Merhaba sevgili kitap dostları;
Bu hafta özellikle çocuklar ve gençler için hazırlansa da yediden yetmişe, okuyan herkesi hikayeleri ile etkisi altına alacak iki kitabım var değerlendirmemde. İlk kitabım özlem Özdemir tarafından yazılmış, dünyanın saygı duyduğu insanlar olarak tarihe isimlerini yazdırmış, ülkemizin gururu olmuş, öncü Cumhuriyet Kadınlarının biyografilerinin anlatıldığı, “İlham Veren Cumhuriyet Kahramanları: Öncü Kadınlar” kitabı.

İkinci kitabım ise ikinci dünya savaşının tüm soğukluğunu sıcacık kalbi ve tüm masumiyetiyle bize anlatan Bruno’nun, John Boyne tarafından yazılmış hikayesi, “Çizgili pijamalı çocuk” kitabı.

İlham Veren Cumhuriyet Kahramanları: Öncü Kadınlar-Özlem Özdemir

kitap1

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümünü içinde barındıran bu hafta da haftanın anlam ve önemine uygun olarak, Özlem Özdemir tarafından yazılmış,” İlham Veren Cumhuriyet Kahramanları: Öncü Kadınlar” kitabını değerlendirmeme almak istedim.

Mustafa Kemal Atatürk "Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir" diyecek kadar kadının toplum içindeki yerini yüceltmiştir. Sanmıyorum ki hiçbir ülkede, hiçbir lider, kadın hakları için böylesine duyarlı olmuş ve böylesine savaşmış olsun. İşte bu kitapta biyografisine yer verilen kadınlar, Atatürk’ün ışık tuttuğu yolda, her biri kendi alanının öncüsü olmuş, adını dünyaya duyurmuş ve ülkemizin gururu olmuş kadınlardır. Yıkık bir imparatorluktan, Kurtuluş savaşı gibi çetin bir savaşla çıkarak, cumhuriyetin yokluk dönemine rağmen, Batı’nın 100 yılda sağlayamadığı ilerlemeyi 10 yılda kat etmemize vesile bu kadınların sayısı eminim ki bu kitaba sığmayacak kadar çoktur. Fakat yazar Özlem Özdemir’in kitabında yer verip, bize biyografilerini sunduğu isimler: 1)Adalet Cimcoz 2) Afet İnan 3) Bedia Muvahhit 4) Cahide Sonku 5) Dilhan Eryurt 6)Emel Gazimihal 7)Füreya Koral 8) Halet Çambel 9) Jülide Gülizar 10)Leman Cevat Tomsu 11) Mihri Müşfik 12) Nüzhat Gökdoğan 13) Refet Angın 14) Remziye Hisar 15) Sabiha Ziya Bengütaş 16) Sabih Gökçen 17) Sabire Aydemir 18)Safiye Ali 19)Safiye Ayla 20) Satı Çırpan 21) Selma Emiroğlu 22) Semiha Berksoy 23) Semiha Es 24) Suat Derviş 25) Süreyya Ağaoğlu.

Birçoğunu yakından tanıdığımı düşündüğüm, bir kısmını da yeni tanıdığım bu isimlerin her biri tüm olanaksızlıklara rağmen yılmadan çalışmış, geldikleri yere emekleri ile ulaşmış, yaptığı devrimlerle “Cumhuriyet Kadını” olarak nitelenen kadın imajının oluşturmaya çalışan Mustafa Kemal’in çıkardığı kıvılcımı, aleve çevirerek günümüz modern Türk kadını portresini oluşmuştur öncü kadınlardır.

Özellikle tüm gençlere ve kadınlara bilhassa okumalarını tavsiye ettiğim bu kitap, kaliteli bir gelecek ve vizyon oluşturmamızda bize rehber olacaktır. Hayallerin gerçek olması için imkandan ziyade içimizde istek, cesaret, çalışma azmi olması gerektiğini gerçek hayat hikayelerle bize aktaran bu kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.

Çizgili Pijamalı Çocuk-John Boyne

kitap2

Bu hafta değerlendirmemde john Boyne tarafından yazılmış “Çizgili Pijamalı Çocuk” kitabı var. İkinci dünya savaşının soğuk yüzünü sıcacık kalbiyle bize aktaran 8 yaşındaki Bruno’nun hikayesi bu kitapta anlatılanlar. Hiçbir şiddet, ölüm, cinsellik, kavga olayını hikayesine taşımadığı halde, ikinci dünya savaşının tüm acımasızlığını bize aktaran en sonunda boğazımı düğümleyerek, gözlerimin dolmasına sebep bu kitap, çocuk kalbinin masumluğunu ve ikinci dünya savaşının acımasızlığı tezatını birlikte yaşatıyor.

Berlin’de anne, babası ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan Bruno, mutlu sayılabilecek bir hayata sahiptir. Çevresinde anneannesi, büyükbabası ve arkadaşları vardır ve hayat dolu kalabalık bir kentte, güzel bir evde yaşamaktadır. Bunlar, 8 yaşındaki Bruno’nun mutluluğu için fazlasıyla yeterlidir.

