Birol Keskin'in 11 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun Ramazan Bayramı ve Trabzonspor’un şampiyonluğu vesilesiyle çıktığı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı seferine dönüşen Rize, Trabzon Karadeniz gezisine davet edilip viaypi otobüsünde fotoğraf çektiren gazeteciler üzerinden tartışılmaya devam ediyor.

Önce sosyal medyada başlayan tartışmalar, İmamoğlu’nun parmak sallaması, ‘vız gelir tırıs gider’ demesi üzerine her türlü medyada geniş yankı buldu ve siyasi yelpazenin bütün renkleri tartışmaya katıldı;  kimi alevlendirmemek için su döktü, kimi bilerek, bilmeyerek benzin döktü, alevler gökyüzünü kapladı, her yerden görünür oldu ve artık sosyal- bilimsel temelde olan biteni ele almak gerekti.

Haberleri izleyince Ekrem İmamoğlu’nun tarih dersi alması gerektiğini düşündüm. Hem siyasal tarih hem de toplumsal tarih dersine ihtiyacı olduğu çok açık. Hakkını yemeyeyim, belki tarihi biliyordur ama ben burada kısa kısa notlarla özetleme yapmaya çalışayım.

                         *   *   *

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel başkan yardımcılığı yapan Aydın milletvekili Bülent Tezcan,  Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) birinci çıktığı seçimleri hatırlatarak 2019 yerel seçimleri için şöyle demişti:

“31 Mart yerel seçimleri 30 yıl sonra 89 ruhunun yeniden canlandığı seçimler olacak”

Öyle de oldu, Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok önemli ve verimli planlamasıyla CHP, 30 yıl sonra ittifak ortaklarıyla ve bütün toplumsal muhalefetin desteğiyle birlikte başta İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Adana, Hatay olmak üzere yerel yönetimlerde adeta iktidar oldu.

Şimdi gelelim 1989 yılına neden atıf yapıldığına ve kısa tarih dersine: 12 Eylül 1980 Faşist darbesinden sonra burjuvazi, emekçi sınıfları ve onların öncüsü gençleri işkencelerle, zindanlarla, idamlarla ezip bitireceğini sandı ama tarih yeniden doğuşlara tanıktı ve öyle oldu. Zenginler kulübünün başının mektubunu emir telakki eden ve darbecilikten ceza alan dönemin generalleri, ne yapsalar bir türlü dipten gelen dalgayı durduramıyorlardı. Cezaevlerinden çıkan gençlerin halkla buluşmasıyla yeniden gecekondularda sol dalga esmeye başladı ve SHP 1989’da birinci parti oldu.

Anavatan Partisi’nin adeta ‘altta kalanın canı çıksın’ ve ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ mantığı ile liberal ekonomi (güya) yürüttüğü kapitalizme itirazla iktidara gelen SHP’li belediyeler, rahmetli ANAP Lideri Turgut Özal’ın kadroları ve aynı mantığı ile çalışınca bu kez 1991 genel seçimlerinde halk cezalandırdı ve SHP birincilikten düştü, ikinci parti oldu.    

Oysa, o günkü SHP yöneticileri ve bugün ardılı olduğunu söyleyenler ve bu yazıdaki esas kişi Sayın Ekrem İmamoğlu, liberal kapitalizmin babası sayılan Adam Smith’i okusaydı durum çok farklı olabilirdi. 1776'da “Toplumların Refahı”nı yazıp kapitalizmin serbest rekabetçi dönemini anlatan Adam Smith  “Laissez faire, laissez passer!” (Bırakınız yapsınlarbırakınız geçsinler! ) sözü ile de tarihe geçti. Bu sözü herkes, istediği yerden anladı!

Kapitalizmin ilk döneminde burjuvazi kendinden önceki feodalizme göre ileri toplum öngörüyordu ve burjuva demokrasisi ile de öyle oldu. Kapitalizmle birlikte tarih sahnesine yeni bir toplumsal sınıf çıktı: işçiler!

İşçiler-emekçiler, ezilenler, her türlü ezilenler, cinsiyetlerinden dolayı, renklerinden dolayı, ırklarından dolayı, bölgelerinden dolayı, inançlarından dolayı ezilenler, yani halk, toplumsal dönüşümlerde önemli roller oynamaya başladı. Artık iktidarlar Tanrı-Krallardan, Şahlardan, Çarlardan, Padişahlardan alındı ve “madem üreten biziz yöneten de biziz” diyen halka geçti… diyecektim ki burjuvazi uyandı, kapitalizmin sosyalizme evrilmesini önlemek için sosyalist talepleri sosyal taleplerle kısmen karşılamak zorunda kaldı. Bu talepleri üzerinden de alt yapı üst yapıyı belirledi ve sosyal demokrat partiler doğdu.

İşte, Ekrem İmamoğlu’nu ve CHP’yi ve bütün muhalefeti bugün yerelde iktidar yapan bu toplumsal tabandı.

Ekrem İmamoğlu, bu toplumsal dalga sırtında mı iktidara geldi yoksa Ekrem İmamoğlu var diye mi bu toplumsal dalga oluştu!

Sanırım İmamoğlu ikinci seçeneğe inanıyor ve kendisini, iktidara taşıyan toplumsal dinamiklerin üstünde görüyor.

Umarım CHP ve diğer muhalefet partileri bu tarihi gerçeklere sırt dönmez ve toplumsal kesimlerin dipten gelen taleplerini şımarmadan, üstten bakmadan, kibirlenmeden yerine getirmeye çalışırlar.  

Yoksa, toplumsal dinamiğin temel taşları yerinde duruyor… Tarih de ders alınmayı bekliyor.