28.03.2015, 22:00

İlaç kaynaklı tahribatlar...

Geçtiğimiz günlerde ilaç sevgimizin arttığını, kutu kutu ilaçların atıldığını, umursamaz bir toplum olarak ilaç israfını çoğalttığımızın altını çizmiştim.

İlaca kolay şekilde ulaşımımız ile çok büyük boyutlara ulaşan israfımızın farkında değiliz ancak bu ilaçların bedenimize, beynimize etkisinin farkında olmamız açısından tekrar konuyu ele almak istedim...

Bu yazıyı hazırlamamda ki amaç, şu sıralar ön plana çıkan grip salgınları neticesinde ortaya çıkan ilaç kullanımının artışı sebebiyledir...

*

Türkiye’de gereksiz ilaç kullanımı had safhada demiştik...

Henüz gidişatın farkında bile değiliz demiştik...

‘İlaca erişim güçleştirilmelidir’ demiştik...

Bağımlı bir toplum olduk demiştik...

Kuralımız ‘ilaçla sağlık yerine gelir’ demiştik...

“Üç reçeteden birinde antibiyotik var”demiştik...

“Hasta olmayan hasta” hastaneye gitmemeli diye bas bas bağırıyoruz duyan yok demiştik...

Birçok kesinti çalışandan çıkıyor ey emekliler demiştik...

“Hayati” olan ilaçlar dışında, ‘üşüttüm ilaç, tıksırdım ilaç’ dönemi bitmeli demiştik...

Dedik de dedik...

Şimdi de diyoruz ki, ilaçlar tahribat yapıyor, özellikle beyinde...

Bakınız ki son yıllarda alzeimer hastalığı tırmanışta...

Neden diye düşünen var mı?

Teknoloji ilerledikçe bu ilerlemenin sonuçları nedir diye düşünen var mı?

*

Hekimin kolayına gelen ilaç yazmanın tam anlamıyla bilinçliliğe dönüşeceği ülkemde ilaç saltanatlığı dönemi umarım biter...

Büyük bir kesimi besleyen, büyük rantların döndüğü bu sistemi bilmeyen cahil toplumumuz sıkı sıkıya sarıldığı ilaçların nasıl bedeninde ve beyninde tahribata yol açtığını bilmeli...

Bilinçlendirilmeli...

Bakınız ki ilaç pazarlaması boyutu araştırılmaya ve irdelenmeye başlanmalı...

Çünkü bu oyuna düşen vatandaş ve birçok hekim ilaç endüstrisinin baskısı altında, hegemonyası altında...

*

 

Yanlış ilaç kullanımı veya ilaçların bilinçsizce sık alımı sonucu, bedenimizde ve beynimizde ki tahribatlara dikkat zamanı geldi.

Özellikle beynimiz de ki tahribat geri dönülemez hastalıklar yaratabilir.

Karaciğerimizde bir tahribat söz konusu olduğunda, salgılanan maddeler yükselir, beynimizde de aynı şekilde bir çok travma ve stres oluşur.

Beyin hücreleri ölen kişilerde, depresyon, uykusuzluk, sinirlilik ve tahammül eksikliği oluştuğu gibi bir de ek ilaç alımı süreci daha da hızlandırmakta.

Yıpranan sinir sistemi yüzünden beyin faaliyetleri bozulabilir.

Unutmayalım ki;

Beyinde salgılanan maddeler vücuttaki diğer hormonları çalıştırır.

Bu bir döngüdür...

Stres ve ilaç, ilaç ve stres...

*

Yarardan çok zarar getirmek ister miyiz?

Ancak bilinçsizce ilaç kullanımı tam burada devreye giriyor ve zarar başlıyor...

Bedenimizi düşündüğümüzde ilaç şifa mıdır?

Evet şifadır...
Ancak ilaç zehir midir?

Evet aynı zamanda zehirdir...

İlaçların iyileşme sürecini kısattlığı doğdurur, ancak yan etkileri en düşük seviyede dahi olsa fazla kullanımda bedeninize çeşitli zararlar verir ve sizi zehirleyerek kalıcı hasarlar oluşturur...

Örneğin antibiyotikler...

Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarda sıkça yazılırdı...

Son zamanlarda bağırsak florasını bozan antibiyotiklerin zararı yararından çok...

 

İlaçlar kimyasal birer silahtır...

İlaç- sağlık sektörü ‘dünya’da ki en büyük ekonomik sektörlerin başında gelir.

İlaç sanayisi için insanlar hasta değildir, sadece müşteridir.

Benim gibi düşünenlerin fazlalaştığı bir global dünya düzeninde yaşıyoruz.

Bu nedenle yapılan tek bir yanlış tüm insanlığa yansır ve hepimizi etkiler...

Toplum olarak gözümüzü iyice açmalıyız.

Neden gerçeklerde yüzleşemiyoruz?

Yoksa tüm dünya uyutuluyor mu?

Düşünme zamanı...

 

İstatistikler...

Kimyasal ilaçlardan dolayı ABD’de 180 bin...

İngiltere'de 30 bin...

Almanya'da yılda 25 bin kişi kimyasal ilaçlardan ölmüştür...

Bilin ki, Avrupa da üretilen doğal ilaçların %45 Almanya’da üretiliyor.

Dev Alman firmaları 3. Dünya ülkelerinden getirtikleri ham maddeyi işliyor.

