Doç. Dr. Gül Coşkun Değirmen'in 11 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Başarılı kurumlar, güçlü kültürler, yıllardır süre gelen alışkanlıklar... Düşündüğümüzde bir kurumda bir kültürü inşa etmek çok uzun yıllar alır. Bu bakış açısı ile “Kültür değişir mi?” sorusunana birçok eğitimde, tereddütsüz evet cevabını hemen aldığımı pek de hatırlamıyorum. Katılımcılar biraz düşündükten sonra, genellikle değişir ama çok da kolay olmaz, gibi yanıtları daha fazla vermekteler. Pek de haksız sayılmazlar doğrusu.

Hadi gelin bu konuyu kurum bağlamında ele almadan önce çok yakınımızdan, kendi hayatımızdan başlayalım düşünmeye. İki insan bir araya geldiği andan itibaren, kişiler tarafından paylaşılan ortak bir kültürel yapı oluşmaya başlar. Aileler, toplumlar, ekipler, gruplar vb. birçok farklı topluluk kendi içinde bir kültüre sahiptir. Bu noktada da baskın ve alt kültürlerden bahsedebilmek mümkündür. Örneğin, her ülkenin kendine has bir kültürü bulunmaktadır. Bu kültürü baskın kültür olarak adlandırabiliriz. Ancak unutmamamız gereken, her ülkenin içinde birçok farklı alt kültürün de var olduğu gerçeğidir. Ülkenin farklı bölgelerinde, şehirlerinde, faklı köylerinde hatta farklı mahallelerinde bile baskın kültürel özelliklerin yanında kendine has farklı kültürel özellikler bulunabilmektedir. Bunların her biri alt kültürlerdir. Baskın kültür ne kadar yoğun paylaşılma oranına sahip ise alt kültürler de bu kültürü o derece de güçlendirmektedir. Kültür, başlı başına çok faklı perspektiflerden geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Kültür değişir mi? Bir ailenin, bir topluluğun, bir ekibin kültürünün değişimine hiç tanıklık ettiniz mi? Hadi bir düşünelim. Bu soruyu her sorduğumda ilk aklıma gelen, hep kendi hayatım olur. Dedemin babasını görmüş şanslı bir nesilim. Benim evlatlarımı da sayarsak aile içinde 5 kuşağın da yaşamına şahitlik etmiş olmak, aslında bir değişimin hikayesi açısından oldukça kıymetli. Her nesil bir önceki nesilden aldığı temel değerleri korumakta ancak bir o kadar da kendi yaşadığı dönemde bu değerleri uyarlayıp, yeni değerler geliştirmektedir. Çünkü, kişi içinde bulunduğu ortamla beraber değişimi yaşar. Yaşadığı toplumdaki eğitim, teknoloji, sağlık, ekonomik, kültürel pek değişim kişinin hayata bakış açısını etkiler ve şekillendirir. Bu sebeple, hiçbirimiz ailemizin 5 kuşak öncesindeki alışkanlıklarının tamamını devam ettirmeyiz. Değişimin birey için en görünür örneğini bu şekilde vermek mümkündür. Bu zincir elbette, bireyden topluma, kuruma pek çok noktada aynı şekilde devam eder. Hani derler ya “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diye, bu oldukça doğru bir yaklaşımdır aslında…