06.08.2016, 21:00

İlerlemek zorundayız...

“Uçamazsan koş, koşamazsan yürü, yürüyemezsen sürün. Ama ne yaparsan yap ilerlemek zorundasın.” Diyen Martin Luther King’in bu sözünü şimdilerdeki hayatımıza uyarladığımızda ne yapmamız gerektiği hemen belirir.

Ülkemizin ve bizim içinde bulunduğumuz durumda nasıl davranmamız gerektiğini ve yöneliş sinyalini bize derinlerden verir.

 

Geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde ortaya atılıp, çarpılmış arabasına üzülen kişi topluluğundan değil miyiz biz?

İşte o bizim özümüzdür.

Böyle bir milletiz biz.

*

Bindiğimiz dolmuşta "Şoför bey, müsait bir yerde inebilir miyim?"yerine “Mükemmel bir yerde inebilir miyim?" diyen kişiye dolmuş şoförü, "Buyrun, size layık değil ama..." demesi, pratik bir zekanın işleyişidir.

İşte bu zekamızı kullanmamız hep ilerlememiz gerektiğinin işaretidir.

Yerimizde artık saymamamız gerektiğinin göstergesidir.

İşte o bizim özümüzdür.

*

İlerlemek zorunda olduğumuz aşikar, ancak internette okuduğum bir yazıyı paylaşmak isterim ki ülkemizde de çok duyduğum bir kelimeler harmanıdır.

Uluslararası bir firmadan, Hindistan'ın koyu müslüman bölgesindeki temsilciliğe telefon ediliyor.

“How are you"

"Fine, elhamdüllillah!"

Sonra istenen işler iletiliyor ve karşı taraftan son ses;

"Okey inşaallah!"...
Bunlar batı ve müslümanlığı sentez etmenin doğudaki yansıması.

*

İşte tam da bu nedenle müslüman toplumlar artık ilerlemek zorunda.

Gerici statüsünden, terör yanlısı yakıştırmasından kurtulmak zorunda.

Ve ülkemizde de sentezlerle vakit kaybetmek yerine bilim ile ilim ile ilerlemek zorundayız.

Bilinçleri katlamak zorundayız.

Özellikle genç toplumu ileri düzey düşünmeye itmek zorundayız.

Karanlıkta yaşamamak için ilerlemek zorundayız...

 

*

 

Hani biz millet olarak ‘değişik ve komiğiz galiba’ diye övünürüz kimi zaman. Türklük espirileri vardır, arada kendimizle dalga geçeriz biz.

Bu övünmelere sebep olan birkaç komik derleme paylaşımlara göz attığımızda aslında toplum olarak özeleştiri yapabildiğimiz de açığa çıkar...

Tek abdestle beş vakit namaz kılan kimdir?

Mobilyayı çok beğenerek alan ancak, mobilyanın üstünü başka bir örtü örterek kullanan kişi kimdir? Türk'ten başkası olabilir mi?

Kırmızı ışıkta durunca bağrılır mı? Bağırırız, o biziz.

Sürekli düğün dernek, sünnet diyerek korna çalarak evlenmeyi de, kesilmeyi de ortaya lanse eden kimdir. Elbette biziz.

*

Çalışmak yerine köşeyi dönmek için rüyasında ak sakallı dede görmeyi dileriz.

Her türlü yol deneriz zenginlik için. Bunlar da biziz.

Otoyolda, otomobilin camından ayağını çıkaran bir Türk değil midir?

Uzaktan kumandayı naylona sarıp kullanan, otomobillerinin naylonunu yıllarca çıkarmayan kimdir? Bizleriz.

Çok sıcak havada klima istendiğinde dolmuş şoförünün otomatik kapıyı açıp açıp kapamasını hangi akıl sahibi düşünür de yapar? Ama biz yaparız.

*

Marketlerde, reyonlarda her bir meyveden tadan, doyan biziz.

Tabii ki hazır cevabız ve pratik zekalıyız vesselam.

İşte biz böyle bir milletiz.

Hazır cevap, pratik zeka ve bazen de saflık...

İşte biz bu zekamızı neden kullanmıyoruz ilimde, bilimde.

Hep hinlikler, üçkağıtlar peşinde dolanıp duruyoruz neden acaba?