Bu sağlık sektöründen milyarlarca dolar kazandılar ve hala da kazanmaya devam ediliyor.

Rantın en büyük ve basit örneği Kanser hastalığında yaşanmakta...

Bu artık bir hastalık değil, bir endüstridir.

Milyarlarca liranın döndüğü büyük bir endüstridir.

Diğer kronik hastalıklar olan diyabet, Kalp-damar hastalıklarında da durum böyle ne yazık ki...

Alan sürekli büyümekte...

Ancak, Almanya’da Pacoe firması tarafından yapılan bir araştırmada insanların % 80 oranında Alternatif Tıp’a güvendiği ortaya çıktı...

Sadece % 12′si Ortodoks Tıp’a güveniyor...

Bakın ki dengeler değişmeye başladı...

 

Domuz Gribi…

İnsandan insana geçebilen ve ‘domuz, insan, kuş’ gribi karışımından oluşan bir virüs olarak tanımlanan domuz gribi yüzünden endişeli günler yaşıyoruz.
Ülkemizde daha fazla görülen H1N1 ile B tipi virüs tipinde ki domuz gribi sebebiyle bu ay içinde ölüm vakası arttı ve 33 kişiyi kaybettik.

Ancak dikkat çekmek istediğim nokta şu ki; Mikropların direnci artıyor.

Yılda ortalama 250 bin ila 500 bin kişinin ölümüne yol açabilen grip virüsleri içinde, en tehlikelisi domuz virüsü. Evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebiliyor.

İşte konu yine dönüp dolaşıp bilinçsiz antibiyotik ve ilaç kullanımından bilinçli ve kendini değiştiren mikroplar ile karşı karşıya kalmamıza geldi.

Geçtiğimiz yıllarda ki salgında Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun domuz gribi için ‘2003'ten bu yana en geniş çaplı yaygın hastalık riskini taşıdığını’ açıklaması sanırım tehdidin boyutunu gözler önüne seriyor.

Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz grip salgının da 100'den fazla kişinin ölümüne neden olduğu sanılan ve domuzlardan kaynaklandığı tahmin edilen domuz gribinin insandan insana bulaşma yolunu, hapşırık, öksürük ve el ile(tokalaşma) olarak duyurmuştu.

Temasla bulaşan domuz gribinin yayılmasının en büyük sebebi kişinin hapşırdığında ağzını eliyle kapatması ve el ile virüslerin yayılması...

Kan testiyle teşhis edilen domuz gribinin ortalama kuluçka süresi birkaç gün ile bir hafta arasında.

Korkutan ‘Domuz gribi’nin belirtilerini sıralamak gerekirse;

40 dereceye kadar çıkan ateş, baş, eklem ve kas ağrıları, öksürük, halsizlik. Bazı hastalarda burun akıntısı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma ve ishal...
Grip olmamanın tek çaresi hasta kişilerle temas etmemek.

Ellerinizi bol ve sıcak su ile yıkayın, alkol ile dezenfekte edin. Bu virüs, sıcak ortamda barınamıyor. Bu yüzden ellerin sıcak su ile yıkanması çok önemli.

Lütfen kafanıza göre antibiyotik kullanmayın.

Öksürük şurupları ve grip ilaçlarının bu virüse yararı yok.

Yapılacak tek şey hemen uzmana gitmek.

 

Otların öyküsü...

6’ncı Alaçatı Ot Festivali...

Çeşme Belediyesi'nin destekleriyle Alaçatı Sanat ve Kültür Derneği tarafından düzenlenen Otların Rüzgarlı Öyküsü bu yıl yağmurla geldi.

Zamanlaması çok fazla iyi olmayan bu yıl ki festivalde beslenme seminerleri, sergiler, müzik dinletileri, yemek atölyeleri, yabani ot ve bitkiler, misafirleri ile buluştu, yarımadanın yüzlerce yıllık kültür birikimi yakından tanındı.

“Otları tanıma ve toplama gezisi”, “Kalp Dostu Bitkiler ve Kalp Sağlığı”, “Biyoçeşitliliğin Önemi ve Korunması”, Biyokaçakçılık ve Biyokaçakçılıkla Mücadele” konulu seminerler önemliydi.

Doğallık ve samimiyet vardı.

Otların öyküsü vardı.

Bölge halkının gelenek ve görenekleri vardı.

Bölgenin eşsiz doğası ve kültürel birikimi vardı.

Otlu yemek kokularıyla bezenmiş dar sokaklar vardı.

Ve en önemlisi kültür paylaşımı vardı.

Günlük güneşlik bahar havasında buluşmak daha keyifli olmakla birlikte, her mevsim güzeldir bizim beldemizde.

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Temel, çatalıyla zeytin almaya kalkmış, bir hamle, iki hamle üç hamle..

Zeytin sürekli kaçıyormuş.

Arkadaşı çatalını tek bir hareketle zeytine batırmış, atmış ağzına, “Zeytin böyle yenir” demiş. Temel bozulmuş,

“Ben yormasaydım, sen çok alırdın.”

 

Günün sözü;

Eğer sevgi bir çiçekse, saygı onu koruyan saksıdır. Çiçek solmaya başlamışsa dikkat edin, saksı mutlaka çatlamıştır. Erich Fromm

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@