halı kalkacak ve yapılmamış olan temizliğin hesabı yüksek sesle sorulacak.

CHP'yi bekleyen bir diğer süreç de Genel Başkan değişikliği. Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığına aday olmasa da seçimlerden sonra görevine devam etmeyeceği düşüncesi hakim. Bu şartlarda yeniden yapılanacak parti mekanizması içerisinde herkes 'doğru ata oynayarak' kazanan tarafta olmak istiyor. İktidardaki bir CHP içinde yönetime yakın olmak da her zamankinden daha fazla önem arz ediyor.

Bakın, yazımızda nerden nereye geldik. 6'lı masanın genel seçimlerdeki başarısı ve seçim sonrası da bu başarısını sürdürebilmesi, CHP içindeki istikrara bağlı. CHP'nin istikrarı ise enerjisini siyasette doğru kullanıp gerekli yöneldirmeleri yapmasıyla mümkün. Bir sonraki adımı değil ülkenin yürüyeceği upuzun yolu düşünerek yapılanmasını oluşturmak zorunda. Gelinen noktada, tarih CHP'ye bu sorumluluğu yüklemiş görünüyor. O nedenle de iktidar olmadan iktidar hırsıyla yanıp kavrulanları bir kenara ayırmasını bilmeli. Bu noktadan sonra yapılacak hataların telafisi mümkün olmayacaktır.