Gülce Başer'in 27 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Gelelim tâbi olanın dünyasına… Söylemek istediklerini genizlerinde birikenler… Tâbi olmanın en ağır hali kölelikti. İzlerinin geçen yüzyılda silindiği söylenmekle birlikte, yasadışı kölelikle ilgili kokular zaman zaman dünyanın en müreffeh kesimlerinden sızıyor. Onlar güçlü, bir şey yapamıyoruz, içimizin ezilmesiyle kalıyoruz. Aslında bu da bir tür tâbiyet…

Öte yandan, biliyorsunuz bir zamanlar kölelik yasak değildi, hatta gündelik bir pratikti. İşte o dönemle ilgili araştırmalar bize, itaat edenlerin de efendilerine birtakım cevapları olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu cevaplar, bugün de tâbi olanlar tarafından veriliyor. İşte, o genizde birikenler onlar… Mutfakta, kayıt dışı noktalarda kurulan birtakım cümleler… Nezakete gizlenen riya… İki anlamlı cümleler… Yaptırımlar ne kadar güçlüyse, içeride kurulan cümleler ve hayaller o kadar sert oluyor. Metaforlar, türküler… ABD’de Kuzey-Güney Savaşı esnasında Güney’deki kölelerin ilençleri, gizli gizli Kuzey’in kazanması için edilen dualar… Onların da kahramanları var, kendi mitolojilerini üretiyorlar…

Biraz tâbi olanların uğradığı eziyetlerde duralım, yüzleşmemiz gerekiyor: Tahkir, aşağılama, taciz, tecavüz, çocuklara eziyet, özgürlükten men, fiziksel şiddet… Araştırmalar, örneğin kölelerin en çok çocuklarının şiddete uğramasından veya çocuklarının önünde aşağılanmaktan acı çektiğini ortaya koyuyor.

Siyahi köleler arasında en sevilen masallar, akıllı tavşanın, kurdu ve tilkiyi oyuna getirip, onların yiyeceklerine sahip olması, onları köleleştirmesi, eşlerini ele geçirmesi üzerineydi. Görüntüleri şöyle bir silkeleyin, tanıdık gelecektir: Köle, efendinin yiyeceklerine el koyuyor, eşini ele geçiriyor ve onu köleleştiriyor! Manzarayı doğru okuyorsunuz: Kölenin hayali özgür olmak değil, efendi olmak!

İnsanlık tarihinin büyük çıkmazı bu: Şiddet altında, insanlar olarak, kaçınılmaz hayalimiz, bize şiddet uygulayanlara aynısını yapmak oluyor. Sonuçta, kurban failin kendisine dönüşüyor. Şiddeti önleyemiyoruz, köleleştirmeyi önleyemiyoruz. Çünkü köle efendi olmanın cazibesinden kurtulamıyor. Şiddet, şiddet üretiyor ve biz insanlık olarak birçok şeyi düşünüyoruz ama şiddetle hesaplaşamıyoruz. Bunu bir cebimize koyalım.

Şimdi haklı olarak diyeceksiniz ki kölenin ya da tâbinin efendisini, patronunu sevmesi mümkün değil mi? Elbette olası. Hatta olumlu duygular ona benzeme isteği ya da sevgi gösterisi olarak pratiğe dökülüyor. Elbette, hiçbir zaman yasaklanmayan bu jestler, kısa sürede kamulaşıyor. Dolayısıyla birikmesi söz konusu olmuyor. Açık konuşalım: Gizli senaryolar husumet birikintileridir.

İktidarlar, efendiler boş durmuyor elbette… Toplumun birikmiş öfkesini dağıtmak için karnaval türü eğlenceler düzenliyorlar. Karnaval, her şeyin serbest olduğu, herkesin maskeyle gezebildiği, bir kralın seçilip, karnavalın sonunda tekme tokat tahttan indirildiği, bütün kuralların tersine döndüğü, sadece Avrupa’da değil, Afrika kabilelerinde bile büyük perhizlerden önce ya da sonra düzenleniyor. Mihail Bahtin Karnavaldan Romana kitabında yer alan Rabelais’la ilgili çalışmasında karnavalları, Rene Girard’sa, Günah Keçisi adlı ilginç incelemesinde, karnaval kralına günün sonunda yapılan eziyetlerle günah keçisi kavramını ele alır. Günah keçisi, toplumun birikmiş öfkesini üzerine boca ederek rahatladığı kurbandır. Burada yapılabilecek yorumla,  efendilere, iktidara yüklenen öfke günah keçisinden çıkartılır, toplum rahatlar ve ertesi gün perhiz başlar…

Gerçi tarih, karnavalların bazen de birikmiş öfkeyi, doğru hedefe yönelik olarak ortaya çıkardığını ortaya koyuyor. Yani, metaforlaşmış, gizlenmiş, başka şeye dönüşmüş öfke boşalıp rahatlayacak diye bir kural yok.

Onların bulamadığını kapitalizm son derece eğlenceli bir şekilde buldu. Her akşam televizyonlarda karnaval havasını eve taşıyan diziler (neden zengin kız fakir oğlan ya da fakir kız zengin oğlan dizileri çekilip duruyor, belki bir de böyle düşünmek gerekiyor) ile karnaval her gün bıkıp usanmadan yeniden üretiliyor. Sonunda, efendi olmayı başaran kurban/tâbi, hâkim sınıfın giysilerini giyip evlerine kuruluyor. Beynin bilemediğimiz yazılım boşluğu, sanki efendinin yerine geçmiş gibi rahatlıyor. Aslına bakarsanız, dizi izlemeyenler bu karnavalı sosyal medyada süreklileştirdiler. Anonim olana saklan, söyle, ez, rahatla… Bunu da cebimize koyalım mı? Koyalım.

Tâbiyet ve iktidar, çok yönlü, çoklu tartışmalarla yüzleşmemiz gereken bir konu aslında… Yüzleşmemiz gerekiyor; çünkü, çoğumuz kendi kendimize homurdandığımız bir dünyada yaşıyoruz ve çoğumuz sahip olduğumuz iktidarı yeniden üretmek adına her gün bir gövde gösterisi yapıyoruz. Ceplerimiz para yerine gizli senaryolarımızla dolu, yaşayıp gidiyoruz.