 

*

Artık utanalım ve uyanalım.

Gelişmek için çalışalım.

Var gücümüzle çalışalım.

 

 

Dip not...

 

Gelişme böyle olur..

 

İlginç bir şikayet dilekçesi var.

Aslında kolaylıkla buruşturulup atılacak bir şikayet mektubu gibi.

Ancak bu dilekçe bazılarına komik gelse de, bazılarına gelişmişliğin, düşüncenin önemini bize anlatır.

İşte size ismi önemli değil bir otomobil üretici firma departmanına gelen ‘şikayet mektubu’nun ayrıntısı;

 

“Vanilyalı dondurma aldığımda otomobilimi çalıştıramıyorum.”

"Her akşam yemekten sonra ailecek dondurma yeme alışkanlığına sahibiz. Fakat bir çok dondurma çeşidi olduğu için her yemekten sonra ne çeşit dondurma yiyeceğimize hep karar veririz. Ben de markete gider alırım. Geçen ay otomobilimi değiştirip yeni bir otomobil aldım ve o günden beri markete gidip gelmek benim için sorun olmaya başladı. Çünkü ne zaman vanilyalı dondurma alsam market çıkışında otomobilimi çalıştıramıyorum. Fakat başka çeşit bir dondurma aldığımda arabam gayet güzel çalışıyor. Bu sorun size çok saçma bile gelse, benim çok ciddi olduğumu bilmenizi isterim. Vanilyalı dondurma aldığımda arabam çalışmazken, neden başka dondurma aldığımda arabam çalışıyor?"

Firma bu dilekçeyi bir kenara atabilirdi.

Ancak öyle yapmadı.

Yetkililer araştırması için bir mühendisi görevlendirerek olayı anlamak istedi.

Mühendis ve aile akşam yemekten sonra yapılan dondurma alışverişine birlikte çıktı. Vanilyalı dondurma alıp geri döndüklerinde, gerçekten de otomobil çalışmadı.

Ertesi akşam çikolatalı dondurma aldılar ve araba çalıştı. Üçüncü akşam çilekli dondurma aldılar, çalıştı. Ertesi gün vanilyalı dondurma aldılar, araba yine çalışmadı.

Konu dondurma yeme olayı olunca ‘alerji’ düşünülebilirken, konu araba olunca ‘alerji’ elbette düşünülemezdi.

Ve mühendis başladı araştırmaya. Olay hangi saatte oluyor? Hangi gün? Hangi benzin kullanılıyor? Gelme süresi vs. vs. Tüm ayrıntıları inceledi.

Ve ilk ipucunu elde etti. Vanilyalı dondurma kısa sürede alınıyordu. Çünkü marketin girişindeki dolapta idi. Diğer dondurma çeşitleri ise marketin en arka kısmında kurulu bir tezgahtan seçiliyordu.

Soru şu. Otomobil neden daha kısa süre içinde geri dönünce çalışmıyordu?

Cevap. Zaman faktörü...

Sorun, motor soğuduğunda devreye giren buhar kilidi.

Bu kilit, normal şartlarda motor durduktan hemen sonra devreye girip çalışıyordu ve çikolatalı ya da çilekli dondurma alana dek geçen süre, motorun tekrar çalışması için yeterli soğumaya imkan tanıyordu. Vanilyalı dondurma gecelerinde ise süre çok kısa olduğu için motor soğuyacak vakit bulamıyor ve buhar kilidi devreye girmiyordu.”

Komik bir dilekçe bize ürünün hassas noktasını verdi değil mi?

Kurumun gelişmişliğini verdi değil mi?

Veya düşüncenin, insanlığın gelişmişliğini.

İşte biz de her olayda, her sorunda, her yaşananda hep geri planda yer almak yerine sorunların üstüne gidip gerçek sebebi bulmak ile kendimizi geliştirebiliriz...

Bu insanlığa katkımızdır...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel sınavdan çıkan oğluna sordu:
-Uşağum nasi geçti, sorular zor miydi?
Oğlu omzunu silkti ve şahane cevabı verdi:
-Yok babacuğum, sorular kolaydi ama cevaplari çok zor idi.

 

 

Günün sözü;

Yaşam, size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın...

Ara Güler

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@