Bruno’ nun babası üst düzey bir Nazi subayıdır ve bir gün Führer’in onları akşam yemeğinde ziyaret etmesiyle tüm hayatları değişir. Çünkü Führer ziyaretinde, babasının kariyeri için yeni bir mevki teklif etmiştir. Bir nazi subayı için çok önemli olan bu görev, Auschwitz toplama kampından ve oradaki katliamlardan sorumlu komutan olmaktır. Führer’in teklifini kabul eden ailesiyle birlikte Auschwitz’ye taşınan Bruno, yeni evlerini gördüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Uçsuz bucaksız dikenli tellerle çevreli, kır bir araziye inşa edilmiş bu ev, askerler, silahlar ve umutsuzlukla doludur.

Bruno, taşındığı yeni evinde çok mutsuz olur. Çok sevdiği hayat dolu şehir Berlin’ de arkadaşlarını, büyükannesi ve dedesini bırakmıştır ve onları özlemektedir. Kendini çok yalnız hisseder. Babasının; hiçbir zaman anlayamadığı, önemli görevi için ödenen bedelin çok büyük olduğunu düşünerek geri dönmek ister ama bu mümkün değildir.

Yalnızlığını odasının penceresinden, dikenli teller ardında ki çizgili pijama giymiş kalabalığı seyrederek gidermeye çalışır. O insanların neden dikenli teller ardında olduğunu, neden hepsinin aynı kıyafeti giydiğini bir türlü anlayamaz ama bu kadar kabalık olmaları ve hep birlikte yaşamaları sebebiyle onların çok şanslı olduğunu düşünür. Çünkü orada ki çocuklar yalnız değildir. Bruno’ ya göre oynadıkları çok fazla oyun ve söyledikleri çok fazla şarkı olmalıdır.

Bir gün Bruno, yaşadığı yeri keşfetmeye karar verir ve dikenli teller boyunca yürür. Neredeyse dönmeye karar verdiği sırada dikenli tellerin diğer tarafında çizgili pijamalı bir çocukla karşılaşır. Adının Schmuel olduğunu öğrendiği bu çocukla her gün aynı yerde buluşarak ölümüne arkadaşlıklarının temelini atarlar. Her gün hayatları hakkında, kendileri hakkında konuşurlar. En büyük arzuları birlikte oyun oynayabilmektir ama maalesef dikenli teller buna müsaade etmez. Bruno nedenini bilmese de bu arkadaşlığı bir sır olarak tutması gerektiğini hisseder.

Bir gün annesi ve babasının büyük kavgalarından sonra Bruno, ablası ve annesinin tekrar Berlin’e geri dönmesi kararı alınır. Schmuel’i bıraktığı için çok üzülse de bu karar hakkında ne düşünmesi gerektiğini bilemez ve kararı kabul etmeye karar verir. Fakat bu sefer Berlin’de yaptığı hatayı tekrar yapmayarak en yakın arkadaşına güzelce veda etmeyi planlar. Hatta arkadaşını sürekli anlattığı, Berlin’ deki evlerine davet etmeyi bile düşünür. Arkadaşı ile vedalaşmak üzere gittiğinde, arkadaşı çok mutsuzdur. Çünkü babasından haber alınamamaktadır. Babasını bulmanın arkadaşı için güzel bir veda olacağını düşünen Bruno, depodan çaldıkları çizgili pijamaları diyerek, dikenli tellerin gevşemiş olduğu bir alandan, kampa giriş yapar. Tüm gün arkadaşının babasını arayarak geçiren kafadarlar, bir düdük sesiyle irkilirler. Düdük sesiyle karışan ortalıkta, kocaman bir insan kalabalığının ortasında kalan iki temiz yürek, kalabalıkla birlikte çok sıcak ve karanlık bir odaya odaya sürüklenir. O sırada ne olduğunu kestirmeye çalışan Bruno’nun tek hissettiği, elini tuttuğu arkadaşına güvenidir. Odanın demir kapısı büyük bir gürültüyle kapanır ve Bruno ve arkadaşından bir daha haber alınamaz.

Yetişkinler ile çocuklar arasında en büyük farklardan biri çocukların, yetişkinlere göre zihinsel gelişimlerini ve olgunluk evrelerini tamamlamamış olmalarıdır sanırım. Ama büyüdükçe unutulan sadece aklın hayatımızı mutlu kılmak için yetmediği, kalp onayından geçmeden alınan her kararın, aslında eksik olduğu gerçeği. Bu hikâyede karar alıcı çocuklar olsaydı, ne böyle bir kamp ne de tarihte böylesine acı bir dönem olurdu sanırım.

Bir çırpıda okuduğum, anlatımı sade dili akıcı bir kitaptı, kitap tamamen bittiğindeyse aklımda kalan tek şey “Keşke dünyayı çocuklar yönetseydi” temennisi oldu. Boyne tarafından yazılmış “Çizgili Pijamalı Çocuk” kitabı kitapsever herkese tavsiyemdir.