Hepimiz anlaşılmak için konuşmak isteriz. Anlatmak, anlamak ve anlaşılmak etkili bir iletişimde önemli bileşenlerdir. Çoğumuz düşüncelerimizi ifade ettiğimizde karşı tarafın bizi anlaması üzerine odaklanırız. Ancak iletişim açısından söylediğinizin anlaşılabilmesi için birçok unsuru aynı anda yönetmek gerekmektedir. Bu unsurlardan birisi ise gürültüdür.

Gürültü nedir? Süreci nasıl etkiler? Yönetilebilir mi? Gürültü nedir sorusunu her sorduğumuzda aldığımız yanıtlar genellikle dışarıdan geçen bir arabanın kornası, televizyonun sesi, tadilat esnasında diğer dairelerden gelen sesler vb. olarak verilir. Oysaki iletişimde gürültü bunların çok daha ötesinde bir anlama sahiptir.

İletişimde gürültü mesajın anlaşılmasını önleyecek her tür unsur olarak tanımlanır. İletişimde başarılı olan bireyler, iletişim sürecinde ortaya çıkabilecek gürültü unsurlarını ön görebilmekte ve yönetebilmektedir. Bir iletişim sürecinde zaman zaman her şeyi ifade ettiğimizi düşünür ve neden anlaşılamadığımıza anlam veremeyiz. Bunun sebebi fiziksel, nöro-fizyolojik, psikolojik, toplumsal-kültürel kaynaklı çeşitli gürültü unsurları olabilir. Fiziksel gürültü kaynakları daha çok yukarıda sıraladığımız ses ile ortaya çıkan gürültüler ya da silinmiş yazı veya tanınmayan işaretler gibi unsurlardan oluşur. Bu durumun iletişimi etkileyebileceği kişiler tarafından hemen kabul edilir.

Nöro-fizyolojik gürültü kaynakları ise açlık, yorgunluk, fiziksel ve zihinsel engeller olarak sıralanabilir. Açlık ve yorgunluk gibi unsurlar kişinin o an verdiğiniz mesaja odaklanmasında sorun yaratabilir. Örneğin, çocuğumuz okuldan geldiğinde ona vereceğimiz önemli bir mesajı yemekten sonra vermek daha uygun olacaktır. Psikolojik gürültü kaynakları ise şiddetli heyecan, sevinç, üzüntü, korku ve ön yargılar gibi unsurlardan oluşmaktadır. Bu duygu durumlarından herhangi biri içerisindeki bir bireye, bu duygu durumunun sebebi olan konu dışındaki farklı bir konuda verilen mesaj etkisini yitirebilir. Mesajı alacak kişinin bu psikolojik etkiler içinde olması bizim ilettiğiniz mesajı yanlış anlamasına ya da anlamlandırmasına sebep olacaktır. Örneğin, eşimiz stresli bir günün ardından hala iş odaklı ise bizim kendi işimizle ilgili aktaracağımız bir konu dikkatini çekmeyebilir. Bu mesajı iletmek için, onun da zihinsel olarak bu mesajı almaya hazır olması gerektiği unutulmamalıdır. İş yaşamı, sosyal yaşam ya da aile yaşamında iletişim kurduğumuz her birey için geçerli olan bu durumu göz ardı etmemeliyiz.

Bir diğer önemli unsurda kültürel ve sosyal farklılıklardır. İleteceğimiz mesajlarda, karşımızdaki kişinin hayata bakış açısı, beklentileri, gelenekleri, örf ve adetleri üzerinden bir açıklama getirmemiz mesajın anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Mesajı ilettiğimiz kişinin özellikleri mesajı iletme biçimimizi etkiler. Karşımızdaki kişinin anlayacağı bir biçimde mesajı kodlayabilmek bu gürültü unsurunu yönetebilmenin ilk adımıdır.

Birey, bir mesaj iletmek istediğinde çoğu zaman kendini ifade etmek üzerine odaklanmaktadır. Kendimizi ifade etmek üzerine odaklanırken, karşımızdaki bireyin o anki durumu üzerine odaklamayı unutabilmekteyiz. Bu durum, iletişimde yanlış anlaşılma ya da anlaşılmama olasılığını arttırmaktadır. Kişinin kendini tanıması, karşısındaki kişiyi doğru bir biçimde analiz etmesi ve her iki taraf içinde uygun olan ortam ve zamanda iletişimin gerçekleşmesi sürecin başarılı olmasında oldukça önemlidir.

Hadi gelin bugünden itibaren hayatımızın her aşamasında iletişim sürecini yönetirken bu konulardaki farkındalığımızı sağlayıp, deneyimleyelim. Bakalım sonuçlarda ne tür değişimler yaşanacak.